Gazze’deki Siyonist saldırılara son!

132

Siyonist İsrail Devleti’nin silahlı güçleri, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yeni bir askeri saldırı gerçekleştirdi. Her saldırda olduğu gibi İsrail bu saldırıları da “savunma” amaçlı ve “teröristleri ortadan kaldırmak” için yaptığını iddia etti. ABD Başkanı Obama da İsrail’in bu soykırımcı saldırılarını meşrulaştırmak için benzer gerekçeleri kullandı.

Bu Siyonist bombardıman neticesinde onlarca sivil hayatını kaybetti ve bunların içinde BBC muhabirinin iki yaşındaki oğlu da vardı. 13 yaşındaki Hamit Abu Dakka da arkadaşlarıyla top oynarken helikopterden açılan ateş sonucu vuruldu.

Emperyalizm yanlısı medya tarafından bu saldırıların, Gazze Şeridi’nden yapılan roket saldırılarında Gazze’nin 25 mil kuzeyindeki Kiryat Malaşi köyünde üç İsraillinin hayatını kaybetmesi yüzünden başladığı söylendi. Oysa can kayıpları, ortada büyük bir orantısızlık olduğunu gösteriyor ki, sadece birkaç günde İsrail’in saldırıları sonucu Gazze’de 50’den fazla insan öldü ve 400’ün üzerinde yaralı var.

Emperyalizm yanlısı medyanın sakladığı şey ise, İsrail tarafından son aylarda sürekli şekilde “küçük ölçekli” hava saldırıları yapıldığı. Gerçekte, Filistin topraklarının Siyonizm tarafından işgal edilmesiyle ve Filistinlilerin kendi topraklarından sürülmesiyle başlayan ve 65 yıldır süren savaşta, “önce kim saldırdı” tartışmalarının oldukça saçma olduğu da görülecektir.

Gazze Şeridi, seçimleri kazanan ama İsrail ve ABD basını tarafından ‘terörist’ ilan edilen Filistin partisi Hamas tarafından yönetiliyor. Beş yıldır Gazze Şeridi, İsrail’in sivilleri cezalandıran ekonomik ablukasından muzdarip ve ilaçtan sınai hammaddeye, birçok mal ve hizmetten yoksun durumda. İsrail bölgeye silah girişini engellemek amacıyla bu yaptırımları gerçekleştirdiğini söylüyordu fakat, gerçekte bu yaptırımlar, Filistinlilere bölgede yaşamayı imkansız hale getirecek ve ’48’de İsrail Devleti tarafından işgal edilen ve Avrupalı Yahudi yerleşimcilerle de birlikte, Filistinlileri arda kalan küçük ulusal topraklarından kovmayı amaçlayan 65 yıllık Siyonist politikaların bir ürünüydü.

Tüm bunlar gösteriyor ki, ırkçı İsrail devletinin ortadan kalkması ve laik, demokratik, ırkçı olmayan tek devletin, Filistin devletinin kurulması tarihsel bir gerekliliktir.

Soykırımcı saldırıların arkasındaki nedenler

Absürd bir biçimde “Savunma Sütunu” olarak adlandırlan bu yeni saldırı, birkaç gün öncesinde Mısır’ın aracılığıyla İsrail ve Hamas güçleri arasında varılan yeni bir ateşkes anlaşmasının ardından gerçekleşti. Ateşkes anlaşmasına varılmasından birkaç saat sonra, Siyonist ordu Hamas’ın askeri kanadı El Kassam Tugayları’nın lideriAhmet el-Cebari’yi, arabasına fırlattığı füzeyle öldürdü. İsrail’de yayımlanan Haaretz gazatesinde de belirtildildiği gibi ilginç olan, Ahmet el-Cebari İsrail’le yapılan ateşkesin müzakerecilerinden biriydi.

Bunların öncesinde ise, sekiz İsrail askeri Gazze Şeridi’ni basmış ve bunun sonucunda doğan karşılıklı çatışmalarda 12 yaşındaki Gazzeli bir çocuk ölmüştü. Filistinliler bu saldırıya İsrail’e roket fırlatarak karşılık vermişlerdi. Ama hemfikir olunan, ayın 12’sinde İsrail’in El Cebari’yi öldürerek ateşkesi bitirmiş olduğuydu.

Ateşkesin bitmesi, 2008’de İsrail’in Filistinli militanlara karşı birliklerini Gazze’ye sokmasından sonra gerçekleştirdiği saldırılara cevaben, Hamas’ın güneydeki İsrail köylerine roket atması sürecine benziyor. Hamas tarafından verilen bu askeri yanıt, İsrail tarafından büyük bir askeri saldırının gerekçesi olarak kullanılmış ve en az 300’ü çocuk 1.400 Filistinli’nin öldürülmesiyle sonuçlanmıştı.
Bu şu anlama geliyor ki, 65 yıl boyunca sayısız kere olduğu gibi, bu askeri kriz bir kez daha İsrail tarafından peydahlandı. Bunun da ötesinde, Ocak 2013’te seçimlerin gerçekleşeceği İsrail’de, Netenyahu’nun başını çektiği Siyonist sağın, İsrail’de kapitalist krizin yarattığı etkileri ve halk katmanlarındaki yoksullaşmayla başlayan toplumsal hoşnutsuzluğu bastırmak ve seçimleri kazanabilmek için, “İslamcı teröristlere” karşı birlik beraberlik çağrısıyla bir askeri çatışmayı arzuladığı ortada. Diğer bir amaç da, ABD tarafından İsrail’e resmi olarak 3 milyar dolar olarak açıklanan askeri yardımların sürekliliğini hatta artırılmasını sağlamak, ki bu yardımların resmi açıklanandan çok daha fazlasının sivillere kullanılmak üzere gizli nakliyatlarla gönderildiği bilinen bir gerçek.

