Hayat pahalılığına ve baskılara karşı: Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ne yapmalı?

Krize Karşı Emeğin Haklarını Savunmak İçin Omuz Omuza” sloganı ve DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla bir araya gelen emek, meslek ve işçi örgütleri ve siyasi partiler İstanbul’da Emek ve Demokrasi Güçlerini yeniden bir araya getiriyor.

Emek cephesinde geçtiğimiz günlerde damat Albayrak kıdem tazminatını patronların hizmetine sunduklarını söylemiş ve fonun suyunu çektiğini ima etmişti. Hükümetin kalkınma programını Gazete Nisan’ın bir önceki sayısında şöyle işlemiştik: işsizliği ve iş cinayetlerini düşürmemek; yeni zamları işçilerin omuzlarına yüklemek, eldeki tüm fonları patronların kullanımına açmak.

Sarayın “demokrasisinianlamak için; mahkemede suçsuz bulunup aynı gerekçelerle tutukluluğu sürdürülen Selahattin Demirtaş’ın ya da dolardaki yükselişi anlatan bir haberin altına “doların yükselişi bize zam olarak geri gelecek” yorumunu yazan bir vatandaşın “Türk ekonomisinin istikrarına zarar vermekle” yargılanması örneklerine bakmak kâfi.

Ekmek ve adalet yoksa barışın zaten gelemeyeceğini biliyoruz.

Bugüne değin emek, barış ve demokrasiyi savunanlar Türkiye’de bir şey hariç her şeyi denedi. Hükümet ile müzakereler yapmaktan, AB’den, ABD’den, Rusya’dan ve hatta ordudan medet ummaya, burjuvalara çağrılarda bulunmaya ve nihayetinde de CHP’nin işe el atmasını beklemeye kadar onlarca şey denendi. Hepsinin sonu hüsran oldu. Hükümet ile müzakere tek kalemde bitti. İşçi, emekçiler ve Kürt halkı için daha da kötü bir dönem başladı. Darbeler en çok işçi sınıfını ezdi. ABD, AB ve elbette ki Rusya’nın Türkiye’de insan haklarını bir an için bile önemsemediğini, tüm meselenin kendi çıkarları olduğunu gördük. Burjuvazi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de baskıcı ya da demokratik yönetimler içerisinde hep daha kârlı olanı tercih etti.

Tüm bu deneyimler bize geride kalan tek alternatifi hayata geçirmemiz gerektiğini söylüyor: İşçi ve emekçileri mücadelenin başını çeker hale getirmeliyiz. Çünkü Türkiye’de çalışma koşulları ve demokrasi arasında her zaman bir bağ olmuştur, demokratik hakların gaspı ile halka kesilen fatura kol kola yürümüştür.

Bu yüzden “Krize Karşı Emeğin Haklarını Savunmak İçin Omuz Omuza” diyenlerin DİSK, KESK, TTB ve TMMOB öncülüğünde İstanbul’da bir eylem birliği çağrısında bulunması tüm işçi ve emekçiler için önemli bir gelişmedir. Ancak bu çağrıyı, CHP’ye ulaşılamadığı yahut hükümet ile görüşülemediği için, tabana yaymaksızın ve göstermelik olarak sınırlamak geçmişteki hataları tekrarlamak olacaktır.

Birliğin, adını hak ederek, emek merkezli ve tabana inen bir birlik olması için elimizden gelen tüm çabayı sarf etmeliyiz.

Toplu sözleşme süreci yaklaşan tüm sendikaların mücadelesini birleştirmek, DİSK üyesi sendikaların toplu sözleşme sürecini platformla birlikte daha büyük bir dayanışma ve örgütlülükle örmek Türkiye işçi sınıfına yepyeni bir kapı aralayabilir. Platformun DİSK’e üye olmayan mücadeleci sendikaları, sendika şubelerini yahut sendikasından destek alamayan mücadeleci işçileri de kapsar hale getirilmesi için olanaklar seferber edilmelidir.

Başarıyı getirecek olan, platforma şu ya da bu kurumların katılımı değil nasıl ve ne için mücadele edeceğimiz olacaktır. Sendikaların tabanlarını dahil ettiği, işçileri önderliğe iten bir birlik Türkiye’nin demokrasi ve yoksulluk sorununu, savaş ve bağımlılık sorunlarıyla birlikte çözebilir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.