Kapitalizm eken, Korona biçer

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan farklı tip korona virüs, yani Covid-19, İran, İtalya, Güney Kore ve 30’dan fazla ülkeye yayılmış durumda. 24 Şubat itibariyle, Korona virüsü 77 bin vakaya ve 2600 ölüme neden oldu. Virüsü bildiğimiz mevsimsel gripten ayıran iki temel unsur var: Uzun kuluçka süresinde bulaşıcı olması ve aktif olduğunda hızlı bir şekilde seyreden akciğer yetmezliği. Erdoğan’a göre pekmez yiyerek mücadele edebileceğimiz bu salgın konusunda neler biliyoruz ve salgına ne kadar hazırız?

Nerden çıktı şimdi bu Korona?

Birçoğumuz farklı mecralardan şu imalara tanık olmuşuzdur: Çin’in önünü kesmeye çalışan gelişmiş ülkeler bu virüsü Çin’e musallat etti veya Çin’de yaşam koşulları o kadar yabani ki, yedikleri yarasa, yılan vs. yüzünden bu virüs ortaya çıktı. Bu iki farklı açıklama onlarca farklı safsatanın ortak noktaları; o da halktan ve emekten yana olmayan iktidarların sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünmesinin net bir sonucu.

Tarihe bakacak olursak, Çernobil her ne kadar Sovyet rejiminin ve bürokrasisinin yozlaşmasından kaynaklandıysa da başka herhangi bir rejim bu felaketin dünyamıza bu kadar az zarar vermesini sağlayamazdı. İşte Çin bu yüzden hastalık ilk ortaya çıktığında yok saydı, hastalığın tehlikelerini açıklayan ve daha sonra hastalıktan ölen doktoru meslekten men etti, Korona virüsü epidemi haline gelinceye kadar göstermelik yasaklar koydu, hatta sözde 2 günde hastalıkla mücadele edecek hastane inşa etti; fakat bunlardan hiçbiri Çin’de hastalığın yayılmasına engel olamadı. En son hastalıkla mücadele için sokaklarda sivrisinek ilaçlar gibi püskürtücü kamyonlar dolaştırıyordu. İşin aslı, Çin’in diktatörlük rejimi bu salgının ortaya çıkmasında ve yayılmasında asıl sorumlu.

Peki Çin yetersiz, dünya neden izliyor? Bu işte başka çıkarları mı var?

Açıkçası, önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, Batı dünyası ve ona bağlı sağlık örgütleri halkın sağlığından daha çok kendi kurumlarının ve hizmet ettiği sermayesinin çıkarını düşünüyor. Çünkü ilaç şirketleri kâr elde edemeyeceğini düşündüğü milyonları tedavi etmek yerine daha garanti para getireceğini gördüğü hastalıklara yönelmiş durumda. Yani kanser veya kolesterol hastalığının tedavisi ilaç şirketleri için sadece para gelecek musluklar. Bizim “medeniyetin beşiği” gördüğümüz Batılı devletler de buna göz yumuyor çünkü kapitalistler. Koronanın salgın haline gelmesinde Çin ne kadar sorumluysa, kapitalist ülkeler ve onların sağlık anlayışı halkların hastalanmasından ve ölmesinden dolayı o kadar suçlu.

Peki biz ne kadar hazırız?

Türkiye, yakın tarihinde buna benzer pandemi tehlikesiyle doğrudan doğruya yüzleşmedi. Dünya tarihi boyunca ortaya çıkan salgınlar, İspanyol Gribi veya Kara Veba, bu topraklarda da etkili oldu ve yüz binlerce kişiyi hasta etti ve öldürdü. Ama şu anki salgının boyutundan ve mücadelenin güçlüğünden dolayı, çok yönlü hazırlanılması lazım. Göstermelik karantina veya sınır kapatmalarla, pandemi tehlikesi bulunan bu virüsle mücadele edilemez. Sağlık Bakanlığı ise sadece şu ana kadar Türkiye’de Korona virüsüne rastlanılmadı demekle yetiniyor. Sağlık Bakanlığı’na ve Erdoğan’a soruyoruz:

  • Korona ile mücadele için hangi önlemler alındı?
  • Korona Türkiye’de gözükürse nasıl bir mücadele planınız var?
  • Eğer bir yakınımız veya kendimiz bu virüsü kaparsak ne yapmalıyız? Ayrıca devlet, bizim iş ve hayat koşullarımızı korumak için nasıl bir planlamanın içinde?
  • Sağlık sektöründe çalışanların bu virüse karşı hazırlıkları neler, kendilerini nasıl koruyacaklar, ne türlü eğitim aldılar?
  • Hastalıktan etkilenmesini beklediğiniz kitle kimler ve onların bu hastalıktan korunması için neler planladınız?

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.