Suriye’de geçici hükümet: “parça parça ele geçirme”nin bir iktidar stratejisine dönüşümü

Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Kuzey Suriye’de diğer fraksiyonlar üzerinde hakimiyetini tesis etmesinin ardından, artık geçici hükümetin “parça parça ele geçirme” olarak tanımlayabileceğimiz bir yönetim stratejisinden bahsedebiliriz. Bu yöntem, rakipler üzerinde ani ve doğrudan bir zafer yerine, onları kademeli olarak yenilgiye uğratmayı esas almaktadır.

Bu yaklaşım uzun vadeli stratejik sabra dayanır. Rakip tarafı zayıflatmak ya da kuşatmak için uygun anı, ister iç ister dış koşullardan kaynaklansın, beklerken; kapsamlı bir askeri çatışmaya ya da doğrudan belirleyici bir hesaplaşmaya başvurmadan, rakiplerin yapılarını aşamalı biçimde çözmeyi hedefler. Böylece koşulların dayatılması ve tam kontrolün pekiştirilmesi daha kolay hale gelir.

Bu strateji, rakibin meşruiyetini ortadan kaldırmakla başlayan, ardından onun hatalarından yararlanan, örgütlü medya ve halk kampanyaları yoluyla imajını bozan ve nihayetinde üzerine yürüyen açık bir sıra izler.

HTŞ bu taktik sayesinde, “Saldırıyı Caydırma” operasyonundan yıllar önce İdlib’de siyasi ve askeri kontrolünü kurmayı başardı. Şam’a yönelme zamanı geldiğinde ise örgütsel gücü sayesinde fraksiyonları “kurtuluş” savaşı içinde kendi bayrağı altında birleştirebildi. Aynı zamanda katılan güçlere iktidar içinde sınırlı mevkiiler vaat ederek, fiili ve mutlak nüfuzundan vazgeçmeden siyasi hakimiyetini güçlendirdi.

Bugün ise HTŞ iktidara ulaşıp bakanlıkların çoğunu ve devletin temel kurumlarını kontrol altına aldıktan sonra, bu yöntem artık geçici bir taktik olmaktan çıkmıştır. Ulusal, dini ve ideolojik farklılıkları aşan, iktidarın yönetimi ve rakiplerle ilişkilerin düzenlenmesinde kullanılan kapsamlı bir stratejiye dönüşmüştür.

Öte yandan, bu yöntem kritik anlarda büyük krizlere yol açtı. Sahil bölgesinde ve Süveyda’da yaşanan katliamlar bunun örnekleridir. Dahası, bu politika, geçiş hükümetinin aradığı meşruiyet ve istikrarı sağlamayı da başaramadı. Çünkü “ötekini aşamalı biçimde içerip ona iktidardan kırıntılar vermek” yaklaşımı sürekli gerilim yaratmakta ve iddia ettiği siyasi çoğulculuğu büyük ölçüde biçimsel hale getirmektedir. Farklı mezheplerden bazı bakanların ya da bazı kadınların görevlendirilmesi bunun örnekleridir. Buna karşılık, Suriye Demokratik Güçleri ile kurulan ilişki mevcut nüfuz paylaşımının doğasını en açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu ilişkide öncelikli olan Kürt halkının hakları değil aygıtların çıkarları oldu.

Öte yandan bu denklemi, Suriye sol muhalefetinin krizine değinmeden anlamak mümkün değil. Mevcut hükümetle mücadele etmek için öncelikle iktidarın yapısının, işleyiş yöntemlerinin ve zayıf noktalarının bilimsel biçimde analiz edilmesi gerekir. İkinci olarak ise genel strateji ile günlük taktikleri birbirine bağlayan açık bir siyasi program oluşturulmalı ve bu taktikleri gerçekliğin gelişimine göre değiştirebilecek yeterli esneklik korunmalıdır.

Sol muhalefetin en önemli zayıflıkları, ekonomik, toplumsal ve demokratik talepleri bütünlüklü bir vizyon içinde birleştirebilecek kapsamlı bir programın yokluğunda yatmaktadır. Buna ek olarak örgütsel dağınıklık ve bazı sivil toplum örgütlenmelerinin kimlikleri ve dar bölünmeleri aşan bir siyasi koordinasyon kurmayı reddetmesi, bireysel çalışmayı ve dağınık girişimleri pekiştirmektedir.

