Eylemdeki Ağaç A.Ş. işçilerinden Kezban Karlık: “Sonuna kadar direneceğiz çünkü biz haklıyız”

Date:

Share post:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan Ağaç A.Ş.’de çalışırken güvenlik soruşturması bahanesiyle işten çıkarılan işçiler yaklaşık dört aydır işlerine geri dönmek için Saraçhane’deki eylemlerini sürdürüyor. Taleplerinin sonuçsuz kalması üzerine açlık grevine de başlayan işçilerden Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası (BTO-SEN) üyesi Kezban Karlık ile öncülerinden olduğu bu mücadele üzerine 22 Ağustos tarihinde gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi paylaşıyoruz.

Söyleşi: Gazete Nisan

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz ve direnişiniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Tabii ki, ben Kezban Karlık. Beş yılı aşkın bir süredir Ağaç A.Ş. personeliydim. İşe 2021’de girdim.

Ağaç A.Ş.’ye girerken sicillerimiz araştırıldı. 2022’de de Süleyman Soylu’nun kamuoyuna yansıyan söylemleri üzerine hakkımızda bir kez daha arşiv araştırması yapıldı. Yıl 2026 olmuşken Ağaç A.Ş.’den bir telefon geldi ve Genel Müdür Yardımcısı’nın bizimle görüşmek istediği söylendi. Konunun ne olduğu hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Randevu günü ve saatinde orada olduğumuzda ise önümüze fesih bildirimini koydular. Neden olduğunu sorduğumuzda “valilik kararı” dediler.

İtiraz ettik. Böyle bir uygulamanın olamayacağını, yeni personel olmadığımızı, bunun keyfiyete dayalı bir işlem olduğunu söyledik. Biliyorsunuz kamuda çalışmaya engel olan iki tane suç tipi var: Yüz kızartıcı suçlar ve terör suçları. Bu kapsama giren bir suçumuz olmadığını dile getirmemize rağmen ne yazık ki tazminatlarımızı yatıracaklarını söyleyip bizi oradan gönderdiler.

Bunun üzerine 30 Nisan’da direnişe başlama kararı aldık ve 115 gündür Saraçhane’de eylemlerimize devam ediyoruz. Bu süre içerisinde bize somut bir geri dönüş yapılmadığı ve taleplerimiz karşılık bulmadığı için açlık grevine başlamaya karar verdik. Bugün açlık grevimizin 12. günündeyiz. 10 gün kadar süreyle açlık grevimizi İBB binasının tam karşısındaki parkta yaptık. Yine bizi görmediler. Bunun üzerine de açlık grevimizin 10. gününde, eylemimizi İBB başkanlık binası girişine taşımaya karar verdik. Arkadaşlarımızla oraya geçtik. Çünkü hiçbir şekilde sesimizi duymadılar, bizleri görmediler, görmek istemediler daha doğrusu.

Bunun akabinde de dün, yani açlık grevimizin 11. gününde, eylemimizin 114. gününde İBB Başkan Danışmanı Yiğit Oğuz Duman sendikamızdan bir görüşme talebinde bulundu. Pazartesi (24 Ağustos) bir görüşme olacak. Umarız bizler için olumlu olur. Biz de onlara bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar eylem yerimizi karşıya aldık.

Sizinle beraber toplamda kaç işçiyi bu şekilde işten çıkardılar?

Çıkarılan 103 arkadaşımız var ama o dönemde bu sayıyı bilmiyorduk. Görüşme taleplerimiz karşılık bulmadığı için biz başkanın nereye gittiğini araştıra araştıra, ancak 17 Haziran’da Nuri Aslan’a (İBB Başkan Vekili) Ümraniye’de bir spor salonunun açılışında ulaşma fırsatı bulduk.

O zamana kadar devam eden bu işten çıkarmalar gayet planlı, programlı bir şekilde yapılmıştı. Günün belirli saatleri belirli işçilerle görüşme için ayrılmış ve haftada ortalama on işçinin çıkartılma planı yapılmıştı galiba. 17 Haziran’a kadar yaşanan süreçte bu programın haftalık yapıldığı, örneğin pazartesi günü beş tane işçi çıkarılacak; işte saat 13’te bir işçi, 14’te bir işçi, 15’te bir işçi gibi, çıkarılan işçilerin hiçbir şekilde birbirinden haberi olmasın gibi bir senaryo yazıldığı çıktı ortaya.

