Lübnan: Neden bankalar kitlelerin hedefinde?

Lübnan’da 2019 yılının Ekim ayında başlayan devrimci ayaklanmadan bu yana önemli gelişmeler meydana geldi.

Mart ayının başında ülke dış borç miktarının GSYH’nin %170’ine karşılık gelen 92 milyar dolara yükselmesinin ardından hükümet temerrüde düştüğünü açıkladı. Devamında ise tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını ve salgın karşısında her hükümet gibi Lübnan hükümetinin de emekçi halkı daha fazla yoksulluk ve açlığa mahkum eden politikaları geldi. Yedi aydır ülkedeki krizin faturasını ödemeyeceğiz yaklaşımıyla hükümeti, mezhepçi rejimi ve kapitalist düzeni sorgulayan Lübnanlı emekçiler, pandemi ile birlikte krizin daha da derinleşmesinin karşısında Nisan ayının sonundan itibaren yeniden seferber oldular.

Pandemi öncesi devrimci seferberliğin nedeni olan ekonomik ve sosyal koşullar geçtiğimiz 1,5 aylık periyotta daha da derinleşti. Lübnan lirasının değer kaybı katlanarak yükseliyor; resmi rakamlara göre 1 dolar 1.507 Lübnan lirası bandındayken karaborsada 1 doların karşılığı 4.000 Lübnan lirasına ulaşmış vaziyette. Emekçilerin alım gücünün düşüşü ve yaşam koşullarının kötüleşmesi de neredeyse aynı hızla yükseliyor. 6 milyon 850 bin (2018 yılı nüfus sayımı) nüfuslu ülkede yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakılanların sayısı 4 buçuk milyona dayanmış durumda.

Bu koşullar altında yeniden seferber olan emekçi halkın rejime ve kapitalist sömürü politikalarına karşı mücadelesinin hedefi ise bankalar haline gelmiş olması boşuna değil. Ülkedeki mezhepçi rejimin liderlerinin önemli bir kısmı hali hazırda bankaların hissedarları. Onlar ve patronlar paralarını yurt dışına kaçırmaya çalışırken bankalar emekçi halkın parasına el koymaya çabalamakta. Emperyalist kapitalist sistemin can damarı olan bankalara karşı mücadele, Lübnan emekçi halkının devrimci ayaklanmasında demokratik, ekonomik ve sosyal talepleri kesiştiren, seferberliğin sürekli niteliğini görünür kılan bir rol üstlenmiş vaziyette.    

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.