İslami bankacılık: Reform mu, aldatmaca mı?

Dünya ekonomik sisteminin aleni bir biçimde açmazda olduğu, tıkandığı, hareket edemediği artık tüm kapitalistlerin de malumu. Finans kapital, kapitalizmin kendini yeniden üretebilmesi için tahliller yaparken, bir eğilim olarak ortaya çıkan ve mevcut finansal sisteme alternatif olduğu belirtilen “İslami faizsiz bankacılık” modeli Erdoğan’ın ana amaçlarından biri haline geldi. Erdoğan, Eylül ayında Marmara Üniversitesi’nde faizsiz bankacılık üzerine yaptığı konuşmasında şu sözleri sarf etti: “Faize dayalı sisteme karşı çıkmamızın sebebi inancımızın buna cevaz vermemesinin yanında sistemin insani yükünün de ağırlaşmış olmasıdır. Geleceğin dünyasında faize dayalı bir sistemin yerini risk paylaşımının esas olduğu katılımcılığın aldığı yeni bir finansal mimariye bırakacağına inanıyorum. Alternatif finansla işlemler dünyada süratle yaygınlaşmaktadır. Risk paylaşımı yoluyla insanların üretimine katılımı esas alan yeni modellerinin tercih oranı artıyor.” Sisteme bir alternatifmiş gibi lanse edilen ve banka terimi yerine özellikle “katılım” kelimesinin ön plana çıktığı bu sistem ne bir alternatif ne de mevcut finansal sömürünün olumsuz yanlarının törpülendiği bir reformdur.

2008 krizi, ardından gelen uzun durgunluk dönemi ve içinde bulunduğumuz iktisadi ve politik açmaz, alternatif olarak görülen eğilimlerin ve kapitalizmin reform geçirmesi gerektiği söylemlerinin yaygınlaşmasına yol açıyor. Rejim de bu bağlamda önüne bir hedef olarak “katılım” modelini koymuş durumda. Devlet bankalarının (Halk, Ziraat, Vakıf) katılımcı versiyonları geçtiğimiz iki yıl içinde açılmıştı. Son olarak BDDK bünyesinde “faizsiz bankacılık danışma komitesi” kurulması için çalışma başlatıldı. Ayrıca İstanbul’da “küresel finansal katılım merkezi” kurulacağı belirtildi.

Bir yerde pazar için üretim söz konusuysa orada faiz her zaman olacaktır. İsminin “katılım payı” veya başka bir şey olması neticeyi değiştirmez. Osmanlı’da bile bizzat şeyhülislamların fetvalarıyla resmi olarak faiz mevcuttu. Bununla birlikte katılım sistemi yeni hiçbir şey vaat etmiyor. Katılımcılara verilen katılım payı oranı ile piyasadaki faiz oranları aynı. İşletmelere ve kişilere verilen kredilere uygulanan gecikme cezaları ile faizlerin de oranları aynı. Merkez bankalarında tutulan zorunlu karşılıklara uygulanan faizler de öyle… Zaten diğer bankalarla aynı piyasada işlem yapılırken ne kadar farklı olunabilir? Peki, fark tam olarak nerede, neden bu model önümüze seriliyor?

Kapitalizm altında finansal sermeye ile reel sermaye iç içe geçmiştir. Ekonomideki tüm faaliyetleri eline geçirmek isteyen rejim, Türkiye’deki sanayi sektörünün küçülmesini, birçok firmanın borçlarından dolayı yeni kredi bulamamasının çözümünü katılım bankacılığında aramakta. Böylelikle istedikleri sermaye gruplarına (özellikle inşaat, enerji ve silah sanayisi) kolaylıkla kredi verebilecekleri gibi bir çöküş anında maliyeti ve zararı halka iç borçlanma yoluyla yayabilecekler. Fakat bu durum sorunların çözümünü değil sadece yeni sorunları beraberinde getirecektir. Her şeyden öte finansal sistem bir neden değil sonuçtur. İktisadi sistemi değiştirmeden finansal alandaki en “radikal” değişiklik bile ciddi bir yenilik getiremez. Örneğin bankaların merkezileştirilmesi, üretimde işçi kontrolü, planlı sanayi üretimi ya da dış ticarette devlet tekeli olmadan yapılsa bile boşuna bir reformdan öteye geçemez. Kapitalizme içkin yeni olarak sunulan hiçbir aldatmaca çözüm olamaz. Finansal ve reel sömürüyü yok edebilmek için tek ve gerçekçi çözüm, iktisadi yapının merkezi ve planlı bir şekilde işçi sınıfının denetiminde yeniden örgütlenmesidir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.