İşten Çıkarma Stratejileri Paneli: Hukuk ve birkaç etkileşim üzerine notlar

127

Bir eğitim şirketinden, bir eğitim hizmeti satın alıyorsanız öncelikle bu şirketin neye sahip olmasını beklersiniz? Eğitim vereceği konuya hakimiyet beklersiniz sanıyoruz, ortalama bir algı kapasitesine sahipseniz. Aşağıda göreceğiniz üzere, bir eğitim şirketi, anlatacağını iddia ettiği temel kavramlara ve eğitimin temelinde yer alan bilimsel metodolojiye nasıl sahip olmadığını bizzat ispatladı.

Bir eğitim şirketi, 27 Nisan Günü “İşten Çıkarma Stratejileri” ana başlığında bir eğitim/zirve (ne demekse) organize etmişti. Emek örgütlerinin, bu pervasızlığa karşı tepkisi neticesinde geri adım atarak önce başlığı değiştirdiler. Sonrasında da konuşmacılar arasında yer alan Sosyal Güvenlik Bakanlığı temsilcisini programdan çıkardılar. Ancak hemen akabinde, bu program değişikliğine ilişkin olarak evlere şenlik bir fıkrayı “kamuoyuna duyuru” diyerek, basın duyurusu şeklinde medya kuruluşlarına gönderdiler. Kendi sitelerinde yayınladılar. Bu açıklamada, ders vermeye karar verdiler kendilerince ama bir “fesih” kavramını dahi doğru düzgün kullanamadan…

Açıklamalara ilişkin detaylı cevapları Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği ve Kaçbizegel girişimi, kendi internet sitelerinde detaylı olarak verdi. Hatta sadece cevap vermedi, pervasız şirketin ağzının payını da verdi. Arkasından, bu açıklamaları hiçe sayan şirket, eğitim iptal edilmiş olmasına rağmen, topu patlamış çocuk misali ağlayarak, valla gerçekleştirdik eğitimi billahi gerçekleştirdik, ama gazeteler bir arayıp sormadılar vallahi küstük, minvalinde bir açıklama yaptı.

Şirket, eğitimi istediği gibi gerçekleştirememişti çünkü sendika.org, bianet ve bir kısım muhalif medyadan öğrendiğimize göre -İlginçtir Hürriyet de konuya eleştirel biçimde değinmişti- Dev Sağlık İş ve Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği’nin çağrısıyla, büyük bir kitle, eğitimin yapılacağı Sheraton Maslak önünde nöbetteydi. Olayın kısa tarihi böyle. Ama esas önemli nokta, iyice köşeye sıkışmış sermayenin nasıl pervasızlaştığının ve tırnaklarını çıkarmış kediye döndüğünü göstermesi bakımından önemli. Keza, 1 Mayıs olayları da ortada. O gün sokakta olanlar, yabancı devlet işgal kuvvetlerine karşı hükümet askerlerinin (kendilerine polis de denir) nokta saldırı yaptığını sanmıştır. Ancak bayanlar baylar, yabancı ülke askerine saldırırken dahi bir hukuk vardır: savaş hukuku. 1 Mayıs’ta ve devamında tüm toplumsal olaylarda ise, hukukun guguk kuşuna dönmesini içimiz sızlayarak izlemek durumunda kaldık. Neyse konuyu dağıtmayalım.

Bahsettiğimiz pervasızlık düzeninde, başka bir eğitim şirketi de işverenlere yönelik olarak “İşe İade Davalarını Kazanma Yolları” adıyla bir eğitim organize etti. Konuşmacılar arasında eski Yargıtay Daire başkanlarından biri vardı. Bahsi geçen bu zat, iş hukukuna bakmakla görevli dairenin eski başkanı. Yani özcesi, işe iade davası açarsanız, davanızı üst mahkeme olarak bu zatın başkanlığını yaptığı daire incelerdi. Şimdi sorarım size, ve bu beyefendiye, bu seminere/eğitim/panel/zirve her ne haltsa, katılabildiğine göre, başkanlığı döneminde verdiği kararlar adalet hissimizi tatmin eder mi? Yorum sizindir. Ben fikrimi içimde tutmayı tercih edeceğim, başkentte sıklıkla karşılaşırım kendisiyle ve başkanlığı döneminden bilir beni, gazetenin yazı işlerini zora sokmamalı fazlaca değil mi? Siz de yaptığınız yorumları içinizde tutunuz. Çünkü gerçek eleştri ve yorumlar, işverene, patrona, bunların ağabeyleri erke, iktidara dokunuyorsa Kandıra F Tipi yolları taştan…

Ama sözleriniz, ezileneyse, kadınaysa, dezavantajlı gruplaraysa hakaret sınırı diye bir şey yoktur ve her şey eleştri kapsamındadır. İki örnek: Baskın Oran azınlık raporunu yazdıktan sonra ne satılmış p…’liği, ne k…liği kaldı. Yargıtay “eleştiri” dedi. Bir başka kişi ise, yüce muktedir, Emrah Serbes’ten alıntıyla, Recep Tazyik Erdoğan’ın bir karikatürünü paylaştı diye mesleğinden oldu, hapis cezası sabıka kaydına sırmalı harflerle işlendi.

Ezcümle, klavye başından kalkmalı. Bu pervasız panelleri burunlarından getiren İstanbul’daki arkadaşlarımız gibi sokaklarda olmalı. 1 Mayıs’ta İstanbul’da olamayan pek çok onurlu yoldaş gibi içimizin sızlamasını bırakmalı, sokaklarımızı strateji geliştirenlere de hükümet askerlerine de bırakmamalı. Başka ne denebilir ki…

(1) Çağrı Merkezi Derneğinin açıklamaları için bkz: http://www.gercegecagrimerkezi.org/2013/04/bogazici-egitim-ve-danismanlik-firmasina-yanit/

(2) Kaç Bize Gel’in açıklamaları için bkz.: http://kacbizegel.com/

Yorumlar kapalıdır.