Ayrıca eski rejim kalıntılarının meşru talepleri istismar etme girişimleri de göz ardı edilemez. Nitekim hayat pahalılığına karşı 17 Nisan protestolarında bu durum açıkça görüldü. Kendiliğinden başlayan bu protestoları eski rejim yanlıları sosyal medyada kendi girişimleri gibi sundu. Geçici hükümet, bunu tüm hareketi kriminalize etmek için ustaca kullandı. Doğrudan baskı aygıtlarına başvurmadan, protestocuların eski rejimle bağlantılı olduğu iddiasıyla onlara yönelik saldırıların önünü açtı.

Bu nedenle muhalefetin örgütsel ve siyasi olarak korunması, toplumsal ve ekonomik taleplerin meşruiyetini muhafaza etmek ve bunların mevcut herhangi bir burjuva iktidardan bağımsızlığını güvence altına almak için temel bir zorunluluk haline gelmektedir.

Gerçekte bugün karşı karşıya olduğumuz şey, sağlam bir toplumsal meşruiyetten yoksun bir geçiş hükümetidir. İktidara gelişinin üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen hükümet, devrimin yükselttiği temel taleplere, özellikle de işçilerin ve yoksulların yaşadığı ağır geçim krizine ilişkin ciddi ya da kalıcı çözümler sunamadı.

Örneğin hükümet, kaynaklar bakımından zengin olan Cezire bölgesinin kontrolünü ele geçirdikten sonra bile bu durum kitlelerin yaşam koşullarında herhangi bir iyileşmeye yol açmadı. Tam tersine, yakıt fiyatları ve elektrik faturalarındaki artışlarla birlikte koşullar daha da kötüleşti, bu da hükümete yönelik halk eleştirilerinin daha görünür ve yaygın hale gelmesine neden oldu.

Bu durum, hükümetin buğday alım fiyatını açıklamasının ardından Rakka, Deyr El Zor ve Dera’da yüzlerce çiftçinin düzenlediği protestolarda açıkça görüldü. Çiftçiler, hızla artan üretim maliyetleri karşısında açıklanan fiyatı adaletsiz ve yetersiz buldu. Bu fiyatın ne beklentilerini karşıladığını ne de yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve tarım sektörüne daha fazla destek sağlanması yönündeki taleplerine yanıt verdiğini ifade ettiler.

Son aylardaki en dikkat çekici işçi seferberliklerinden biri ise Şam’ın güney kırsalında bulunan bir sanayi tesisi olan Zenobia Şirketi’nde yüzlerce işçinin gerçekleştirdiği grev oldu. İşçiler daha yüksek ücretler, daha iyi çalışma koşulları ve daha güvenli bir iş ortamı talep ettiler. Bu grev, ücretler ile yaşam maliyeti arasındaki uçurumun derinleştiği koşullarda işçi sınıfının yaşam koşullarındaki ağır gerilemeyi yansıtıyor. Aynı zamanda, işçilerin günlük yaşamlarını doğrudan etkileyen acil ekonomik ve toplumsal talepler etrafında örgütlenme ve eyleme geçme yönündeki eğilimin güçlendiğine de işaret ediyor.

Sonuç olarak, hükümetin yabancı yatırımlar ve özelleştirmeler yoluyla kalkınma sağlama vaatleri boş hayallerden ibarettir. Derin yoksulluk, işsizlik, barınma krizi ve düşük ücretler gibi acil sorunlar ancak gerçek ve köklü önlemlerle çözülebilir. Bu önlemler, Esad oligarşisinin servetlerinin kamulaştırılmasıyla, eski rejimin borçlarının reddedilmesiyle ve ülkenin zenginliklerinin işçi sınıflarının ve yoksul halk kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için seferber edilmesiyle başlamalıdır.

Geçiş adaleti ve farklı ulusal ve dini toplulukların hakları konusunda da hükümet politikası esas olarak oyalamaya ve muhalefeti bölmeye ya da denetim altına almaya dayanmaktadır. Aynı durum işgallere, yabancı askeri güçlerin varlığına karşı ulusal egemenliğin tesisi ve Siyonizme karşı mücadele başlıkları için de geçerlidir.

Bu nedenle işçilerin ve ezilen kesimlerin acil ekonomik ve demokratik taleplerini ortaya koyan ve kitleleri bu talepler etrafında seferber etmeyi hedefleyen bir siyasi plana ihtiyacımız var. Bu temelde, özgürlük ve onur sloganlarına bağlı kalmaya devam eden tüm mücadele öncülerini ve aktivistleri ortak bir mücadele programı etrafında birleşmeye çağırıyoruz.

Bu yolun ne en kolay ne de en kısa yol olduğunun farkındayız. Ancak emekçiler için burjuva ve emperyalist güçlerden bağımsız, gerçek ve ciddi bir alternatifin ancak bu yolla inşa edilebileceğine inanıyoruz.

Yorumlar kapalıdır.