Irak’ta ABD’nin askeri mağlubiyeti ve ardından geri çekilişi, Arap devrimiyle, ABD ve İsrail’in başlıca müttefiklerinden Mübarek’in devrilmesi ve İsrail’in kuzey sınırının güvenliğini sağlayan Esad diktatörlüğüne karşı Suriye’de gerçekleşen halk isyanı, beklenmedik şekilde bölgenin politik muhtevasını İsrail ve ABD’nin aleyhine olacak şekilde değiştirdi. Şimdi petrol zengini bölgede, İsrail’in emperyalizmin askeri gardiyanlığı tarihsel rolünü güçlendirmeye ihtiyacı var. Bu yüzden iktidardaki Siyonist kesim aslında, Amerika desteğiyle İran’a saldırmak istiyordu.

Fakat Obama, Irak ve Afganistan’daki mağlubiyetlerinden sonra, belirsiz bir geleceğin alametlerini taşıyan böylesi yeni bir savaşa ABD’yi dahil etmek istemedi. Obama, İran’a gerçekleşecek bir saldırının bütün bölgede kaynayan devrimci süreci ilerletebilecek bir hamle olabileceğinin farkında. İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırısı bu bakımdan daha az risk taşısa da, cevap olarak halkın öfkesini ateşleyebilir. İsrail’in 2008’deki Gazze saldırısından farklı bir biçimde, bölgedeki yeni durumun bir işareti olarak, Mısır’ın büyükelçisini geri çekmesi ve Mısır Başbakanı Haşim Kandil’in ‘basit bir dayanışma’ olarak adlandırdığı, Gazze’de bir hastaneyi ziyaret etmesiydi. Bu çekingen dayanışma da, Filistin halkına müthiş bir sempati beslerken İsrail’e düşman olan Mısır halkına yapılan göstermelik bir jestten fazlası değildi.

Gazze’deki Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma

İsrail’in saldırılarına karşı, Gazze’de etrafı sarılmış Filistin halkıyla acil bir dayanışma örgütlemek elzem durumda. İsrail’e boykot mücadelesini büyütecek eylem birlikleri, hükümetlerden İsraille diplomatik, askeri, ekonomik, akademik, kültürel ve spor alanında tüm ilişkilerin kesilmesini talep eden dünya çapında protestolara duyulan ihtiyaç büyük. Geçmişte Güney Afrika ve İskandinav yük işçileri İsrail’e gönderilecek gemileri doldurmayı reddetmişlerdi. 2008’de İngiltere’de bazı üniversiteler Siyonist üniveristelerle olan akademik değişim programlarını kaldırmaya karar vermişlerdi. Bizler özellikle Arjantin, Brezilya, Venezuela gibi MERCOSUR ticari işbirliği paktının içinde yer alan hükümetlerden, MERCOSUR ve İsrail arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın derhal lağvedilmesini talep ediyoruz. Ve pek tabii ki, Arap halklarının da Gazze’deki Filistin halkıyla ve Suriye’deki halk ayaklanmasıyla uluslararası dayanışma bağlarını örmeleri gerekiyor, çünkü bu iki durum Arap devrimlerinin geleceği adına belirleyici önem taşıyor.

Gerçek şu ki, Israil’in yenilgisi ve Esad’ın düşmesiyle Arap devrimleri muazzam bir ivme kazanacak. Mısır, Libya, Tunus gibi diktatörlerini devirmeyi başaran ülkelerde, bu dayanışma sokak gösterileri ve Libyalı savaşçıların Suriye’ye gönüllü olarak gitmesiyle başlamış durumda. Mısır halkı da Gazze ve Mısır sınırının derhal açılması (İsrail tarafından kontrol edilmeyen tek sınır), gıda, ilaç, sağlık gönüllüleri ve silah gönderilmesi, İsrail’e karşı Filistin direnişini destekleyecek gönüllülerin sınırdan geçebilmesi için Mısır hükümetini zorlamalıdır.

Gazze Şeridi’ne yapılan saldırılar durdurulsun!

Gazze’ye dönük ambargo, tamamen ve koşulsuz biçimde kaldırılsın!

Kahrolsun Suriye’deki Esad diktatörlüğü!

Siyonistler ve emperyalistler, Ortadoğu’dan def olun!

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)

19 Kasım 2012

Yorumlar kapalıdır.