Atlas emekçilerinin direnişi sürüyor: “Bekleyerek hakkımızı alamayacağımızı çoktan anladık”

262

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kardeşi Ali Murat Ersoy’un sahibi olduğu Atlas Global şubat ayında uçuşlarını durdurmuş ve şirketin çalışanları hiçbir alacak ve tazminatları ödenmeden kapı önüne koyulmuşlardı. Yedi aydır maaş alamadıkları gibi şirketin hileli iflas yoluna başvurduğunu öğrenen Atlas işçileri bir araya geldiler ve A.Z.A.P (Atlas Zedeler Adalet Platformu) ismiyle mücadelelerini başlattılar. Geçtiğimiz günlerde ETS Tur’un önünde oturma eylemi başlatan işçiler direnişin altıncı gününde yaka paça gözaltına alındılar. Gözaltında yaşananları ve direnişin nasıl devam edeceğini Ruken Çapan ile konuştuk.

Atlas emekçilerinin mücadelesine ilişkin detaylı bilgiye bu yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Gazete Nisan: Merhaba Ruken, öncelikle çok geçmiş olsun. Haksız, hukuksuz şekilde gözaltına alınmanızı kınıyoruz ve tüm baskı ve şiddet yöntemlerine karşı mücadele direncinizi paylaşıyoruz. Bize biraz ETS Tur’un önündeki altı günlük direniş deneyiminizden bahsedebilir misin? Bu fikir nasıl gelişti?

Ruken Çapan: Çok teşekkürler. Biz de size mücadelemizin en başından beri yanımızda olduğunuz ve bize yayınınızda yer ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Biz patronumuz Ali Murat Ersoy’a ulaşabilecek her yolu denedik, deniyoruz. Evinin önü, şirketinin önü ve en son Kültür ve Turizm Bakanı’nın, kardeşinin şirketi olan ETS Tur’un muhatabımıza ulaşmak için doğru bir kanal olabileceğini düşündük. Daha önce de ETS Tur önünde basın açıklaması yapmıştık. Yine de muhatap alınmayınca istikrarımızı göstermek ve belki Kültür ve Turizm Bakanı’nın bizi muhatap alabileceğini düşünerek burada bir oturma eylemi yapmaya karar verdik. Çünkü Bakan’ın, Ali Murat Ersoy’la aile içi gayrimenkul zenginlikleri ve yaptıkları ortak işler var. Belki Bakan bize yardımcı olur diye umduk. Oturma eylemimize ilk gün izin verdiler, tabii yine etrafımızda polisler vardı. Sonrasında bir çadır açmak istedik, çadırımızı rehin alıp, bir saat sonra bize geri verdiler. İlk gün biraz sancılı oldu. Geri kalan beş gün boyunca polislerle “günaydın” – “iyi akşamlar” şeklinde iletişimi sürdürdük. Her şey yasal ve hukuka uygundu.

Gözaltına alınma şeklimizden vatan haini muamelesi gördüğümüzü fark edersiniz. Biz sadece alacakları ödenmeyen işçileriz. Kimse bu muameleyi hak etmez, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde hayvana yapılmayacak muamele gördük.

Gazete Nisan: Peki sence ne oldu da altıncı gün sizi engellemeye karar verdiler?

Ruken Çapan: Aslında herhangi bir taşkınlığımız ya da girişi çıkışı engellememiz gibi bir şey olmadı. Sadece orada duruyorduk, muhatap alınmayı bekliyorduk. Altıncı günde polislerin değiştiğini ve sayıca fazlalaştığını gördük. Bunun nedeninin beşinci günün akşamı sosyal medyada paylaştığımız bir videonun milyonlara ulaşması olduğundan eminiz. Bakanın bu videodan rahatsız olduğunu ve polislere talimat verdiğini öğrendik. Zaten sabah gittiğimizde polisler “çadır açamazsınız” dediklerinde tatsızlık çıkmaması için üstelemedik. Biz direnişimizi yasal zeminde ilerletmek istedik. O gün bizi ziyarete gelen 100 ülkede 100 şarkı diye yola çıkan müzisyen arkadaşlarımız vardı. 40. ülke olan kendi ülkelerinde şarkı söyleyerek bizi desteklemek istemişlerdi. Ancak polisler “burada müzik yapamazsınız” diye engellemeye çalıştılar. Biz Kültür Bakanı’nın bir sanatçıya böyle bir muameleye izin vermeyeceğini söyledik. Ama “enstrüman çalamazsınız” diye kargaşa yarattılar. Biz “müzik bitince dağılabiliriz, isterseniz bizi götürebilirsiniz” de dedik. Ancak müziği yarıda keserek ve binanın içinden iki kişinin bizi şikâyet ettiğini iddia ederek biz üçümüzü yaka paça gözaltına aldılar. Zaten gözaltına alınma şeklimizden vatan haini muamelesi gördüğümüzü fark edersiniz. Biz sadece alacakları ödenmeyen işçileriz. Kimse bu muameleyi hak etmez, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde hayvana yapılmayacak muamele gördük. Ben ilk kez polisle böyle bir olay yaşadım. Hiçbir taşkın hareketim olmamasına rağmen iteklendim ve kollarım arkadan çekilerek sürüklendim. Bir kadın olarak bu şekilde şiddete uğramak beni fiziksel olarak zorladı ve farklı sorunlarım oldu ilerleyen günlerde.

