Çözüm işçilerin denetimi ve yönetimi!

104

Cemaat-AKP savaşının bir parçası olarak başlayan 17 Aralık Operasyonu, rejim krizini yeni bir noktaya taşıyarak derinleştirdi. Her geçen gün ortaya çıkan yeni belgelerle birlikte rejim krizinin daha da derinleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Rejim içindeki bu derin yarılmanın uzun bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz.

Bir suç organizasyonu olarak devlet

Bugün Alevilere karşı ayrımcılık hiç olmadığı kadar alenileşmiş durumda. Devasa miktarlarda yağmalanmış paradan bahsediliyor. Yargıya verilen talimatlar ve atamalarla adil yargılanmanın şeklen de imkansız olduğunu ispatlayan kasetler servis ediliyor. Hükümet cephesi artık iddiaları inkar edemeyeceği noktada tıkandı ve pisliklerini ‘laflarıma değil icraatıma bak’ diyerek örtbas etmeye çalışıyor.

Kaynağı şüpheli kişisel mal varlığı trilyonları aşmış Başbakan, yaptığı hızlı tren ve duble yol reklamlarıyla işçi ve emekçileri kandırabileceğini sanıyor. Lafa değil icraata baktığımızda, AKP iktidarı süresince, hızlı tren kazalarında ölen emekçileri, Van depremi olduğunda vergilerle duble yol yapıldığını açıklayan bakanı, depremzedelere TOKİ’den ev satmaya çalışan ve alamayanların hala prefabrik barınaklarda yaşadığı Van’ı hatırlıyoruz. İş cinayetlerini, koruma istediği halde korunmayan, katledilen kadınları görüyoruz. OHAL’lerin rutinleştiğine, hukuksuz uygulamaların olağan hale geldiğine tanık oluyoruz.

Benzer şekilde, Hrant Dink’in katillerinden Erhan Tuncel geçtiğimiz günlerde serbest bırakıldı. 7 yıldır davayı sürüncemede bırakan ve cinayetin polis-asker ayağıyla ilgili gelişmeleri soruşturmayan/soruşturulmasını engelleyen hükümet ve yargı sistemi, Tuncel’in bırakılmasının da sorumlusu. Devlet Hrant Dink cinayetinin aydınlatılmasını istemediği gibi kendi suçlarının ve kirli işlerinin ifşa olmasından da korkmakta.

İktidar ölümcül bir yara aldı… Düşüşü kaçınılmaz

İktidar blokunun paramparça olduğu ve iktidar sathının toz duman içinde kalmış bir savaş alanına döndüğü görülmekte. Oysa hiç şüphe yok ki, bugün kasetlerle tetiği AKP için çekenler, zamanında nice yolsuzluk soruşturmasını hasıraltı etmiş, muhalif kesimlere dönük siyasi tutuklamaları ve hukuksuz uygulamaları AKP ile el ele yapmıştı. Yıllardır kendisi için siyasi tehdit kaynağı gördüğü, susturmaya, tasfiye etmeye çalıştığı kişiler için bir rutin bir uygulama olan takip ve dinlemenin, bugün Erdoğan’ın kendisine ve çevresine uygulanması bir tesadüf değil. Aksine çıkar ve ikiyüzlü işbirliklerine bağlı burjuva iktidarın doğası bu… Bu yüzden hepsi gitmeli!

Böylesi bir politik kriz içerisinde, ölümcül bir yara almış ve kendini savunmaya odaklanmış siyasi iktidarın düşüşü kaçınılmaz olacak. Seçimlerden birinci parti olarak çıksa dahi, Erdoğan iktidarının daha fazla yaşama şansı kalmadı. Ya burjuva politik sistemin yeniden tesis edileceği ya da işçi sınıfından ve ezilenlerden yana bir siyasi alternatifin gündeme getirileceği bir dönemden geçmekteyiz.

Seçimler, kriz ve işçi alternatifi

Ancak bu seçimlere işçi-emekçi programını temsil eden bir ittifakın eksikliğiyle giriyoruz. Sol ve sosyalist güçlerin büyük bir kesimi, “gerçekçi” siyaset adına, mevcut baskı ve sömürü sisteminden kopuş temelinde bir alternatifi öne çıkarmak yerine, mevcut sistemin çatlakları arasında kaybolmaya devam etmekte. Ve bu eksende, işçiler, emekçiler sürekli olarak tarihi nitelikte ilan edilen seçimlerle “gerçekçi” davranmaya [sevilmeyen karşısında kazanma ihtimali en yüksek olana oy vermeye] davet edilerek edilgenleştirilmekte. Ancak ehven-i şer politik tercih ve işbirlikleri, kötünün iyisi arayışlar, bağımsız bir işçi emekçi programı yerine alternatif kimliklerin harmanlandığı reformist proje anlayışları ne yazık ki bir işçi-emekçi alternatifinin yaratılmasını sürekli ötelemek anlamına gelmekte.

Şu unutulmamalı; Gezi isyanı kitlelerin eskisi gibi yönetilmek istemediğinin, AKP hükümetinin de artık eskisi gibi yönetemeyeceğinin bir başlangıcı olmuştu. Seçimlerde ve sokakta, yolsuzluğa batmış baskı ve sömürü sistemine karşı, emekçilerin ve ezilenlerin tayin edici olduğu bir düzen şiarıyla en geniş işçi-emekçi ittifakı etrafında mücadeleye devam edilmeli. Bu çerçevede, seçimlerde işçi-emekçi temelli talepleri benimseyen, dile getiren adaylara oy çağrısında bulunuyoruz.

Politik krizin derinleştiği ve ekonomik krizin kapıda olduğu bir dönemde, burjuvaziden bağımsız bir siyasi alternatifin yaratılması hayati bir önem kazanmış durumda. İDP Girişimi olarak, sosyalist harekete ve işçi hareketine çağrısında bulunduğumuz böylesi bir alternatifin, seçimler sonrasında da takipçisi ve çağrıcısı olmaya devam edeceğiz. Somut bir mücadele programına ve planına dayanması gereken böylesi bir alternatifi; yani yaklaşan ekonomik kriz karşısında dış borçların ödenmesinin reddedilmesini, bankaların işçi denetiminde tazminatsız kamulaştırılmasını ve işten çıkarmaların yasaklanmasını savunan; siyasal demokrasinin tesisi doğrultusunda kurucu meclis şiarını öne çıkaran, emekçilerin ve ezilenlerin siyaset sahnesine çıkmasını, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesini sağlayacak bir işçi-emekçi ittifakı için mücadeleye devam!

Yorumlar kapalıdır.