Ergenekon’da hayırlı işler!

Ergenekon davasının 12. dalgasının, dikkat çekici bir yönü de birçok üniversite rektörünün, ÇYDD, ÇEV gibi öğrencilere burs dağıtan kurumlardan çeşitli kimselerin alınmasıydı.

Ve bunun sonucunda medya başta olmak üzere, toplumun bir bölümünde Türkiye’nin “aydınlık” yüzü olan bilim insanlarının(!), ÇYDD gibi güya öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak dışında hiçbir amaç gütmeyen kurumların nasıl olur da bir terör örgütü ile bağlantıları olabileceği yaygarası koptu.

Oysa bu ne büyük bir zihin yanılsamasıdır ki, çok yakın bir zamanda Mustafa Balbay’ın günlüklerinde birçok üniversitenin rektöründen “Kubilay” olarak bahsediliyordu.

Yine sanıklardan Ümit Sayın, üniversitelerde personel hakkında istihbarat topladığını, beyan ediyordu. Cumhuriyet mitinglerini Şener Eruygur’larla düzenleyen, ÇYDD, ADD gibi kurumlardı. Öyleyse üniversitelerin gerçek sahipleri öğrenciler olarak, bu hocaların ve kurumların, ne kadar “aydın” ve eğitim gönüllüsü olduklarını bizden daha gerçekçi yorumlayacak insanlar olduğunu sanmıyoruz. Bu yüzden kendilerini bu davanın avukatı ve savcısı ilan eden burjuva partilerinin ikiyüzlü sözleri, bizim gerçeklerimizle epey çelişiyor.

Rektörlerden ismi en çok ön plana çıkarılan Mehmet Haberal’ın; adının birçok yolsuzluğa karıştığından, şoven yayınlar saçan Kanal B’nin sahibi olduğundan, yine Doğu Perinçek, Şener Eruygur gibi isimlerle Milli Egemenlik toplantıları yapmış bir patron olduğundan pek bahsedilmiyor.

Söylemek gerekirse bu “Ergenekon Üniversitesi” profili ve onun başındaki rektörler bize çok tanıdık geliyor. Bu rektörler, üniversitelerin piyasalaşmasına hizmet eden, muhalefet eden öğrencileri bölücülükle suçlayıp okuldan atan, faşist örgütlenmeleri destekleyen, öğrencileri kimliksizleştirme politikalarının baş denetleyicileri olanlardan sadece bir bölümü.

Yazarın diğer yazıları

Nitekim bu dalgayla birlikte daha çok; üniversitelerin baskıcı ve karanlık yanıyla birlikte, bilimden çok kontrgerilla örgütlenmeleriyle uğraşan birçok rektörün niteliği de teşhir edilmiş oldu.

Yine aynı dalga, ÇYDD, ÇEV gibi kuruluşlara da bir göz atmamıza vesile oldu. Bu kimseler, kendilerini hayırsever olarak tanımlayıp, tek amaçlarının da “laik” cumhuriyeti koruyan bireyler yetiştirmek olduğunu söylüyorlar. Oysa bu bir laiklik değildir; ötekini dışlayan, tek tip bireyler yaratan, modernite, çağdaşlık kavramlarıyla gizlenmiş; şovenizmle harmanlanmış bir laiklikten bahsediyorlar.

Aynı zamanda bu bir hayırseverlik de değildir. Kürt olmak, muhalif durmak, onların aktivisti olmayı reddetmek burs alamamanız için bir gerekçe olabiliyor. Ayrıca bursunuzun sürekli olmasını istiyorsanız; eğitim seminerlerine, cumhuriyet mitinglerine katılmanız şart, aksi takdirde bursunuz kesiliyor.

Ne yazık ki ÇYDD ya da diğer burs veren tüm kurumların, aslında bize yardım etme gibi bir dertleri olmadığı belli. Bu sözde laik ya da Sünni misyonerlerin, öğrencilerin kötü hayat koşullarını fırsat bilip burs vererek, bizleri kendi pis burjuva ideolojilerinin bir parçası yapmak dışında hiçbir amaç gütmedikleri açık.

Dolayısıyla bizler, burs dilencisi olmayı değil; eğitimin, barınmanın, ulaşımın ücretsiz olmasını talep ediyoruz! Öğrencileri denetleyen rektörlük kurumunun lağvedilmesini; üniversitelerin öğrenci denetiminde yeniden demokratik bir şekilde örgütlenmesini istiyoruz!

Yazan: Dicle Nadin (23 Nisan 2009)

Yorumlar kapalıdır.