“Ürkütürsek kuş kafese girmez!”

75

Ergenekon soruşturması kapsamında, İSTEK Vakfı’na ait Poyrazköy’deki boş arazide yapılan kazılarla ilgili ele geçen deliller ve azınlıklara yönelik suikast iddialarına ilişkin yürütülen “Kafes” soruşturması, iki albay ve bir yarbayın tutuklanmasıyla yeni bir dönemece girdi.

Nisan ayında, yapılan kazılar sonucu lav silahları ve bombalar bulunmuştu. Bu olaydan sonra tutuklananlar arasında bulunan Emekli Binbaşı Levent Bektaş’tan elde edilen birçok dokümanla, şifreli halde CD’lere kaydedilen Kafes Eylem Planı’na ulaşıldı.

Azınlıklara ve öğrencilere yönelik katliam planı

Bu planın amacı, ‘ülkede kaosa varan eylemler yaratarak, darbe planlamak ve gayrimüslimlere yapılan saldırıların sorumluluğunu dini grupların ve AKP’nin üzerine atmak’ şeklinde ifade ediliyor. Bu eylem planının ilk aşamasında, azınlık gazete ve dergi aboneleri fişleniyor ve Agos abonelerine “özel paket” hazırlanması planlanıyor, cemaat listeleri ve azınlık öğrencilerin adreslerinin kayıt edilmesi de yine bu hazırlık çerçevesinde. Planın ikinci aşaması korku oluşturmaya yönelik: Agos gazetesi abonelerinin adreslerinin internet ortamında yayınlanması ve bu kişilerin tehdit edilmesi, Adalar bölgesinde ‘Ya öl ya da terk et’, ‘Tekrar denize döküleceksiniz’ gibi sloganların yazılması. Takiben eylem planında da; azınlık nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde bombalı eylem planları, ev ve iş yerlerinin kundaklanması, Koç Müzesi’nde bulunan denizaltına patlatıcı yerleştirilmesi ve öğrencilerin yoğun olduğu bir vakitte patlatılması var.

CHP’nin bu katliam planını, “faso fiso” olarak nitelemesi, Erdoğan’ın ise, “fazla konuşmak kurumları yıpratır” telkini, burjuvazinin içine düştüğü krizin eteğinden dökülen taşları saklama çabasının bir göstergesi. Nitekim Başbakan’ın bu açıklamasını, İlker Başbuğ ile görüşmesi ardından yapması, bu süreçte de ordu ile hükümetin uzlaşarak “durmak yok, yola devam” dediğini gösteriyor. Bu tip bir uzlaşı, burjuvazi arasında çatışmalarla örülü bir yol olsa da, aksi durumlarda devreye planlar aracılığıyla devlet terörünün girdiği bilinen bir gerçek.

Devlet terörü: Ya kafeslenensin ya da kafesleyen sensin

Planda, “28 Şubat” sürecine benzer bir hazırlık, hedefte de görünen o ki AKP var. Fakat ilginçtir ki, Başbakan da bu plana gizlice arka çıkıyor, panik yaratmamak için temkinli konuşuyor. Yani kendisi pek ürkmemiş gibi. Neden, çünkü kafese girecek olan o değil aslında; kafese girenler: Ermeniler, Rumlar, muhalifler, emekçiler, öğrenciler… Hafızamızı biraz zorlayalım, daha bir sene önce, 2008 Kasım ayında Koç Müzesi’nde TNT kalıpları ve patlayıcılar bulunmuştu. Müze yetkilileri, bu eylem planında ismi “başkan” olarak geçen, Feyyaz Öğütçü’yü aramış; patlayıcılar “ünlü” Poyrazköy arazisinin yanındaki SAS Komandoluğu’na götürülmüştü. Bu olayın nasıl kurgulandığını şimdi bu eylem planında görüyoruz. Hedefte bizler varken, bu planı dikkate almamak mümkün mü?

Ya ordunun bu patlayıcıları sağlaması ve azınlıklara yönelik katliam planları iddiaları basit bir tesadüf mü? Unutmayalım, bu topraklar Hrant’ın öldürülmesinde, 6-7 Eylül, Rahip Santoro ve Malatya Zirve Yayınevi katliamlarında devletin, ordunun rolünü belleğinde taşıyor. Yine, yıllar önce 16 Mart Katliamı’nda da, Abdullah Çatlı’nın İstanbul’da bir askeri birlikten TNT kalıpları ve patlayıcılar temin etmesi de dönemin mahkeme kararıyla kesinleşmişken, bu tablo bir katliam geleneğini resmediyor.

Adı açıkça, devlet terörü olan bu gibi planlar, burjuvazinin kendinden saymadığı bütün kesimlere yöneliktir. Burjuvazinin her kampı, daha fazla temsil edilme ve pastadan pay koparma kavgası içindedir. Bu çatışmanın parçası olmasak bile, hedef tahtasındaki unsurlar olarak yerimiz değişmez. Ve katliam, bazen de, bizim olmayan bir savaşın bedelini ödememiz anlamına gelir.

Yazan: Dicle Nadin (30 Kasım 2009)

Yorumlar kapalıdır.