Başkanlık rejimi tablosu: Ekonomide çöküş, dış politikada iflas, içeride baskı…

Türkiye ekonomisi tepetaklak uçuruma yuvarlanmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, ekonomi, yılın ikinci yarısında yüzde 1,5 daraldı. 2018’in son çeyreğinden itibaren ekonomi son üç çeyrektir daralıyor. Ekonomik küçülmenin dolar cinsinden karşılığı ise çok daha çarpıcı. 2013’te 950 milyar dolar olarak ölçülen ülke ekonomisi, son rakamlarla yaklaşık 720 milyar dolar düzeyine gerilemiş durumda.

Saray yönetimi, ekonomik krizin varlığını önce reddetmiş, kriz olduğunu söyleyenleri vatan hainliği ile suçlamış, ardından krizde en kötünün geride kaldığını iddia etmişti. Fakat TÜİK’in rakamları Saray yönetiminin iyimserliğine fazla yer bırakmıyor. Ekonominin yeniden görece istikrarlı büyüme evresine girmesine dönük bütün veriler olumsuz görünüyor. Son bir yılda iç ve dış yatırımlar çarpıcı bir biçimde düşerken, sanayi ve inşaat sektörleri de kesintisiz bir şekilde küçülmeye devam ediyor.

Ekonomideki küçülmenin faturası, işçi sınıfı ve emekçi kesimlere şimdiden ağır bir şekilde yansıtılmış durumda. İşsiz sayısı son bir yılda 1 milyondan fazla arttı ve 4,5 milyona yaklaştı. Kamu işçilerine ve memurlara sefalet zamları reva görülerek, bu kesimlerin alım gücü dramatik bir şekilde aşağıya çekildi. Temel tüketim ve ihtiyaç kalemlerindeki enflasyon ise, yüzde 15 olarak açıklanan enflasyonun çok daha üzerinde seyrederek, emekçi kesimlerin yoksulluğunu derinleştiriyor. TÜİK tarafından yapılan gelir seviyesi araştırması da bu durumu açıkça ortaya koyuyor. En zengin yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay artarken, en yoksul yüzde 20 daha fakirleşmiş durumda.

Önümüzdeki dönem, ekonomideki kötüleşmeyle birlikte, emekçilere dönük saldırıların daha da yoğunlaşacağı bir dönem olacak. Ücret kesintilerine, işten çıkarmalara, işyeri kapatmalarına karşı birleşik bir mücadele hattı örmekten başka bir seçenek yok. Bu çerçevede, özellikle, metal işçilerinin MESS’le bağıtlayacağı toplu sözleşme süreci oldukça kritik önemde olacak. Metal işçilerinin elde edeceği kazanım işçi sınıfının diğer kesimlerine de yol gösterici olacaktır. Bu nedenle sınıfın bütün kesimlerinin metal işçilerinin mücadelesinde kenetlenmesi, patronların ve hükümetin saldırılarına karşı en geniş dayanışma ağını örmesi hayati önemde olacak.

Dışarıda iflas, içeride baskı…

Saray’dan yönetilen Başkanlık rejimi altında kötü giden, yalnızca ekonomik veriler değil. Saray’ın dış politikada yaşadığı hüsran, her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Bölgeye dönük yayılmacı ve maceracı politikaları bir bir iflas eden Saray yönetimi, Rusya ve ABD arasındaki çatlaklara oynayarak kendine alan açmanın peşinde. Ne var ki, bu doğrultudaki her girişimi, Saray’ın Rusya ve ABD karşısında daha fazla taviz verdiği, ülkenin egemenlik haklarının giderek daha fazla zedelendiği bir tabloyla sonuçlanmakta.

Suriye’deki yayılmacı hedefleri duvara toslayan Saray yönetimi, bütün odağını PYD-YPG’nin geriletilmesi ve mümkünse tasfiyesine vermiş durumda. ABD ile uzunca bir süredir, YPG’ye dönük desteğini çekmesi yönünde yapılan pazarlıklar, Saray’ın istediği sonucu doğurmaktan oldukça uzak. Sınıra yapılan askeri yığınak ve askeri operasyon tehdidi ise, bölge halkları arasındaki düşmanlığı körüklemekten başka hiçbir sonuç doğurmayacak. Rusya ve İran ile yapılan pazarlıkların temel eksenini de Kürt özerk bölgesinin tasfiyesi oluşturmakta. Rusya ve rejim ile “Ver Halep’i, al El-Bab’ı” ile başlayan pazarlıklar silsilesi, bugün “Ver İdlib’i, al güvenli bölgeyi” aşamasına gelmiş görünmekte. Rejimin ve Rusya’nın saldırılarından Türkiye sınır kapısı önüne kaçan yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli ise, bu pazarlıklarda yalnızca masadaki bir koz olarak kullanılmakta.

Saray yönetimi içeride ve dışarıda Kürt düşmanlığı ve yeni bir milliyetçi histeri dalgasıyla, politik çöküşünü örtme çabasında. HDP belediyelerine atanan kayyumlar ve HDP’yi kriminalize etmeye dönük sistematik kampanya, bu mantığın bir sonucu. Ne var ki, Saray’ın baskıcı politikaları ne AKP içerisindeki çözülmeyi ne de kitlelerde yaygınlaşan hoşnutsuzluğu durdurmaya yeterli. Bununla birlikte, unutulmaması gereken temel nokta, baskıcı Tek Adam rejiminden kestirme bir yolla çıkış olmayacağı. Sosyalist solun ve işçi örgütlerinin, CHP ile “yumuşak geçiş” hayallerinden kurtularak Saray’ın baskıcı ve işçi düşmanı politikalarına karşı, tabandan örülen bir mücadele planı örmekten başka şansı bulunmuyor. Cumhur ve Millet İttifakları karşısında, işçi sınıfının ve ezilen kesimlerin temsilcisi bir siyasi seçeneği yükseltemediğimiz müddetçe “ehven-i şer” politikasından çıkma şansımız olmayacak.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.