Çünkü Ağaç A.Ş. normal bir kurum gibi değil. Anadolu ve Avrupa Yakası olmak üzere 21 tane şantiyesi var. Ve örneğin Sarıyer şantiyesinin bir ucu Beşiktaş’a uzanırken, diğer ucu ise Sarıyer’in en uzak kısmında. Yani işçilerin çoğunluğu birbirini tanıma olasılığı bile olmuyor. Aynı şantiyeye bağlı olanların dahi görev yerleri çok farklı. Dolayısıyla birçok işçinin işten çıkarıldığını kendi şantiyesindeki arkadaşları bile bilmiyorlar.

Yıllardır Ağaç A.Ş.’de çalışıyordunuz ve daha önce de güvenlik soruşturmasından geçmiştiniz. Şimdi güvenlik soruşturması bahane edilerek toplu işten çıkarmalar yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu işten çıkarmaların arkasında başka bir neden var mı?

Aslında bu sorunun muhatabı tam olarak yönetimdir. Çünkü ne planladılar ne istediler ne yapmaya çalıştılar bilemiyoruz ama benim açımdan önemli bir şeyi söyleyebilirim. Burada örgütlü olan sendika BTO-SEN’di. 2200-2300 civarında çalışanı olan bu iştirakte 1930 tane üyesi olan, örgütlü olan sendika BTO-SEN’di. Bizim işten çıkarılmamız sonrasında ne yazık ki Ağaç A.Ş.’de toplu iş sözleşmesi imzalama yetkisini Türk-İş’e bağlı sendikaya verdiler. Yönetime hizmet eden ve beş yıldır birbirleriyle davalık olan iki sendikadan Hak-İş davasını geri çekti ve BTO-SEN’in üç senedir barajı aştığı, Türk-İş’e bağlı sendikanın üç senedir barajın altında kaldığı bir ortamda ilk yetki başvurusunu Türk-İş’in yaptığı bahanesiyle yetkiyi verdiler. Aslında işçilerin sendikal iradesine müdahale edilmiş oldu. Burada işten çıkarılan işçilerin çoğu da BTO-SEN sendikasının üyeleri.

İBB, uzun süredir AKP iktidarının antidemokratik saldırılarının hedefinde oluşuyla gündemde iken sizler de bu belediyenin iştiraki tarafından haksızca işten çıkarılmış işçiler olarak aylardır İBB önünde direniyorsunuz. Bu çelişik görüntüyü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda söyleyebileceğim tek şey, insanlara adaletten, hukuktan, haktan bahseden, işçi dostuyum diye geçinen, işte sol partiyiz, demokrasiyi getireceğiz diyen, ne yazık ki bizim de yıllardır desteklediğimiz, bizim partimiz olarak görmüş olduğumuz parti tarafından işten çıkarıldık. İnsanlar biz burada direnirken bizi kayyumun çıkardığını düşündü. Herhalde bir kayyum geldi ve kayyum tarafından bu işçiler çıkartıldı diye düşündü. Yanımıza geldiklerinde biz utanarak ve çekinerek bizleri CHP yönetiminin çıkardığını söylemek durumunda kaldık. Biz bu durumdan aslında çok fazla utanç duyduk. Ama ne yazık ki bu konuda onlar aylardır bizi görmediler, duymadılar. Ve ne yazık ki biz bu sürecin sonunda öğrendik ki yine tabii ki birtakım İBB bürokratları bu işin arkasında. Ama yine bizim seçtiğimiz, seçilmiş başkanlarımızın atadığı bürokratlar bunlar.

Dört aya yaklaşan işsizlik ve sürdürdüğünüz direniş hayatlarınızı nasıl etkiledi?

Burada 20 arkadaşımızla direnişteyiz. Çıkarılan 103 arkadaşımız var. Biz o bir ay içerisinde aslında arkadaşlarımızla da irtibat halinde olmaya çalıştık. Ama ne yazık ki direnişe katılan 20 arkadaş oldu. Biz isterdik ki aslında bütün arkadaşlarımızla direnelim.

