Fethiye davası: Erkek adaleti ile tecavüzcülerin ittifakı!

39

Bir kadın, Fethiye’de sekiz kişinin tecavüzüne uğradı. Kadının, toplu tecavüzün yargılanabilmesi için yaptığı başvurular sonuçsuz kalınca, AİHM’e başvuruldu. İç hukuk yolları tıkandığından ötürü Adalet Bakanlığı’na başvuruldu ve olaydan dört yıl sonra ancak dava açılabildi.

Tecavüzcüler arasında ilköğretim müfettişi, öğretmen, ressam, tesis sahibi ve bu kişinin yaşı on sekizden küçük iki oğlu bulunmasına rağmen, sadece yaşı on sekizden küçük olan iki sanık için dava açıldı. Diğer altı kişi tanık olarak dinlendi. Kadınların inatçı çabaları sonucunda, sonraki duruşmaya onlar da sanık olarak katıldılar. Cumhuriyet Savcısı ilk “şüpheliler; ressam, öğretmen ve eğitim müfettişidir, tecavüz etmeleri ihtimal dahilinde değildir” diyerek takipsizlik kararı vermişti. Ancak kadınların davayı ısrarla takip etmeleri ve müdahil olma talepleri sonucu davaya devam edildi.

Bu esnada, Muğla Baro Başkanı Mustafa İlker Gürkan ve Baro’nun Genel Sekreteri Leyla Bişen ise tecavüz sanıklarının avukatı olarak davaya katıldı. Bu bir tecavüz davasında ilkti, çünkü Baro Başkanı “savunma hakkı kutsaldır” şiarıyla davaya müdahil olurken, aynı zamanda bir meslek örgütünü de temsil ediyordu. Oysa, Muğla Barosu Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Komisyonu’nun davaya müdahillik talebi, 11 kişilik Baro yönetiminin çoğunluk oylarıyla reddedildi. Komisyondaki kadın avukatlar, müdahil vekili sıfatıyla davada yer alabildi.

Sanık avukatları savunmalarını, mağdurun sosyalist parti ve kadın örgütüne üye olduğu, anne babasının boşanmış olduğu gibi konuları gündeme getirerek, sanıklar yerine onu yargılamak üstüne kurdular. Yargılama süresince temel savunma argümanı ‘kadının iftira attığı’ yönünde olan Av. Gürkan, bu iftiranın nedenini kadının ‘deli’ ve parçalanmış aile çocuğu olduğunu yanıtlayarak açıkladı! Zaten tecavüz davalarında bilindik bir savunmadır; ya ‘iftira’, ya ‘komplo’ vardır. Ama asla tecavüz yoktur. Kadın ya hak etmiştir, ya da tahrik etmiştir…

Tecavüzcülerin avukatı olan Gürkan’a, bir destek de Türkiye Barolar Birliği’nden (TBB) geldi. TBB, kadınların protestosuna atfen “saldırı ve suçlamaları” kınadığını, Muğla Barosu Başkanı Mustafa İlker Gürkan’ın “seçkin bir hukukçu, insan hakları savunucusu, demokrat, özgürlükçü, entelektüel ve sevecen” olduğunu açıkladı ve binlerce kadın üyesi olan bir örgüt olarak hiçbir üyesine sormadan, Mustafa İlker Gürkan’ın yanında olduğunu deklare etti.

Erkek adaletin avukatlarından yargısına kadar oluşan bu güçlü ittifak karşısında, kadının beyanının esas alınmaması bir yana, var olan deliller bile dikkate alınmadı. Tecavüz sanıklarının hepsinin olay günü aynı saatlerde orada olduklarının tespit edilmesi, Adli Tıp raporu ve birçok delile rağmen, dava, yedinci duruşmada karara bağlandı. Altısı yetişkin, ikisi suça sürüklenen çocuklardan oluşan sanıkların hepsi “delil yetersizliğinden” beraat etti.

Davayı takip eden Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi “Delillerin yanı sıra esas olarak tecavüze maruz bırakılan kadının beyanı varken, beraat kararıyla, bu ülkede devlet, bir adalet kurumu eliyle tecavüzün yasal olduğunu ilan etmiş oldu. Bu davanın süreci ve beraatle sonuçlanmasının tecavüze uğrayan kadınların ve çocukların mahkemeye gitmelerine karşı caydırıcı etkisi ortadadır. Tecavüzcüleri aklamanın sorumluluğunu taşıyan kurum ve kişiler aynı zamanda tecavüzü de teşvik etmekteler.” diyerek gerçek adalet arayışlarının süreceğini dile getirdiler.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, tecavüz ve kadın cinayetleri gibi politik davalarda sanık vekili bir avukat olmak, yani tecavüzcüyü ya da katili savunmak kutsal bir hak değil; politik bir tercihtir. Tıpkı Ogün Samast’ı, Kenan Evren’i savunan avukatların tercihlerin de olduğu gibi… Dolayısıyla bu tip davalarda kadının beyanı esas alınarak sürecin işletilmesi gerekmektedir.

Nitekim, tecavüz de erkek egemen sistemden kaynaklanan bir insanlık, bir erkeklik suçudur. Erkek egemen sistemin kadınları denetim altında tutarken gösterdiği en ağır şiddet biçimlerinden biridir ve yalnızca cinsel bir şiddet türü olarak tanımlanamaz. Bir tür cezalandırma yöntemi olarak tecavüz; ister ev içinde, ister gözaltında, ister savaşta olsun; kadını varoluşsal bir yıkıma uğratarak tahakküm etmeyi amaçlar, tüm unsurları ile erkek egemen sistemden beslenir. Fethiye davası işleyişi ve sonucu itibariyle bunun en çarpıcı örneğidir.

Erkekler kendilerini, kadınların emekleri ve bedenleri üzerinde hak ve denetim sahibi gördüklerinden ötürü, şiddet göstermek de de bir beis görmemektedirler. Bu ayrıcalığı onlara veren ve tecavüzcüleri cezalandırmayan erkek devlet, yasalar, yargı, avukatlar, polis, Barolar ve Adli Tıp Kurumu erkek egemen sistemin kendisidir. Bu kurum ve kişiler tecavüze ortak olmuş, bu suçun failleridirler.

Yorumlar kapalıdır.