Emperyalizmin dostları ve düşmanları

194

Erdoğan sahte bir ABD düşmanlığı yaparken, kimi sol kesimler Erdoğan’ı ABD ile arayı bozmakla suçluyor.

Birkaç hafta önce NATO toplantısında Trump “Burada Erdoğan hariç kimse işini düzgün yapmıyor. Bir tek o işleri doğru yapıyor,” diyerek Erdoğan’la “çak” manasına gelecek şekilde yumruk tokuşturmuştu.

Dolar krizinin ardından Trump’ın ABD’nin ithal ettiği çeliğe koyduğu vergiyi artırması sonrasında Erdoğan’dan karşı hamleler başladı. ABD’ye karşı boykot çağrısı yaptı ve kimi ABD menşeli ithalat mallarının vergisini artırdı.

ABD zarar görüyor mu?

AKP’nin ABD düşmanı olduğuna inanmak için hiçbir sebep yok. ABD’nin Türkiye’deki üsleri hâlâ açık duruyor. Zenginlerin malları güvende ve protesto eylemlerine karşı ABD’yi Türk kolluk güçleri koruyor.

Sözü kanun olan Erdoğan, ABD ile mali ve diplomatik ilişkileri kesmek yerine bizleri ABD ürünleri kullanmamaya çağırıyor. ABD satmaya gelebilir ama siz almayın diyor. (Kendisinin neredeyse tüm elektronik cihazlarının Amerikan markalarından oluştuğunu sarayda çekilmiş fotoğraflardan biliyoruz.) Ticareti durdurmuyor. Savunma sanayiinden gıdaya kadar daha bir sürü Amerikan ürününe olan açık kapılar halen örtülmedi. Şu ana dek zarar gören bir Amerikan firmasından bahsedebilecek kim var?

ABD değil, emekçiler zarar görüyor

Erdoğan “ABD telefonlarını almayın, Vestel’imiz var” diyor. Vestel’in ürettiği telefonların hemen tüm parçaları, özellikle de teknoloji gerektiren en pahalı parçalarının tamamı Amerikan ürünü. Yani Erdoğan, Amerikan patronlarını telefonların en pahalı parçalarını ürettikten sonra, onları birleştirmek ve garanti vermek gibi bir zahmetten kurtarıyor.

Şimdilik bu sorunun üzerinden atlayalım. Gördük ki Türkiye gibi emperyalizme bağımlı bir ülke emperyalizmin mali politikaları ile çok çabuk sarsılabilir. Peki, bu güce sahip olan tek ülke ABD mi?

Türkiye büyük oranda Almanya olmak üzere esasen Avrupa pazarına bağımlı bir yarı sömürgedir. Yalnızca ABD değil, AB’nin istemesi halinde de Türkiye kapitalist pazarı alt üst olur, fatura işçi emekçiye kesilir!

Yeni Osmanlıcılık: Zayıf Osmanlı’nın denge siyaseti
Yeni Sol: Mandacılık

İktidarın sahte ABD karşıtlığı biz işçi ve emekçiler için daha büyük bir problemi maskeliyor. ABD yerine Asya ya da Avrupa kapitalizmlerini tercih etsek, onlar tarafından sömürülsek daha mı iyi olacak?

AKP iktidarı altında yapılan her yeni ticaret anlaşması ülkedeki üretimi daha da düşürdü ve ülkeyi daha da bağımlı hale getirdi. Yalnızca son bir yılda yurtdışından alınan buğday %38, mısır %96, soya %23 ve ayçiçeği %13 oranında arttı. Çiftçiler Zonguldak büyüklüğünde tarım arazisini ekmeyi bıraktı. Buna karşın çokuluslu tohum tekelleri zenginleşmeye devam etti.

Erdoğan’ın “ABD olmazsa başkası var” yaklaşımı, güçsüzleşen Osmanlı’nın emperyalist devletlerin çıkar çatışmasından faydalanarak manevra yapmasına benziyor.

Kimi sol akımlar ABD ile aranın bozulmasının kötü olduğunu ifade ederek bir dönemin mandacı anlayışının aslında yok olmadığını yeniden gösteriyorlar.

Gerçek çözüm antiemperyalizm

Tehlike büyük. İktidar, benden sonrası tufan, diyor. O sebeple sahte ABD düşmanlığı değil, gerçek bir antiemperyalizm istiyoruz.

Dış borçlar ödenmemeli, emperyalistlerin üsleri kapatılmalı ve ülkedeki tüm çokuluslu şirketlerin malları tazminatsız kamulaştırılmalıdır. Bu kulağa imkânsız mı geliyor? “FETÖ”cü olduğu gerekçesiyle şirketlere kayyum atanabiliyor ise, niçin ülkeyi krize sürükleyen emperyalistlerin malları kamulaştırılamıyor?

Çünkü patronların parti ve programları emperyalizmden kopuşu göze alamıyor. Kârlılıkları artıyorsa yarı sömürge olmak onları pek de üzmüyor.

Yorumlar kapalıdır.