Cengiz İnşaat’tan atılan işçiler geri alınsın! İşten atmalar gerçekten yasaklansın!

Dün (21 Mayıs) Tophane İŞKUR önünde İşçinin Kendi Partisi’nin girişimiyle ve aralarında İDP’nin de olduğu çeşitli siyasi parti ve çevrelerin destek verdiği bir basın açıklaması gerçekleştirildi. İşten çıkarmaların sözde yasaklandığı bir dönemde Cengiz İnşaat’ın haksız yere 25/II. maddeden işten çıkardığı 120 işçi gibi, kriz ve koronavirüs salgını esnasında işten çıkarılan milyonlarca işçinin olduğuna dikkat çekilen basın açıklamasında, birleşik mücadelenin önemine vurgu yapıldı.

Basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

Kapitalizmin sebep olduğu tufan geliyor!

Patronlarla ne aynı gemide ne aynı sofradayız!

Kendi gemimizi inşa edelim, kendi soframızı kuralım!

Ülkemizde 12 Eylül 1980’den bu yana, yani en azından kırk yıldır herşey büyük patronların istediği gibi yürüyor. Bütün hükümetler Türkiye İşveren Sendikalarının ve onunla aynı çıkarları savunan büyük patron örgütlerinin işçi düşmanı politikalarının hizmetinde. Koronavirüs felaketinde de bu durumda bir değişiklik olmadı.

Mardin’deki 120 Cengiz İnşaat işçisi arkadaşımız gibi milyon işçi kardeşimiz işten atıldı. Milyonlarcası sefalet ücretlerine mahkum oldu. Başta sağlıkçı kardeşlerimiz olmak üzere yüzlercesi hayatını kaybetti. Kaybettiğimiz 4 binden fazla insanımızın çoğu emekçidir. Daha ne kadar canın yitirileceği de bilinmiyor. Dünya üzerinde bu büyük patronlar düzeni olan kapitalizm devam ettikçe belli ki daha nice virüslerle karşılaşacağız. Hem kendi kardeşlerimizi hem bütün halkımızı kurtarmak için kendi gemimizi inşa etmek ve kendi soframızı kurmak zorundayız.

Biz işçiler ömrümüzü birilerinin bizi kurtarmasını beklemekle boş yere bekleyerek geçirmek yerine kendi göbek bağımızı kendimiz keselim.

Gemimiz kendi sınıf birliğimiz, kendi cephemiz, patron partilerinden bağımsız kendi partimizdir. O birliğin, o cephenin veya o partinin içinde, bütün farklılıklarımızı koruyarak var olacağız. Nasıl TÜSİAD’lar, Müsiad’lar, TİSK’ler, Odalar ve Borsalar Birliği aralarındaki bütün farklılıklara rağmen biz işçilere karşı birlikte davranıyorlarsa biz de aramızdaki bütün farklılıklara rağmen en temel haklarımızın savunusunda tek yumruk olmalıyız.

Bizi bölmek isteyen patronların kötülemelerine kulak asmadan Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi, seküler demeden birleşmeyi bilmek zorundayız.

Yani ya hep beraber ya hiç birimiz! İşte bizi tufandan koruyacak ortak gemimiz budur.

Soframıza gelince. O da ülkemizin bütün zenginliğini bütün halkımız arasında eşit olarak paylaşacağımız yeryüzü sofrasıdır. İşte bu sofrayı kurmak için de işçi sınıfı olarak iktidara gelmemiz gerekiyor. İşte biz bunun için vardık, varız, var olacağız!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.