Kapitalizmin kâr hırsı insanlığı yok ediyor!

110

Sanayi devrimi gerçekleştikten sonra üretimin fabrikalara kayması, bu fabrikalarda kullanılan ve buhar gücüyle çalışan motorlar sanayi devriminin başlangıcıydı. Zamanla makineler gelişti, fabrikalar çoğaldı. Kapitalizmin kâr hırsı giderek arttı ve buna paralel olarak enerji ihtiyacı da arttı. Aslında doğada yenilenebilir enerji kaynakları bol miktarda var. Bunlar rüzgâr, güneş, jeotermal, ve biyoenerji gibi enerji çeşitleridir ve doğaya da uyumlu ve çevre dostu enerji sağlarlar.

Son dönemde Türkiye, atom santrallerini tartışırken tam da bugünlerde Japonya’daki deprem ve tsunami gündeme atom santrallerini getirdi. Japonya gibi bir ülkede bile bu kadar tehlike saçan santraller, ülkeyi yönetenlere ders olacağı yerde Mersin-Akkuyu’da yapılacak nükleer santralin yapımı için çalışmaları hızlandırma kararı aldılar.

Japonya’nın Fukuşima bölgesindeki Daiiçhi Nükleer Santrali’ndeki reaktörlerden çevreye halkın sağlığını tehlikeye sokacak boyutlarda radyasyon yayılmaya başladı. Santralın altı reaktöründen dördü geri dönülmez şekilde sızıntı veriyor, diğer iki reaktöründe akıbeti aynı olacak gibi görünüyor. Soğutma çalışmaları her iki reaktörde de devam ediyor. Suya karışan radyoaktif iyot, normalden tam üç bin beş yüz kat fazla! Bu iyot suya, havaya ve gıdalara karışmış durumda. Japonya ne yazık ki bir felaketin eşiğinde!

Doğaya uyumlu olmayan, doğada barınamaz

Doğa, insanlıktan intikam alıyor. Çünkü doğaya uyumlu olmayan, doğada barınamaz. Nükleer santraller doğaya uygun değil. Japonya’da bunlar yaşanırken santralin işletmecisi Tepko’nun Japon halkına doğruları söylemediği de anlaşılmış durumda. Tepko, gerçekleri saklayarak tehlikenin halktan gizlenmesi yolunu tercih etti. Ama son durum gerçek tehlikeyi göz önüne serdi. Tehlike büyüktü. Radyoaktif sızıntı suya ve havaya karışmış durumda…

Bir tanıdık görüntü de gazetelere yansıdı. Tokyo valisi Shintora Isihiara musluktan su içip, “Bakın hiçbir tehlike yok” diyerek poz verdi. “Tanıdık” dedik, çünkü 1986’daki Çernobil nükleer kazasında biz de böyle görüntülere tanık olmuştuk. Dönemin bakanlarından Cahit Aral radyasyonsuz olduğunu ispatlamak için çay içmişti. Ama ne acıdır ki, Karadeniz’de kanser vakalarında o dönemlerden sonra patlama olmuş, çok sayıda insan kanser dolayısıyla hayatını kaybetmişti. Tarih bu tür olayları güncesine yazıyor ve insanlık bunu unutmuyor.

Bütün dünyanın ayağa kalktığı Fukuşima Nükleer Santrali’nden yayılan radyasyon için Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’ndan ilginç bir yanıt geldi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Japonya’nın Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki sızıntının Türkiye’ye ulaşma ihtimaline karşı iyimser konuşarak dağlar ve akımlar radyasyon bulutlarının Türkiye’ye gelmesini engeller diyerek ne kadar zeki olduğunu da kanıtlamış oldu. Gerçi radyasyon bulutları Avrupa’nın kapısına dayandı ama Çevre Bakanı belki de bulutların önüne set çekecek, bu kadar emin konuştuğuna göre bir bildiği vardır…

Gelecek nesiller de tehlike altında

Radyasyonun sağlık üzerindeki etkilerini anlatan İstanbul Bilim Üniversitesi’nden Radyasyon Onkoloğu Doç. Dr. Şefik İğdem, radyoaktif maddelerin vücuttaki en temel hedefinin DNA olduğunu belirtti. Doç. İğdem, radyasyonun insan vücudundaki seyri, kısa ve uzun vadedeki sonuçları hakkında şunları söyledi:

“Radyasyon, DNA üzerinde tamiri zor kırıklar meydana getirerek DNA’nın replikasyonunu yani çift sarmallı DNA’nın kendini kopyalaması işlemini engelliyor. Böylece hücre bölünemiyor veya bölünmeye çalıştığı zaman ölüme doğru yönlendiriliyor. Bu konudaki bir başka senaryo ise hücrede meydana gelen DNA kırığının, bir hata olarak bir sonraki nesle aktarılmasıdır. Bu aktarılma sonucunda mutant, yani bozulmuş ve hasarlı hücreler bir şekilde diğer hücrelerin kontrolünden kurtularak yeni bir kanserizasyona yol açar.”

Dünya ölüm saçmaya hazır santrallerle dolu

Dünyada halen 30 ülkede faal durumda 438 nükleer santral var. Yani her yanımız ölüm saçmaya hazır reaktörlerle dolu. Bu yetmezmiş gibi Mersin-Akkuyu’ya bir nükleer santral yapılacak, bir de Sinop’ta santral yapılması düşünülüyor. Dünya var olan santralleri kapatmaya çalışırken AKP iktidarı çevreyi düşünmeden tehlikeli oyunlar peşinde. Bunun altında nükleer bomba elde etme sevdası yatıyor. Bunu halka açıkça söyleyemiyorlar. Şimdi Japonya Fukuşima Santrali’ni kapatmaya çalışıyor ama bu o kadar kolay değil. Bu santraller tam bir baş belası. Santrallerin kapatılması için kamikaze denilen insanlar kendilerini feda ediyorlar. Gazeteler methiyeler düzerek onların kahramanlığını anlatıyor ama asıl sorumlular evlerinde rahat döşeklerinde yatıyor. Olan yine emekçilere oluyor. Kapitalistler ve onların uşakları kasalarını dolduruyor. İnsanların ölmesi, gelecek nesillerin sakatlanması pahasına dünyayı kirletmeye devam ediyorlar. Bu oyunlara karşı koymamız gerek. Kimsenin dünyamızı ve hayatımızı kirletmeye hakkı yok!

Enerji ihtiyacımız yenilenebilir kaynaklarla sağlanabilir. Nükleer tehlikeyi gelecek nesillerin korkulu rüyası haline getirmeye kimsenin hakkı yok. Çernobil uzak tarih değil, 1986 yılında meydana gelen nükleer santral kazası insanların genleri üzerinde de etkili oluyor. Çernobil kazasından sonra bölgede sakat ve genetik bozukluklar iki kat arttı.

Almanya nükleer santrallerini geçici olarak kapattı ama AKP hala ısrarlı. İzin vermeyeceğiz!

Çocuklarımızın geleceği ile oynayamazlar!

Temiz enerji mümkün!

Nükleer santrallere hayır!

Yorumlar kapalıdır.