Asgari ücret niçin tüm emekçilerin mücadelesidir?

Gazetemizin Ocak sayısı matbaaya girmeden hemen önce 2020 yılının asgari ücreti açıklandı: 2.324 TL. Elbette patronlar ile iktidarın işbirliği ile işçi sınıfına gene yoksulluk uygun görüldü.

Asgari ücret tespit komisyonu daha toplanmadan önce sendikalar Türkiye’deki tüm emekçileri asgari ücret için mücadele etmeye çağırmışlardı.

Peki, asgari ücret için niçin tüm Türkiye emekçileri bir arada mücadele etmeli?

Türkiye’de asgari ücret

Normal şartlarda minimum ücret olması gereken asgari ücret Türkiye’de hiç de asgari bir ücret değil, aksine ortalama ücrete denk geliyor. Türkiye’de maaşlıların yüzde 11’i asgari ücretin altında bir maaşa çalışıyor. Asgari ücretin yalnızca yüzde 20 fazlasından az (yani 2.424 TL altında) maaş alan emekçiler ise tüm işçilerin yüzde 64’ünü oluşturuyor.

Asgari ücretteki her artış asgari ücretle çalışan emekçilerin sayısını artırırken, asgari ücretin bir nebze üzerindeki maaşların da baskılanması sonucunu doğuruyor. İkinci bir saldırı dalgası olarak ise, asgari ücrete gelen düşük zam sonucunda önce tüm toplu sözleşmeler, sonrasında da asgari ücret üzerindeki tüm maaşlar daha az zam ile enflasyon karşısında eritiliyor.

Bugün Türkiye’de asgari ücret ve asgari ücret mücadelesi istisnasız tüm emekçilerin ücret mücadelesi ile yakından ilişkili durumda. Yaşamak için çalışmak zorunda olan her emekçinin, asgari ücretin insanca bir düzeye çekilmesi için verilen mücadelede yerini alması gerekir. Aksi durum önce asgari ücretlileri, hemen ardından toplu sözleşme dönemi gelen metal işçilerini ve sırası ile tüm çalışanları daha yoksul, patronları ise daha zengin hale getirmenin yolunu yapar.

Asgari ücret tespit komisyonundakiler kimlerdir ve emekçilere karşı nasıl mücadele ederler?

Bugün 4857 sayılı iş kanunu uyarınca asgari ücret en geç iki yılda bir Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın topladığı Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile belirleniyor.

Komisyonda beş hükümet, beş işveren ve beş işçi temsilcisi yer alıyor. Bunun manası şu: İşverenleri temsilen Türkiye’nin en büyük patron örgütü olan Türkiye İşverenler Sendikası, işçileri temsilen Türk-İş, son olarak da hükümet temsilcileri masaya oturuyor. Hükümetin tamamının patron olduğunu ve hepsinin şirketleri olduğunu düşünecek olursak, onların temsilcilerinin de patron olmaları gayet normal (!). Bu durumda komisyonda on patron, beş de işçi temsilcisi var diyeceğiz, ancak Türk-İş’i temsil eden heyetin asgari ücretin kaç katı maaş aldığını görünce bunu da söyleyemiyoruz.

Her ne kadar işçilerin basıncı Türk-İş bürokrasisini komisyonda aktif olmaya zorlasa da Başkan Ergün Atalay’ın son düzlükte “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle,” dediğine şahidiz.

Komisyona diğer sendikalardan temsilciler alınmadığı gibi, komisyon kararına itiraz da edilemiyor.

Bu antidemokratik uygulama dahi patronları yeterince tatmin etmemiş olacak ki, komisyon 2018 Temmuz’unda çıkan bir kararname ile bir kişiye, yani cumhurbaşkanına bağlandı. Böylece komisyonun bu patron ağırlıklı bileşeninin meclis önergesi gibi yöntemler ile değiştirilebilmesinin önü kapatıldı.

Hükümetin asgari ücret hedefi ne?

Yerli ve milli olmakla övünen ancak her adımlarında yabancı patronların çıkarlarını kendi zenginlerinin çıkarından ayrı tutmayan hükümet, asgari ücret konusunda da yabancı patron temsilcilerinin sözünü dinledi. IMF’nin Eylül ayında yayımladığı Türkiye raporunda asgari ücretin gerçekleşen enflasyon üzerinden değil, hükümetin enflasyon beklentisi üzerinden zamlanması öneriliyordu. Damat Albayrak raporu çok beğenmiş olacak ki hemen bir hafta sonra asgari ücretin belirlenme yönteminin bu olacağını ifade etti. Gerçek enflasyonun yüzde 20’leri aştığı bu koşullara karşı Albayrak’ın yayımladığı enflasyon beklentisi yüzde 8,5 idi.

Patron cephesi asgari ücreti enflasyonla eriterek her geçen gün işçiyi daha fazla sömürmenin yollarını arıyor. Her sıkıştığında, işçilerden alınan vergilerle oluşturulan kamu kaynaklarını patronlara dağıtıp, onlara vergi afları ve muafiyetleri sunan hükümet de asgari ücret konusunda patronların adeta sözcülüğünü yapıyor.

Ücret nasıl belirlenmelidir?

2020 yılı asgari ücreti ne olarak belirlenirse belirlensin, bunun için verilen mücadelenin hepimizin mücadelesi olduğunu unutmamalıyız.

Yoksulluk darboğazından bir nebze olsun kurtulabilmek için DİSK, 2020 yılında asgari ücretin net 3.200 TL olması gerektiğini söylemişti.

Komisyonun açıkladığı karar bunun yanına yaklaşamasa dahi asgari ücret konusunda sendika farkı gözetmeksizin ve sendikalı-sendikasız ayrımını tanımaksızın ortak bir mücadele yürütmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Zammımızın az da olsa çok da olsa enflasyon karşısında eriyeceğini ve 2021 yılına girerken bu yıl alabildiğimiz şeyleri satın alamayıp daha da çok borçlanacağımızı öngörebiliyoruz.

Patronun üretenin emeğine el koyma düzeni devam ettikçe insanca yaşama hakkı hiçbir şekilde kendiliğinden gelmeyecek. Kalıcı ve güvenilir sonuçları ise ancak mücadelemizin kararlılığı ve gücü belirleyecek.

Asgari ücret tespit komisyonu her ne karar alınmış olursa olsun, 2020’de sendikalaşma-örgütlenme-toplu sözleşme çalışmalarımızla asgari ücreti patron temsilcilerinin değil, işçinin örgütlü gücünün belirleyeceği günler için mücadele etmeyi sürdüreceğiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.