Her şey sermaye için
Türkiye kapitalizmi içinde bulunduğu cendereden kendi olanaklarıyla çıkabilecek yeterli sermaye birikimine ve sosyoekonomik olanaklara sahip değil. Bunun temelinde ise kapitalizmin küresel ölçekte bir dünya sistemi olması ve uluslararası işbölümüne dayanması yatıyor. Bu aynı zamanda tüm ülkelerin belli bir düzeyde birbirlerine bağımlı oldukları ve sadece kendi olanaklarıyla kendi krizlerini çözemeyecekleri anlamına gelir. Buradan şu sonuca varabiliriz:
Tekil olarak Türkiye’de önümüze sürülen her türlü ekonomik program, sanayi hamlesi ya da düzenleyici hukuksal adımlar son tahlilde nihai problemleri çözmek yerine sermaye için günü kurtarmak, sorunları hasır altı etmek ve düşen kârlılıkları geçici olsa da artırmaya dönük sığ, gerçek çözümden yoksun ve geçici hamlelerdir.
Sıcak paraya bağımlı, dış ticarette sürekli cari açık vererek büyüyebilen, kronik enflasyon sorunu olan, dış politikada cereyan eden her türlü gerilimden sonuna kadar etkilenen Türkiye kapitalizmi, küresel kapitalizmin kendi yapısal sermaye birikimi krizini aşamadığı bir ortamda, yukarıda bahsettiğim geçici önlemleri sürekli olarak önümüze “çözüm” diye koyuyor.
Bu giriş, haziran başında yürürlüğe giren yeni vergi ve sermaye teşvik paketinin altında yatan nedenleri anlamlandırmak içindi. Sermayenin düşen kârlılıklarını artırmak, vergi yükünü biraz daha emekçilerin sırtına yüklemek için daha önce defalarca muadillerini gördüğümüz bu yeni düzenleme, yurtdışı kaynaklı gelirler için uzun süreli vergi istisnaları getirirken, ihracatçı şirketler ve teknoloji girişimleri için yeni teşvikler öngörüyor.
Yurtdışından getirilecek sermayenin vergilendirilmemesiyle sıcak paranın akmasına yol veriliyor. Yurtdışında bulunan veya kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, döviz, altın, pay senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilerek ekonomiye kazandırılması, her türlü kara paranın da ülkeye girişinin önünü açacak bir hamledir.
Bunu dışında “Nitelikli Hizmet Merkezi” olarak faaliyette bulunan kurumların, faaliyetleri kapsamında yurtdışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisinden düşebilecek. Nitelikli Hizmet Merkezi nedir diye baktığımızda ise, en az üç farklı ülkede faaliyet gösteren ve gelirlerinin en az yüzde 80’ini yurtdışındaki ilişkili şirketlerden elde eden sermaye şirketleri olarak tanımlandığını görüyoruz. Hatta bu merkezlerde çalışan nitelikli hizmet personeline, brüt asgari ücretin üç katına kadar gelir vergisi istisnası sağlanacağını görüyoruz.
Devlet, vergilendirilebilir hem iç hem dış sermayeyi, ülkeye girişlerini ve kârlılıklarını artırma pahasına vergilendirmeyerek ödüllendiriyor. Ama market alışverişinde, kahve içerken, benzin alırken, sinemaya giderken günde dolaylı olarak defalarca vergi ödeyen, hayat pahalılığını her an hisseden milyonlarca emekçi için bırakın vergi düzenlemesini temmuzda ücret zammını bile programına almıyor. İşçilerin acil talepleriyle neden bağımsız ve birleşik bir mücadele hattı örmeleri gerektiği başta anlattığım yapısal durumla birleştiğinde anlam kazanıyor.
Yorumlar kapalıdır.