2019 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu neyi gösteriyor?

İş Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi 2019 yılı raporunu yayımladı. Lafı uzatmaya gerek yok; rapor 2019 yılı içerisinde en az 1736 işçinin çalışırken veya çalışmaya giderken öldüğünü gösteriyor. Fakat neden öldüler? Aslında ölmediler, öldürüldüler, hem de göz göre göre öldürüldüler. Her biri bütün patronların, bütün bürokratların, bütün işveren temsilcilerinin, mahkemelerin, hükümetin ve meclisin bizzat döndürdüğü bu çark tarafından öldürüldü. Her biri karın tokluğuna gittiği, belki her gün kaybetme korkusu yaşadığı işinde, alın teriyle üç kuruş para kazananlara güvenlik önlemlerini çok görenler tarafından katledildi. Ne patronların ne mahkemelerin ne hükümetin umurunda oldular. Boy boy avukat bu katilleri savunup emek sömürüsünden gelen paralardan nemalanmak için sıraya dizildi. Bunların hepsi suçlu; her biri, her bir ölüm için bin defa cezalandırılmalı.

Fakat iş cinayetinden yargılanıp ceza alan patron yok mu? Var; o da boyuna göre. Yeterince paraları, nüfuzları yoksa bir ihtimal hafifletilmiş cezalar alabilirler, yıllar sonra… 2017 yılında Bursa’da bir inşaatta çalışırken 17. kattan -düşmesine göz yumulduğu için- düşerek ölen Erkan Uraz’ın çalıştığı firmanın patronlarının yargılanması 2019 sonuna kadar uzadı. Üstelik, ailenin ve avukatlarının araştırmalarına göre, aynı firmanın davalara konu olmuş 3 farklı iş cinayeti daha bulunuyor. İş cinayeti davalarında kararı geç vermek yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktır. Kararı geciktiren yargıç da, patronu savunan avukat da, patron kadar suçludur. İş cinayetlerini önlemenin yolunu biz söyleyelim: Hızlı, caydırıcı ceza ve ilgili şirketin toplum yararına kamulaştırılması. Eğer ki devlet yurttaşın hayatını güvence altına almakla mükellef ise, bu ölüm saçan şirketler, tazminatsız kamulaştırılmalı. Kamu işletmesi kâr etmek gibi maddi yarar güdemeyeceğinden gerekli güvenlik önlemleri ancak bu şekilde alınabilir. Patronlar derhal cezalandırılmalı, olaya karışmış her patronun ve patron vekilinin şirket kurmasına, ticaret ve siyaset yapmasına yasak getirilmeli. Eğer bunlar yapılmış olsaydı Erkan Uraz ile birlikte en az bir işçi daha ölmeyecekti, fakat Türk yargısı üçüncü iş cinayetini gözleri kapalı beklemeyi tercih etti, sonunda ise yalnızca üç yıl hapis verdi. Tabii boyu yeterince uzun olana da hiçbir şey vermedi. Torunlar AVM inşaatında yasak olmasına rağmen asansörleri limit durdurucuları devre dışı, kapıları açık kullandırtarak toplu işçi katliamı işleyen patronlara verilen 8 yıllık hapis cezası “iyi hal” indirimiyle 60 bin 800 TL para cezasına dönüştürüldü. Katliamın en tepesindeki patronlara ise daha en başından takipsizlik kararı verilmişti. Yargı diyor ki: “Çok paran varsa sana bulaşmam, cinayetlerin parasını ödeyerek devam edebilirsin.”

İSİG raporunun gösterdiği çok önemli bir gerçek daha var: İş cinayetlerinde öldürülen işçilerin yüzde 99’u sendikasız. Bu kadar net, işçiler hayatlarını savunmak için sendikalı olmalı. Sendika işçinin patrona karşı haklarını savunmak için temel araçtır, yaşama hakkı da buna dahildir. Çünkü bu bir savaş, sınıf savaşı ve bu savaşta ölülerimiz var. Ölenler için yas tutacağız fakat öldürenlerin de yanına bırakmayacağız. İşçinin emeği ve canı üzerinden kâr edenlere en güzel cevabı işyerlerinde komiteler örgütleyerek, sendikalara üye olarak, patronun karşısına tek eksik olmadan hep beraber çıkıp iş güvenliği önlemlerinin alınmasını isteyerek, zam talebi mücadelemizi hep birlikte vererek, hakkımızı hep beraber alarak vereceğiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.