Hepsini gördük!

Sermaye için kutu kutu paketler açanların sıra işçi-emekçiye gelince “biz bize yeteriz” dediklerini gördük…

Biz kendimize yetmeye çalışırken, elimizdeki tek güvence olan işsizlik sigortası fonunu patronlara peşkeş çektiklerini gördük…

Turizm sektörünü canlandırmak için 9-10 günlük tatil ilan edenlerin, hayat memat durumunda bile işçilere ücretli izin vermemek için 40 takla attıklarını gördük!

Koronaya karşı mücadelede son derece şeffaf ve başarılı olmakla övünürlerken; konunun birincil muhatabı meslek örgütlerini, işçi örgütlerini bile sürece dahil etmediklerini gördük!

Özel jetlere, pırlantalara, kürklere vergi yokken, emekçilere yönelik türlü türlü vergiler getirdiklerini gördük!

“Evde kal” çağrısı ardında erkek şiddetini nasıl görmezden gelmeye çalıştıklarını gördük!

Gülistan Doku’yu, Rabia Naz’ı unutturmaya çalışanların, meclisi bir günde apar topar toplayabildiklerini, siyasi mahkûmları yok sayıp, kadına yönelik şiddet faillerine kapıyı açtıklarını gördük…

Türkiye’de yaşayan yüz binlerce genç Suriyeli gibi, çocuk yaşta, sigortasız, güvencesiz ve asgari ücretin altında çalışmak durumunda kalan Ali’yi göz kırpmadan öldürebildiklerini gördük…

Ve elbette bizi, ya sağlığın ya işin diyerek, koronavirüs sebebiyle ölmek ile açlıktan ölmek arasında bir seçime zorladıklarını gördük…

Bizler…

Bu salgın koşullarında işçi güvenliği ve sağlığına dönük yetersiz önlemler içinde çalışmaya mecbur bırakılanlar…

Fazla mesai, ev emeği, bakım emeği sarmalında evden çalışma dayatılanlar…

Karın tokluğuna bile denilemeyecek, asgari ücretin altında bir geçim ücretine razı bırakılanlar… Ya da zaten çoktan işsiz, aşsız kalanlar…

Biz… Yani işçiler, emekçiler, yıllardır evde, işte hayatı üretenler… Patronların kârlarına kâr katanlar…

Biz… Salgın boyunca kendi ve yakınlarımızın sağlığı için ücretsiz ulaşabileceğimiz vaat edilen biricik önlem olan maskemiz bile işverenine teslim edilenler!

Biz… Her zaman olduğu gibi bu salgında da ilk gözden çıkarılanlar…

Hani şu salgın önlemlerinde, evde kal çağrılarında, sokağa çıkma kısıtlarında hep “hariç” tutulanlar…

Biz, hepsini gördük!

Tüm dünyada, toplum sağlığı yerine, işçinin emekçinin ekmeği yerine, sermayelerinin bekasını düşündüler… Bunu apaçık gördük! Çünkü kapitalizm budur! Çünkü kapitalizm hep ve hatta yalnızca bunu düşünür!

1 Mayıs marşı nasıl başlıyordu hatırlıyor musunuz? “Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır”…  Yıllar önce yazılmış bu sözler maalesef hâlâ günümüzün özeti… Üstelik daha fazlası var… Açlık var, salgın var, yokluk var… İşte bu kapitalizmdir! Biz, işçiler ve emekçiler, kendimiz için, geleceğimiz için sahneye çıkmadığımız sürece de sürmeye, sömürmeye, öldürmeye devam edecek!.. Bu bir kehanet değil, tarihin ta kendisi!

Şimdi söyledikleri gibi salgın plato evresine girdiyse bile önümüzde ağır ekonomik ve toplumsal sonuçlarla yüzleşeceğimiz zorlu bir yokuş var… Çünkü görüyor ve biliyoruz ki kapitalizm bu salgın sürecini sadece kendi çıkarlarına yönelik yönetti, faturasını ise bize çıkarıyor. Bu yokuşu ancak sınıf dayanışmasıyla, taleplerimiz etrafında büyüteceğimiz bir mücadeleyle aşabiliriz!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.