Uluslararası işbaşı kararına karşı işçi hareketi tetikte

ABD ve Avrupa hükümetleri, Dünya Sağlık Örgütü’nün ısrarlı ikazlarına aldırış etmeksizin, nisan sonu ve mayıs başı gibi hayatı “normale” döndürme kararları açıkladılar. Buna göre işçiler ve emekçiler derhal işbaşı yapacak; sinema, tiyatro, kafe ve benzeri sosyalleşme alanları açılacak ve sermaye birikimine “yük” olabilecek sağlık ve hijyen önlemlerinin alınmasına son verilecek. Bu karar sadece ABD’de 73 milyon işçinin, herhangi bir yaşamsal güvenceye sahip olmaksızın, koronavirüse terk edileceği anlamına geliyor. İtalya ve İspanya gibi, pandeminin en şiddetli vurduğu ülkeler, yine on milyonlarca emekçiyi eskisinden de yoğun bir tempoda çalıştırmanın hazırlıkları içindeler. Fransa 11 Mayıs’ta “normale” döneceğini açıkladı. Başbakan Edouard Philippe Fransız ekonomisinin ilk çeyrekte %8 küçüldüğünü ve Fransız halkının Covid-19’la yaşamayı öğrenmek zorunda olduğunu kaydetti. Benzeri kararları Türkiye’de başkanlık rejimi de aldı: Sağlık Bakanının eylem ajandasına göre Ramazan’ın bitimiyle Türkiye “normale” dönecek ve milyonlarca işçi ile emekçi zorla işbaşı yapacak.

Rejimlerin almış oldukları bu karar hiçbir bilimsel bulguya veya nesnel durum tahliline dayanmıyor. Dünya Sağlık Örgütü işbaşı kararının pandemide yeni bir dalga yaratabileceği üzerinde inatla durdu. İspanya’da işbaşı yapıldığı gün vaka ve ölüm sayısı, ülkenin yaşadığı pik noktasına yaklaştı. Yalnızca bu örnek dahi, hükümetlerin aldığı kararın ardında yatan sebebin halk sağlığı ve güvenliği kaygısı olmadığını, ama kapitalist şirketlerin ve ulusal pazarın sermaye birikim trafiğinin yeniden sağlanması olduğunu kanıtlıyor.

Emek-gücünü uluslararası düzlemde yeni bir diktatoryal çalışma rejimi altında örgütlemeyi öngören ve emekçileri sopa kullanarak işbaşı yapmaya zorlayarak tehlikeli bir biçimde zorunlu çalışma kamplarının işleyiş mantığını anımsatan bu karar, uluslararası işçi sınıfı hareketinden belirli bir dirençle karşılaştı.

İlk grev dalgası, pandeminin yarattığı toplumsal felaketten servetini artırmak için faydalanan Jeff Bezos’un Amazon şirketinde patlak verdi. Amozon’un İtalya ve ABD şubelerinde, 16 Nisan günü itibariyle borsadaki değeri rekor kıran şirketin gerekli güvenlik önlemlerini almadığını söyleyen işçiler seferber oldu ve bir günlük bir grev organize ettiler.

Diğer bir direniş dalgası Orta ve Güney Amerika’da kendisini gösterdi. Bir Amerikan çokuluslu şirketi olan Honeywell’in Meksika şubesinde yüzlerce işçi bir protesto organize ederek fabrikanın zorunlu üretimi durdurmasını istedi. İşçiler üretime ara verildiği zaman dilimi içerisinde ücretlerini tam olarak almayı talep ediyorlar. Bugüne dek fabrikanın bulunduğu Ciudad Juárez’de, metal fabrikalarının bulunduğu sanayi bölgesinde 12 işçi koronavirüs dolayısıyla hayatını kaybetti. Yine Tijuana’da bulunan teknoloji firması Poly’de, iki işçinin virüs nedeniyle hayatını kaybetmesiyle bir işçi seferberliği baş gösterdi. 17 Nisan’da ise Brezilya’da gıda işçileri kitlesel bir şekilde greve çıktılar. Bu grev İspanya’da başlamış olan gıda işçilerinin greviyle bir dayanışmaydı ve daha sonra Arjantin’e de yayıldı. Dolayısıyla Amazon örneğinde olduğu üzere bir kere daha çeşitli ulusal işçi sınıfı bölükleri, kendi aralarında gerekli koordinasyonları oluşturarak, birlikte bir grev örgütlediler.

