“Halk rejimin yıkılmasını istiyor!”

Eş-şaab yurid iskat en-nizam! (Halk rejimin yıkılmasını istiyor!) Bu slogan, 2010 yılının sonunda Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında neoliberal-kapitalist düzenin yarattığı ekonomik enkaza ve bu sistemin yerel temsilcileri olan zorba diktatörlük rejimlerine karşı emekçi halkların devrimci ayaklanmasının ortak sesi olmuştu.

O dönemde gelişen seferberliklerin çoğunun sonucunda bölgedeki diktatörlük rejimleri devrildi. Bazı ülkelerde kitle hareketi göreli kazanımlar elde etti. Bazı ülkelerde ise iç savaş yöntemleriyle emekçi halkın seferberliği yenilgiye uğratıldı, rejimler ayakta tutulmaya çalışıldı.

Ancak bu ülkelerin hiçbirinde, o gün kitleleri sokağa döken sonuçları yaratan sistemden, emperyalist kapitalizmden kopuşu hedefleyen alternatif bir iktidar odağı henüz açığa çıkabilmiş değil. Emperyalizm, bölgedeki ortaklarıyla işbirliği içerisinde mevcut nizamı yerine göre havuç, yerine göre sopa politikalarıyla kontrol altına alma gayretinde.

Ama kriz dünya krizi, çürüyen de dünyanın mevcut sistemi olduğundan ve nizam bölge halklarınca bir kez köklerinden sorgulanmaya başladığından, emperyalizm için bu yangını söndürüp çıkarlarını muhafaza etmek de sanıldığı kadar kolay olmuyor.

Çünkü aradan geçen dokuz yılın en büyük kazanımı, emekçi kitlelerin kendi kaderlerini tayin etmek için tarihin sahnesini işgal edebilecek kudreti kendilerinde bulması!

Ve bu kazanım, bölge halklarının gerek hafızasında gerekse de pratiğinde halen oldukça canlı.

Sudan ve Cezayir’de 2019 yılının başından beri sürmekte olan seferberlikler bunun bir örneği. Geçtiğimiz ay Irak, Mısır ve son olarak da Lübnan’da açığa çıkan kitlelerin isyanı ise bunun bir kanıtı.

Ekonomik krizden çıkış için IMF dayatmalarıyla krizin faturasını emekçilere ödetmeyi amaçlayan kesinti planları… Halkın sırtına bindirilmeye çalışılan vergi yükleri, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişememe… Düzen partilerinin ve onların işbirlikçisi patronların devasa yolsuzlukları… Ve bu yaşam koşullarına karşı isyan eden halka karşı, rejimler ve onların kolluk güçleri eliyle uygulanan baskı ve şiddet…

Tüm bunlar Irak, Mısır, Lübnan ve Latin Amerika’da, kendiliğinden bir şekilde gelişen ve şu an sürmekte olan kitle seferberliklerini ortaya çıkartan koşullar. Ve Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da kitleleri birleştiren slogan yine aynı: “Halk rejimin yıkılmasını istiyor!”

Mısır’daki seferberlikler darbeci Sisi iktidarının yoğun baskısı sonucu şimdilik geri çekilmiş olsa da Irak ve Lübnan’da emekçi halkın ayaklanması devletin yoğun şiddetine rağmen bazı kazanımlar elde edebildi. Irak’ta hükümetin ekonomik alanda kısmi tavizler vermesini sağladı, Lübnan’da ise hükümete geri adım attırabildi.

Ancak yozlaşmış, yolsuzluğa batmış, mezhepçi ve baskıcı rejimleri topyekûn olarak sorgulayan kitlelerin talepleri ile karşılaştırıldığında bu tavizler pek bir şey ifade etmemekte.

Asıl mesele, kendi öz güçleriyle hükümeti geri püskürtebilen kitlelerin, mevcut kazanımlarını nasıl garanti altına alabileceği ve gerçek talepleri doğrultusunda seferberliklerini nasıl sürekli kılabileceğine kilitlenmiş durumda.

Bu ise, bölge sosyalistlerinin, sınıf örgütlerinin ve devrimci enternasyonalistlerin önünde 2010 yılından beri cevaplandırılamamış olarak duran bir soru.

Cevap mı?

Kendiliğinden bir şekilde antikapitalist, antiemperyalist ve antidiktatöryel bir mücadelenin içine atılan emekçi halk ile birlikte alternatif bir iktidar olanağı yaratabilmek. Emekçi halkların kendi öz örgütlenmelerini olanaklı hale getirebilmek. Kitlelerin mevcut kazanımları ile arzuladıkları yaşam arasındaki köprüyü kurabilecek ve bu uğurda mücadelelerini sürekli kılabilecek bir eylem programını oluşturabilmek.

Çünkü halklar mevcut rejimlerini gerçek anlamda ancak bu şekilde yıkabilir ve emekçilerin emperyalizm ve kapitalizmden bağımsız nizamını bu yolla kurabilir.

Çünkü Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da barbarların değil emekçilerin hükmü sadece böyle mümkün olabilir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.