Dediğim gibi biz çıkartılırken bize tazminatlarımız verildi. Bir süre tazminatlarımızla da idare ettik. Ama ne yazık ki biliyorsunuz ülke koşullarını. İstanbul gibi bir metropolde hayatta kalmanın çok daha zor olduğu bir dönemdeyiz. Kiralar vesaire. Bunların hepsi çok zor ve gerçekten insanı bu anlamda çok yoruyor.

Biz burada direnirken ne yazık ki bu bizi çok fazla etkiledi. İlk iki aylık süreçte tazminatlar, evet, bizi bir yere kadar götürdü. Ama sonrasında işte insanların buraya güvenerek, yani çalıştığı işe güvenerek yapmış olduğu borçlar vesaire…

Bu iki aylık dayanma gücü dahi hepimiz için geçerli değildi tabii bu arada. Bazı insanların tazminatı ertesi gün bitti. Çünkü işten çıkıyorsunuz ve yapacağınız ilk şey zaten borçlarınızı ödemek oluyor. Çünkü artık güvencesiziz. Sağ olsunlar birtakım yapıların, sendikaların destekleri oldu çünkü bazen direniş alanına gelebilmek bile birtakım destekler gerektirdi.

Bu süreçteki en çok mağdur olansa benim. Çünkü ben bu direniş alanının tek kadın işçisiyim. Bu süreç beni anneliğimden mahrum bıraktı. Ve gerçekten çok zordu. İnanılmaz zordu. Bir anne modeli düşünün. Evde iki tane çocuğu var. Evde yapması gereken, onların hayatını idame ettirebilmesi için bir sürü şeyi yapamıyor. Sağ olsun komşularım, ailem bana bu konuda çok fazla destek oldu ama süreç çok zordu. Eğer pazartesi günü bir olumlu gelişme olmazsa daha da zor olacak ama her şeye rağmen direnmeye devam edeceğiz. Çünkü biz haklı olduğumuzu biliyoruz.

Sendikalardan, emek örgütlerinden, sosyalistlerden, emekten yana herkesten beklentiniz nedir? Onlara bir çağrınız var mı?

Tabii ki de buradaki mücadele biter ya da devam eder. Ama bu saydığımız tüm örgütlerden, sendikalarımızdan, aydınlarımızdan, sanatçılarımızdan… Dünyanın dört bir tarafında biliyorsunuz direnen insanlar var. Hakları için, emekleri için, onurları için direnen tüm arkadaşlarımız için dayanışma gerçekten yaşatıyor. Direnişte olan, hakkı için, ekmeği, onuru için direnen tüm direnişçilerin en büyük gücü, kuvveti dayanışmadan geliyor. O yüzden hep dayanışmayla direnişler büyüyor ve görünür hale geliyor.

Bu anlamda biz şanslıyız, kendimizi şanslı hissediyoruz. Çünkü gerçekten sendikalarımız, emek örgütleri, emek dostları bizi hiç yalnız bırakmadılar. Burası bitsin ya da devam etsin, dayanışma içerisinde kalmak umuduyla diyoruz bizler. Ve bunu bütün dayanışmalar için de bütün direnişler için de umut ediyoruz ve bekliyoruz.

Taleplerinizi açık biçimde sıralayabilir misiniz?

Evet, tabii ki işlerimize geri dönmek istiyoruz. Bizim en büyük talebimiz bu. Yine de eğer değerlendirme yapmak istiyorlarsa bizim de söz hakkımızın olacağı, avukatlarımızın bize eşlik edeceği şekilde birlikte değerlendirelim istiyoruz. Demokratik bir ortamda değerlendirilmek istiyoruz çünkü biliyorsunuz 1 Mayıs’ta bir arkadaşımız işçi bayramına katıldığı için, yani en doğal hakkını kullandığı için, ertesi gün terör damgasıyla evinden gözaltına alındı. Yani 1 Mayıs’ta bir işçi, eğer işçi bayramına katılamayacaksa, bunu terör kapsamında sayacaklarsa, bu olmaz. Biz bunu kabul edemeyiz yani.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Emekten yana olan basın mensuplarımıza teşekkür etmek istiyorum. Özgür basın susturulmamalı. Çünkü basın susarsa halk susar, herkes susar. Sizler bizler için çok değerlisiniz. İyi ki varsınız, teşekkür ediyorum.

Biz bu değerli aktarımlarınız için teşekkür ederiz.

Son Yazılarımız