Verilere göre pandemi ABD’de mart başında patlak verdiğinden bugüne 100’ün üzerinde işçi eylemliliği ve grevi yaşandı. İşbaşı kararının alınmasından bu yana eylemler yoğunlaşmış durumda. Iowa’da yüzlerce işçi bir protesto biçimi olarak işe gitmeyi reddetti. California’da onlarca işçi onlara katıldı.

Söz konusu örnekler İspanya, İtalya, İran, Çin ve Bangladeş gibi çeşitli ülkelerde vuku bulmuş olan militan işçi sınıfı direnişleriyle de zenginleştirilebilir.

Bütün bu örneklerde, işçi sınıfının sendikalarla kurduğu ilişkiyle ilgili olarak iki eğilim öne çıkıyor:

1) Özellikle İngiltere, ABD ve Almanya’da sendikalar, hükümetlerin işbaşı kararlarına işçi sınıfı içinden muhalefetin yükselmemesi için bir sosyal diyalog aracı olarak kullanılmak istendi ve sendika bürokrasileri de bu yönde istekli adımlar attı; dolayısıyla sendikal bürokrasiler rejimlerin yanında saf tutmuş oldu ancak.

2) Bu tip işbirlikçi bir politik yönelim izlemeye çalışan sendikaların yerel komitelerinde birtakım işçi gruplaşmaları merkezî hatta muhalefet ederek, sendikaların sınıfı korumaya dönük bir ulusal eylem planı açıklamasını talep etti (özellikle metal ve otomotiv işçileri).

Bu durum bir kere daha sendikaların bürokratik yönetimlerden temizlenmesi ve işçi demokrasisi temelinde sınıfın çıkarlarını savunacak şekilde yeniden örgütlenmesi biçimindeki uluslararası ihtiyaca vurgu yaptı. Dolayısıyla işçi sınıfını bekleyen mücadeleler arasında yalnızca hükümetlerle verilecek olan mücadele yok, aynı zamanda sendikalarının kapitalizm taraftarı bürokratlarıyla verilecek mücadele de var.

Uluslararası işçi sınıfı hareketi, fiziksel mesafelenme önlemlerinin pandeminin daha fazla büyümemesi için neden gerekli olduğunun bilincinde. Rejimler ise pandeminin nüfusların önemli bir çoğunluğuna yayılmasıyla kârların korunması arasında tercih yapmak durumunda kaldığında, kapitalistlerin ticari çıkarlarının muhafaza edilmesini tercih ediyor. Fransa’da Rouen Üniversitesi Hastane Merkezi’nin yayımladığı bir araştırma, fiziksel mesafelenme önlemlerinin 19 Nisan’a dek Fransa’da 61.739 insanın hayatını kurtardığını, fiziksel mesafelenme olmaksızın 19 Nisan’a dek pandeminin nüfusun %23’üne dek yayılmış olacağını ortaya koydu.

Genel olarak toplumların sağlıklarının korunması görevinin işçi sınıfının politik sorumluluklarının kapsamına girmiş olması bir tesadüf değil. Kapitalizm bu pandemiyle birlikte yalnızca yozlaşmış doğasını tekrar ifşa etmekle kalmadı, aynı zamanda kendisini varoluşsal bir tehditle baş başa bırakmayacak olan birtakım ikincil kârlardan bile vazgeçmek yerine milyonlarca insanın hayatını riske atmayı tercih ettiğini kanıtladı.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.