Bir kavram: endüstriyel futbol
Yeşil sahalar; güçlünün gücünün kurallarla sınırlandırılabildiği, görece daha adil bir rekabetin sağlanabildiği, yürekli oyuncuların bir çanta dolusu paraya karşı galip gelebildiği bir yer olagelmiştir bugüne kadar. Futbol; halkların eğlencesi, tutkusu, büyük kitlelerin ortak duygusu, hayatın acısını bazen unutturan bazen de son derece irrasyonel bir şekilde daha çok acı katan bir oyun olmuştur. Bir oyun… Bugüne kadar…
Aslında futbolun endüstriyelleşmesi bugün tamamlanan veya daha dün başlamış bir şey değil. Neoliberalizmin insana dair tüm duyguları metalaştırması, bu oyunun da bir pazar malı haline getirilmesiyle sonuçlandı yıllar içinde. Popüler bir tabirle şöyle diyebiliriz: Endüstriyel futbol; futbolun arsada değil borsada oynanan halidir.
Bu kavram ilk kez 1980’lerin sonu, 1990’ların başında ortaya çıktı. Yani neoliberalizmin önünde hiçbir engel kalmayıp tüm dünyada rahatça at koşturabildiği yıllar. İngiltere liginin Premier Lig adı altında markalaşması, Şampiyon Kulüpler Kupası’nın Şampiyonlar Ligi’ne dönüşmesi bu piyasalaşmanın ilk adımları oldu. Artık maç yayınları paralı hale gelecek, devasa bahis sektörü devreye girecek ve taraftar yavaş yavaş müşteri haline gelecekti.
Brezilya’nın Dünya Kupası için stat yapma bahanesiyle on binlerce insanı evinden etmesi, Katar’ın kupa organizasyonu için 220 milyar dolar harcarken binlerce işçiyi katletmesi, bugün maçların ortasına su molası adı altında reklam araları yerleştirerek futbolun Amerikanlaşması süreci endüstriyel futbolun ne kadar ileri gittiğinin bir göstergesi.
Yakın geçmişte bir taraftarın maça gitmesi ucuz bir eğlenceyken bugün özellikle büyük takımların maçlarına bilet almak oldukça pahalı. Endüstriyel futbol, para harcamayan taraftar istemiyor. Bu yeni taraftar anlayışı; takımının lisanslı ürününü almak, kombinelere yüksek fiyatlar ödemek, pahalı transferler talep etmek ve sürekli başarı istemek zorunda.
“Yenilsen de yensen de” anlayışı endüstriyel futbolun kabul ettiği bir şey değil. Nihayetinde taraftarlık karşılıksız sevgiyi içeren bir şey ama günümüzde bu sevgi karşılıklı olmalı ve muhakkak dolarlar ve avrolar ile ifade edilmeli. Takımların yaptığı astronomik transfer harcamaları futbol müşterilerini “paketi yeni açılmış bir ürün” hazzına sürüklüyor ve bu müşteriler canları sıkıldıkça yeni paketlerin açılmasını talep ediyor. Güzel futbol, aidiyet, takım ruhu, eğlence gibi şeyler neoliberalizmin dev karnını doyurmuyor. Artık tek bir beklenti var; daha çok harca ve ne yolla olursa olsun kazan.
Endüstriyel futbol piyasasında Maradona, Cantona, Livornolu Lucarelli gibi karakterlerin çıkması imkânsız. Çünkü taraftarlar ne kadar müşteriyse futbolcular da o kadar ürün. Dev reklam anlaşmaları sporcu değil influencer üretiyor.
Dünya genelinde az sayıda taraftar grubu bu piyasalaşmayla mücadele etmeye çalışsa da endüstriyel futbol, halkların eğlencesini yutan dev bir canavar olarak yoluna devam ediyor.
Yorumlar kapalıdır.