Biz özellikle her duruşmaya gidiyoruz ki iş kâğıt üzerinde avukatların talepleriyle sınırlı kalmasın, işin ucunda bizim haklarımızın olduğu gözle görülsün.

Gazete Nisan: Tekrar geçmiş olsun Ruken. Gözaltından sonra 24 Aralık’ta Bakırköy Adliyesi’nde bir duruşma vardı sanırım, davanın seyri hakkında bize bilgi verebilir misin?

Ruken Çapan: Bu dava bildiğiniz üzere patronun iflasına ilişkin. Biz bu iflasın hileli olduğunu ve şirketin içini aylarca boşalttıklarını söylüyoruz. Bu seferki duruşmada herhangi bir gelişme olmadı, bilirkişi raporunu hâlâ sunmadı ve duruşma 18 Mart’a atıldı. Bilirkişinin şirketin hileli iflasın üstünü örten finansal hareketlerini inceleyen bir rapor sunmasını umuyoruz. Şayet şirket gerçekten iflas ettiyse bu bizim alacaklarımızı almamızı daha da geciktirebilir. Biz özellikle her duruşmaya gidiyoruz ki iş kâğıt üzerinde avukatların talepleriyle sınırlı kalmasın, işin ucunda bizim haklarımızın olduğu gözle görülsün. Biz çalışırken zaten şirketin içinin boşaltıldığının farkındaydık. Maaşlarımız da yatmamaya başladığında bize “Merak etmeyin bizim servetimiz sizin maaşlarınızı ödemeye yeter,” denildi. Sonra apar topar patronun iflasa başvurduğunu öğrendik. Biz, hukuken oyalanabileceğimizin, bizi 5-10 yıl bekletebileceklerinin çok farkındayız. Bu nedenle kardeş Bakan’ın da bizi muhatap alması için elimizden geleni yapacağız.

Bariz hileli bir iş var. İşçilerin haklarını gözeten bir düzen olsa patronların bu işleri çok kolay ifşa olurdu. Ama patronu koruyan birimler, yasalar var; o yüzden biz bırakın hak ettiğimiz paramızı almayı, sesimizi bile çıkaramıyoruz.

Gazete Nisan: İzin verirsen şöyle araya girmek istiyorum. Aslında dediğin gibi çalışanlar çalıştıkları şirketin gidişatının çok farkındalar, çünkü muhasebe, finans, satın alma gibi tüm departmandaki işçiler aslında en az patron kadar şirketin kârda veya zararda olduğu gibi detaylara hakimler. Ancak karar ve denetim mekanizmalarında yer almadıkları için süreç bu aşamaya gelene kadar ne yazık ki bir şey yapamıyorlar. Aslında tüm işyerlerinde işçi denetimi olsa, patronların finansal hareketleri işçiler tarafından da şeffaf şekilde görülebiliyor olsa belki böyle bir sürecin önüne geçilebilirdi. Ne dersin?

Ruken Çapan: Kesinlikle. Zaten 1 sene öncesinde planlanan bir süreçti bu, şirketin içi boşalırken patrondan tarafsız bir denetim olsaydı böyle olmazdı. Çünkü denetim olsa bile patronun parasıyla nüfuz edebildiği bir dönemdeyiz, patron istediği gibi sonuçlarını değiştirebiliyor. Kaldı ki yıl sonu bilançolarıyla iflas başvurusuna sunulan bilançolar da birbirinden farklı, yani bariz hileli bir iş var. İşçilerin haklarını gözeten bir düzen olsa patronların bu işleri çok kolay ifşa olurdu. Ama patronu koruyan birimler, yasalar var; o yüzden biz bırakın hak ettiğimiz paramızı almayı, sesimizi bile çıkaramıyoruz.

Gazete Nisan: Peki bundan sonra direnişiniz nasıl devam edecek? Biz ve Gazete Nisan okurları size nasıl destek olabiliriz?

Ruken Çapan: Direnişimiz öyle veya böyle devam edecek. Gözaltından sonra hepimize adli kontrol şartı ve yurtdışı yasağı getirildi. ETS Tur’un önüne tekrar gidemiyoruz, çünkü polisler “gelirseniz direkt gözaltına alınacaksınız” dedi. Hakkımızda aynı şikâyetler varken oraya tekrar gitmek bizim elimizi güçleştirir. Ama zannedilmesin ki bizim direnişimiz burada bitecek. Onların huzuru kaçıyorsa bizim de huzurumuz 14 aydır kaçmış vaziyette. Bu sebeple huzur bozmaya devam edeceğiz. Çünkü normal müzakere etmek istediğimizde sesimizi duymuyorlar, ancak basın açıklaması ve eylem yaptığımızda sesimiz duyuluyor ve sosyal medyada görünürleşiyoruz. Hukuki mücadelemiz zaten devam ediyor, edecek ama oturduğumuz yerden, bekleyerek hakkımızı alamayacağımızı çoktan anlamış vaziyetteyiz. O sebeple zafere ulaşana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Yorumlar kapalıdır.