Perakende işçisi sömürüye karşı spotların altında direniyor!

Türkiye’de perakende sektörü son 15 yılda, ekonomide tüketimi artırıcı borçlanma politikalarının da etkisiyle büyüdü. Siyasi iktidarın inşaat ve yatırım teşvikleriyle, vergi teşvikleriyle birlikte zincir mağazaların sayısı yükseldi ve her mahallede birkaç AVM inşa edilmeye başlandı. Hem işçi maliyetlerinin çok düşük olması, hem de vatandaşların yüksek borçlanması ile tüketimin yükselmesi sebebiyle yabancı yatırımcılar birbirlerinin üzerine basarak Türkiye pazarına girdiler. Pazara giremeyenler ise yerli zincirlere ortak oldular.

Her AVM kendi içerisinde bir istihdam alanı açtı. Zincir işletmeler bünyesinde çalıştıracak işçileri işe aldılar ve spotların altında bir sömürü düzeninin ilk adımları atıldı. Esnek çalışmanın yazısız kural haline getirildiği, orta kademe mağaza yöneticilerinin hakarete varan mobbing uyguladığı, asgari ücretin norm haline geldiği, sendikal örgütlülüğün çok zayıf olduğu, fazla mesai, prim gibi hak edişlerin engellendiği bir çalışma düzeni dizayn edildi. Yabancı sermaye parasal genişleme döneminde getirdiği yatırımı işçilerin üzerine basarak fazlası ile kazandı.

Önce 2008 küresel ekonomik krizinin patlak vermesi, ardından Tunuslu işportacı Muhammed Buazizi’nin kendini yakarak fitilini ateşlediği Arap devrimlerinin etkisi ile küresel sermayenin katırları korktu ve sıcak para yavaş yavaş anavatanı olan emperyalist ülkelere geri dönmeye başladı. Bu da bizim gibi sıcak para ile dönen gelişmekte olan ülkeler üzerinde yıkıcı oldu. Bu noktadan itibaren AVM’lerin kâr şampiyonları küçülmeye gitti.

Krizin faturası işçiye çıkarıldı

Krizin etkileri Türkiye’nin küresel şirketlere, teşvikler, sübvansiyonlar, yağlı rantlar, KGF (Kredi Garanti Fonu) gibi sınırsız borçlanma imkânlarıyla giderilmeye çalışıldı. Bu kısa vadede büyüme rakamlarını hormonlu biçimde etkilemekle birlikte istihdam rakamlarında minör bir artış yarattı. Bunun sebebi şirketlerin aldıkları ucuz ve çok düşük faizli kredileri finans sektöründe değerlendirmesiydi.

Devlet eliyle oluşturulan hormonlu parasal genişleme, benzinin bitmesi ile son buldu. Şimdi firmaların ne devletten alabilecekleri yağlı teşvikleri, ne de dar gelirli halka ürünlerini satabileceği ekonomik ortam kaldı. Artan enflasyon ile birlikte yükselen işsizlik beraberinde stagflasyonu (durgunluk içinde enflasyon) getirdi. Ancak şirketler, kendi yarattıkları krizi, 1 milyon 800 bin perakende işçisine ihale etmenin yollarını geliştirmeye çalışıyorlar.

Şimdi geldiğimiz noktada, tüm çalışanlar gibi, yüksek enflasyon altında, düşük ücret ve güvencesizlik ile boğuşuyorlar. Patronların derdi ise sebebi oldukları ekonomik krizin bedelini işçilere ödeterek işletmelerinin kârlarını korumak.

H&M çalışanlarının kazanımı örnek oldu

Geçtiğimiz günlerde, çalışma koşullarından, güvencesizlikten ve insanlık onuruna yakışmayan düşük ücretlerden dolayı H&M çalışanları sendikal örgütlenme mücadelesine hız verdi. İşçilerin birlikteliği ile çoğunluk sağlanarak patron ile toplu iş sözleşmesi imzalandı. Perakende sektöründe norm haline gelmiş sömürü düzenine karşı bu zafer, diğer zincir işletmelerde çalışan işçiler için değerli bir deneyim oldu.

Koton işçileri patrona geri adım attırdı

Halihazırda sendikal çalışmalarının başladığı hazır giyim devi Koton’da da örgütlülük hızlandı ve durumun gidişatından korkan patron, sendikalaşma çağrısı yapan sosyal medya hesaplarını takip ettiği için 300 kadar çalışanını 25/2 maddesinden işsizlik maaşı alamayacak şekilde işten çıkarttı. İşçilerin mücadeleci tavrı ve kamuoyu baskısıyla çekingen birkaç geri adım atan patron, çalışma koşullarında göstermelik iyileştirmeler yapıp yemek ücretinde cüzi bir artırım yaptı. Ancak ne işten atılan çalışanları geri aldı, ne de toplu iş sözleşmesine yanaştı. Ne var ki, Koton’da sendikal örgütlenme ve mücadele; işten çıkarılan tüm işçilerin işe geri alınması, sendikal örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılması, insanlık onuruna yakışır ücretler ile düzenlenmiş bir toplu iş sözleşmesi talebiyle her geçen gün artıyor ve zafer Kaf Dağı’nın ardında değil.

Sektörde durumun böyle gitmeyeceği de aşikâr. Perakende sektörü çalışanları suni gündemlere aldanmıyor. İşçiler emeklerinin sömürüldüğünün farkında ve tüm zincir markalar içinde sendikal örgütlülük oranları da artıyor. Ne maceracı savaş politikaları, ne de kısır siyaset tartışmaları işçileri aldatmaya yetiyor. Tıpkı H&M mağazalarında olduğu gibi perakende sektörünün diğer patronları da muhtemelen yakın bir zamanda masalarında toplu iş sözleşmelerini görecekler.

Şili’den Lübnan’a, Ekvador’dan İran’a kadar tüm insanlar neoliberal kemer sıkma politikalarına karşı mücadele ediyor. Türkiye bu mücadelelerden azade farklı bir gezegende bulunmuyor. Patronların yağma politikalarına karşı direnişler yükseliyor. Biz de perakende çalışanlarının mücadelesinin dünyadaki mücadelelerden izole olduğunu düşünmüyoruz. Perakende işçilerinin kazanacağı zafer aynı zamanda dünya işçi sınıfı için de bir kazanım olacaktır. Bu aşamada bizlere düşen ödev ise direnen işçilere elimizden gelebilecek tüm desteği vermektir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.