“2020’lerin DİSK’i ve Emeğin Türkiye’si” için: Birleşik mücadele ve şeffaf sınıf örgütleri!

DİSK’in 2016’daki bir önceki kongresinden bugüne işçi ve emekçiler adına büyük olumsuzluklar yaşandı. Patronlar hükümetle el ele verip ücretlerimizi enflasyona karşı eritirken, örgütlülüğümüzü de azaltmak için ellerinden geleni ardına koymadılar. Gerçek anlamda mücadele veren sendikalarda ise yaramızı saracak denli bir üye artışı yaşanmadı.

2017 yılında Hollanda’yı protesto etmek için portakal sıkma eylemlerinin arkasında duran hükümet aynı dönemde Hollanda patronlarını “yerli” işçilerden korumak için grev yasakları ilan etti. Yerli-yabancı, AKP’li-CHP’li ayırt etmeksizin patronlara vergi afları getirdi. Bütçe açığını kapatmak için de işçi ve emekçilere ayrıca vergiler yükledi. Genç işsizlik artarken, iş cinayetleri ve kadınların kötü çalışma koşulları gerilemedi.

İşte böyle saldırı dolu bir dönemde Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin amiral gemisi DİSK maalesef birleşik mücadeleyi örgütlemekten bir hayli uzaktı. Çünkü kendi içerisinde bile parçalanmıştı.

2012’deki 14. ve 2016’daki 15. Genel Kurullarının ardından özellikle Birleşik Metal-İş (BMİS) ile DİSK yönetimi arasındaki uyumsuzluk tüm Türkiye işçi sınıfı için olumsuz sonuçlar yaratmıştı. Biz işçi ve emekçiler devletin tamamen keyfi olarak belirlediği sektörlerle, AKP’ye veya bürokrasiye bağlı olan sendikalarla, işçi-memur konfederasyonlarıyla bölünmüş haldeyken DİSK’te de bir başka yarılmayı yaşamaktaydık.

Bir süre 1 Mayıs’ları ve grevleri dahi birlikte örgütleyemeyen DİSK, 14-16 Şubat 2020 günlerinde gerçekleşen 16. Genel Kurulu’nda birleşik mücadele sözü vermiş oldu. DİSK’in üzerindeki tüm baskılara ve elbette ki eksiklere rağmen 16. Genel Kurulu’ndan çıkan bu tablonun biz işçi ve emekçiler için kimi olumlu sonuçlar doğurabileceğine inanıyoruz.

Arzu Çerkezoğlu’nun yeniden başkanlığa seçilmesiyle beraber BMİS, Genel-İş, Tekstil, Lastik-İş, Sosyal-İş ve Gıda-İş’ten temsilcilerle oluşan yönetim 2020’lerin DİSK’ini Emeğin Türkiye’sinde ve DİSK içerisinde birlikle inşa etme sözü verdi. Bu sözden hareketle işçi ve emekçiler de DİSK’ten daha güçlü bir mücadele talebinde bulunabilir. Ama buraya gelmeden önce DİSK’in kongresinden biraz daha bahsetmekte fayda var.

Mesajlar

DİSK Genel Kurulu’nun ilk günü adet olduğu üzere konukların selamlamaları ile başladı. İşçi Demokrasisi Partisi’nden İlker Bayram’ın da “DİSK’in 16. Genel Kurulu’nun, patronların sektör tanımları ile yapay bir biçimde böldüğü işçileri birleşik bir sınıf cephesi ve şeffaf bir sendikacılıkla bütünleştirecek adımlar atmasına vesile olmasını diliyoruz” son sözleri ile selamladığı kongreyi işçiden emekçiden yana daha pek çok parti de benzer beklenti, iyi niyet ve dostça eleştirilerle selamlamıştı. Ancak bir selamlama vardı ki işçileri belaya, hem de çifte belaya çağırıyordu. Kılıçdaroğlu Türkiye’nin en büyük çilesini işçiler çekmiyormuş gibi “Dünyanın tüm demokratları birleşiniz” diyerek kasapları ve koyunları birleşmeye çağırdı.

Biz işçiler patronların söz sanatlarında usta olduklarını biliyoruz. Zam dönemlerinde üç kuruşluk maaşımızın biraz olsun insanca koşullara çekilmesi için patronla görüşmeye gittiğimizde lafın altından girip üzerinden öyle bir çıktıklarına şahidiz ki, farkında olmadan pek çoğumuzun içinden patrona borç verme isteği dahi oluşmuştur. İşte bu demokratlık meselesi de buna benzer bir konu. Demokratlık münazarası yapılsa finale kalacak pek çok patron kendisine karşı hak arayan işçilerin demokratik haklarından bahsetmez. Aynı şekilde Kılıçdaroğlu da patronlar durmaksızın zenginleşirken işçilerin taviz vermesini isteyen koroya ortak olmuştu.

Kongrede İmamoğlu bu tehlikeli çağrıyı çifte tehlike haline getirerek işçi ve emekçilere, “Toplu iş sözleşmelerinde hem işveren hem işçi haklarında birlikte hareket ettik. Bundan sonra da birlikte hareket etme, el birliği ile çalışma” davetinde bulundu. Oysa CHP’li olsun, AKP’li olsun belediyelerle iş yapan tüm patronlar zenginleşmeyi sürdürürken, biz işçilerin sefalete mahkûm olduğumuzu görüyoruz. Koyunlar ve kasapların barış içinde bir arada yaşayamayacakları gibi, patron ile işçinin aynı anda mutlu edilemeyeceğini biliyoruz.

Örgütlenme dönemi

Patronlar işçilerin bölünmüşlüğünden ve sendikalara güvensizliklerinden büyük fayda sağlıyor. Buna karşı biz işçi-emekçiler de DİSK’in 16. Genel Kurulu’nda verdiği sözü mücadelemizi güçlendirmek için önümüzdeki dönemde hatırlatmalıyız.

Madem DİSK birleştiğini, sendikalı-sendikasız tüm işçilerin sesi olacağını söylüyor ve DİSK kongresinde sektör ayrımı gözetmeksizin ortak örgütlenmeden bahseden sendika başkanları bulunuyor, o halde biz de bulunduğumuz her alandaki mücadelemizde DİSK’e üye sendikalardan destek isteyebiliriz. Eğer DİSK’li isek yakınımızda bulunan her direnişi güçlendirmek için orada bulunmalıyız. Sektör ayrımı gözetmeksizin her alanda örgütlenme çalışmalarına omuz vermeliyiz.

DİSK yöneticilerinin sözlerinin takipçisi olup, şeffaf sendikacılık örneklerini yaratmak için mücadelemizi birleştirmeliyiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.