Yargısız infazlara hayır! İç Güvenlik Paketi çöpe!

50

Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol adlı iki DHKP-C militanının Berkin Elvan davasını yürütmekte olan savcı Mehmet Selim Kiraz’ı rehin alması ile başlayan olay, devletin bugüne değin yaptığı en iyi işi yapması ile yani odadaki herkesin ölmesi ile sonuçlandı. Hızını alamayan Davutoğlu: “Sokağa izinsiz şekilde çıkana bir dakika bile müsamaha gösterilmeyecektir” diyerek en temel demokratik hakların bu vesile ile nasıl da geri alınmak istediğini göstermiş oldu.

Berkin Elvan’ın katillerinin korunması için yeni katliamları da göze alan hükümet, temel hak ve özgürlüklere vurduğu darbeleri daha olay sırasında ilan edilen yayın yasağı ile başlattı. Ardından Çağlayan operasyonuna dair daha akılcı çözümler olabileceğini ifade eden gazeteciler hakkında medyada linç girişimleri başladı. İç Güvenlik Paketi’ni kullanmaktaki kararlılığını bu fırsatla hepimize göstermiş olan hükümet, eylemle bir alakası bulunmamasına rağmen bundan sonra anayasal bir hak olan sokak gösterilerini de terörize etme girişimine soyundu. Kudretini göstermek için facebook, youtube ve twitter gibi sosyal paylaşım ağlarına erişim engeli getirtti. Avukatların adliye önünde aranmalarına yönelik adımlar attı.

Erdoğan liderliğinde toplanan ilk MGK, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni güncelleyerek bir numaralı korkusunun bir halk isyanı olduğunu açıkça ifade etti. Çağlayan operasyonunu bahane ederek de hedefini doğrudan temel hak ve özgürlüklere, temel olarak da sokağa yöneltti. İşte bu yüzden Çağlayan operasyonunun hemen ardından bir kez daha İç Güvenlik Paketi’nin geri çekilmesinin ne denli önemli olduğunu görmüş olduk.

Hükümetin baskıcı yüzü bir yana yandaş medya içerisinde militanların “ellerini kırma” kampanyası da hükümet ve medyanın iki yüzlülüğünü bir hayli gözler önüne sermektedir. Bizzat Davutoğlu kendi ağzından vaktiyle IŞİD’in “bir öfke birikmesi” olduğunu ifade edip IŞİD’in katliamlarını anlayışla karşılamaktaydı. Şimdi ise hem Berkin’in katillerini korurken hem de yalnızca DHKP-C’ye yönelik değil tüm sosyalist harekete ve sokağa yönelik toplu bir terörize etme girişiminde bulunmaktalar.

İDP olarak devletin baskıcı yüzüne dair gelişen gerçek bir öfke birikimini anlıyoruz. Ancak devlet kurumlarını hedef alan böylesi tekil eylemlerin de işçi sınıfının mücadelesine fayda değil, zarar verdiğini de biliyoruz. Bu yüzden mücadelenin ilerletilebilmesi için, tüm bu öfke birikimlerinin sınıf mücadelesinin saflarında toplanması çağrısında bulunuyoruz!

AKP’nin Çağlayan vesilesi ile hız kattığı İç Güvenlik Paketi uygulamaları derhal son bulmalı ve 1 Mayıs ve seçim sürecinde işçi sınıfı ve sosyalistler bu yasanın çöpe atılması için mümkün olan her platformda mücadelelerini birleştirmelidir.

Yorumlar kapalıdır.