Koronavirüsün eğitim ve eğitimin koronavirüs üzerindeki etkileri

Tüm dünya yeni koronavirüs ile mücadele ederken, salgını durdurmaya yönelik bazı önlemler alınıyor. Örgün eğitime ara verilmesi, Covid-19 için alınan ilk önlem oldu. Bu “tatil” daha sonra zorunlu bir hal aldı ve derslerin bahar dönemi boyunca çevrimiçi olarak işleneceği açıklandı. Hal böyleyken birçok üniversite öğrencisi, kaldıkları yurtlardan ve evlerden ayrılıp ailelerinin yanına döndüler.

Bazı öğrenciler adeta zorunlu göçe tabi tutuldular. Yurtlarının “karantina yurduna” dönüşmesi sebebiyle apar topar odalarını boşaltmak zorunda bırakıldılar. Bazıları eşyalarını toplamaya bile fırsat bulamadı… Onlarca otel odası boş bir şekilde dururken, bu konuda yine mağdur edilenler öğrenciler oldu. Tıpkı ailelerinin yanına döndüğü halde, kalmadıkları yurtların ve evlerin kirasını ödemek zorunda bırakılanlar gibi… Eğer KYK yurtları yeterli öğrenci kapasitesine sahip ve nitelikli olsaydı, öğrenciler bu zorlu günlerde bir sonraki ayın yurt/ev kirasını nasıl ödeyeceklerini düşünmezlerdi. İşte bu yüzden bütün öğrencilere ücretsiz yurt imkânı sağlanmalı; barınma bir haktır.

Eğitimin aksamaması adına üniversitelerin de uygulayacağı çevrimiçi eğitim, birçok devlet okulundaki altyapı yetersizliğinden dolayı henüz gerçekleşebilmiş değil. İlerleyen zamanlarda, sistemdeki sıkıntılar çözülmüş bile olsa, kırsal kesimlerde yaşayıp, internet sıkıntısı çekenler ve bilgisayara ulaşamayacak olan öğrenciler için sorun devam etmiş olacak. Bu durum, eğitimde fırsat eşitsizliğini daha da belirgin hale getirmekte. Böylesine bir uygulamada, her öğrenciye ücretsiz internet ve hatta bilgisayar sağlanmalıdır ki eşitsizliğin önüne geçilebilsin.

Covid-19 evrim gerçeğini gözler önüne seriyor

Bugünlerde çevrimiçi eğitimlere ulaşılamaması başlı başına bir sorunken, “olağan” zamanlarda örgün eğitimin zaten niteliksiz oluşu, yeni koronavirüs salgınının anlaşılmasında, öğrencilerde bilimsellikten uzak söylemleri ve yanlış yorumlamaları da beraberinde getiriyor. Eğitimde niteliksizliğin derinleşmesine neden olan uygulamalardan biri, hatırlarsanız 2017 senesinde evrim konusunun müfredattan çıkartılmasıydı. Bundan üç sene önce ne kadar doğru öğretildiği tartışmalı bile olsa, canlıları birçok yönden ele alarak incelememize olanak sağlayan konunun “kafa karıştırıyor” denilerek yok sayılması asla kabul edilemez. Çeşitli bahaneler ile evrimin yok sayılması, tüm canlılar gibi, cansız olan (fakat genetik materyale sahip) virüslerin de evrildiği gerçeğini değiştirmedi.

Eğer evrimin, öğrenilmesi ve gözlemlenmesi gereken dinamik bir olgu olarak okul müfredatlarının dışında bırakılması sürdürülürse, mevcut salgına dönük herhangi bir bilimsel ve akılcı yaklaşımın ve çözüm önerisinin geliştirilebileceğini düşünmek saflık olur.

Örneğin Çin’de başlayan salgına sebep olan virüs ile Avrupa’daki virüsün sekans analizi (DNA veya protein dizisinin çıkarılması) yapıldığında çeşitli değişiklikler olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, Avrupa ve Çin’deki virüsün farklı olduğunu söylemek mümkün. Afrika ve Güney Amerika’daki virüs ise benzer varyantlara (gen içerisindeki farklılıklar) sahip. Bu durumda Afrika’ya, Güney Amerika’dan yayılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bu gibi veriler, filogenetik analizler yapmamızı mümkün kılıyor. Böylece evrimsel analizler, virüsün yayılma hızı ve nasıl yayıldığına dair çıkarımlar yaparak, aşı veya ilaç geliştirebilmemizi sağlayacaktır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.