Yetki var, sorumluluk yok!

Çorlu tren kazasını hatırlıyorsunuz, değil mi?

Tren, Edirne Uzunköprü’den İstanbul’a doğru yola çıkmış, Çorlu’da raydan çıkarak devrilmişti. 25 kişi yaşamını yitirdi, 328 kişi yaralandı. Kazanın detayları, ortada ciddi bir ihmal olduğuna işaret ediyordu.

Peki, bu ihmalin sorumluları kimlerdi?

Üzerinden 1 yıl 5 ay geçti. Bunun cevabı henüz verilemedi ancak pek tabii siyasetçiler, bürokratlar, TCDD’nin üst yönetiminde yer alan kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına çoktan karar verildi.

Oysa aileler, hem kaza öncesi hem de sonrasında yaşananlardan dolayı alt ve üst kademede imza yetkisi bulunan tüm yetkililerden şikâyetçiydi…

İddianamede asli kusurlu bulunan, Demiryolu Bakım Müdürü Yol Bakım ve Onarım Şefi, Hat Bakım ve Onarım Memuru ve yıllık umumi muayene raporunda imzası bulunan Köprüler Şefi hakkında ise taksirle ölüme ve yaralanmaya sebebiyet verme nedeniyle açılan dava sürüyor.

Hazırlanan ilk bilirkişi raporu ailelerin itirazlarıyla reddedilmişti. Mahkeme yeni bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar verdi ancak teknik üniversitelerden bilirkişi bildirimleri halen gelmedi. 10 Aralık tarihinde gerçekleşen son duruşma 21 Nisan 2020’ye ertelendi.

Bu süre zarfında, TCDD Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı İsa Apaydın görevden alındı. Apaydın, 13 Aralık 2018 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Yüksek Hızlı Tren kazasında hızlı tren hattını sinyalizasyon gibi önemli eksikleri olmasına rağmen faaliyete açtığı için kusurlu bulunmuştu. Ancak bilirkişi raporunda kusurlu bulunan Apaydın ve şu anda TCDD Genel Müdürü olan dönemin Genel Müdür Yardımcısı Ali İhsan Uygun, 13 Ocak’ta görülecek davanın iddianamesinde de şüpheli olarak yer almadı.

Yani aslında her iki kazada da üst yetkili TCDD sorumluluktan bir şekilde muaf tutuldu.

Şimdi asıl soru şu:

“Yetki olmadan sorumluluk olmaz” denir, peki ya sorumluluk olmadan yetki olur mu?

Maalesef oluyor; hele Türkiye’de fazlasıyla yetkili ancak bir o kadar sorumluluktan uzak kurumlar gerçeği ile karşı karşıyayız. En üst yetkiye sahip olanlar neredeyse hiçbir durumda sonuçların sorumluluğunu üstlenmiyor.

Bu iki tren kazası sonrası yaşananlar bunun sadece bir yüzü…

Benzer süreci Soma Faciası’nda da yaşadık. Bu facia, Türkiye’nin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Öylesine büyük yanlışlarla doluydu ki bunun bir cinayet olduğunu söyledik. Görüntüleri televizyondan izlerken bizler bile yaşananlardan utanç duyduk, kendi payımıza düşeni sorguladık. Peki, bir kurum bile bu faciada kendi sorumluluğunu üstlendi mi? Taşeronlaştırma ve özelleştirme ile birlikte düşük maliyet ve yüksek kâr politikalarını uygulayanlar bu politikaların sonuçlarının sorumluluğunu üstlendi mi?

Ya da kadına yönelik şiddet günden güne artarken, kadınlar sistematik olarak öldürülürken, cinsiyetçi politikaların sorumluluğunu üstlenen bir kurum var mı?

Örnekler öyle çok ki… Çünkü sağlık, eğitim, çevre, tarım, ekonomi ve daha birçok konuda yetkiyi en üstte ve tek elde toplayan ama iş sonuçlara gelince mağdurları keder ve kaderleriyle baş başa bırakan; en olmadı işi fıtratına bağlayan bir yönetim anlayışı söz konusu…

Bu anlayışı kırabilmenin en temel yolu ise tabandan en üst düzeye kadar yetkili mercilerin denetlenebilir ve geri çağrılabilir olmasında yatıyor. Sorumluluğun göz ardı edildiği yerde, yetkiyi de sorgulayabilmekten geçiyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.