İşçi hareketi ivmeleniyor

221

Pandemiyle birlikte ağırlaşıp tüm şiddetiyle sürmekte olan ekonomik krizin etkisinin Tek Adam rejiminin politikalarıyla iyice derinleşmesi sonucu ücretler en temel yaşam koşullarını karşılamayacak kadar eridi. Güvencesizlik daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştı, hükümet ve patronların herhangi talebe karşı baskı ve saldırıları giderek daha da şiddetlendi. Patronların krizin yarattığı etkilerden kendilerini kurtarmak amacıyla başvurdukları en yaygın uygulamalar sendikasızlaştırma, düşük ücret ve işten çıkarma.

Pandemi sonucu sokağa çıkma kısıtlamalarının ve bir araya gelmenin yaratacağı sağlık sorunları nedeniyle 2020 yılında mücadeleler görece bir durgunluk durumuna girmiş gözükse de, hem işçilerin karantina koşullarından muaf tutulması hem de artan enflasyon ve düşük ücretler nedeniyle birçok eyleme şahit olduk. Özellikle yıl sonuna doğru torba yasayla işçi ve emekçilerin haklarına yapılmak istenen saldırılar, toplu iş sözleşmeleri ve asgari ücret toplantıları gündeme yerleştiği için eylemlerinde sayısal bir artış gözlemlenmekte.

Son iki ayda 100’ün üstünde işçi ve emekçi eylemi oldu. Bunların en bilinenleri madencilerin ve metal işçilerinin polis ve asker tarafından engellenen Ankara yürüyüşü. Diğer eylemler fabrika önü direnişleri, iş yavaşlatmalar, basın açıklamaları biçiminde gerçekleşti. TİS sürecinde ise bazı metal fabrikalarında ve belediyelerde grevler yaşandı. Pandemi sürecinin yarattığı sıkıntılar ve verilen sözlerin tutulmaması sonucu sağlık emekçileri birçok hastanede protesto gerçekleştirdi. Sendikalı ve sendikasız işyerlerinde gerçekleştirilen eylemler ise ücret ve tazminat hakları, sendikalaşma mücadelesi, işten çıkarmalar ve ücretsiz izin uygulaması gibi sorunlarla ilgili gündemlere sahip.

İşçilerin örgütlü mücadelesine karşı saldırı

Son iki ayda gerçekleşen eylemlerde göze çarpan nokta, patronların sendikalı işçilere ve sendikalaşmaya karşı saldırılarının artmış olması. Örgütlü mücadele etmeye karar veren işçileri patronlar yasağa rağmen işten çıkartarak ya da ücretsiz izne göndererek sendikalaşmanın önüne geçmeye ve çalışan işçileri işsizlik korkusuyla sindirmeye çalışmakta. Lojistik, tekstil, inşaat gibi birçok sektörde gördüğümüz bu tutum metal sektöründe çarpıcı bir özellik kazanıyor.

Kocaeli, Bursa, Ege gibi sanayinin güçlü olduğu işçi bölgelerinde patronlar, sendikal yetkileri tanımıyor ve örgütlenen işçileri üretim sürecinden uzaklaştırıyorlar. Valilerin sendikal faaliyetleri ertelemesi ve eylem yasakları koyması ve ücretsiz iznin patronların elinde bir koza dönüşmesi, işçilerin mücadelesinin içeriğini ve mücadeleleri birleştirmenin gerekliliğini gözler önüne seriyor.

Tek Adam rejiminin tüm imkânlarını arkasına alan ve kendi aralarında örgütlenen patronlara karşı işçilerin de mücadeleleri birleştirmesi, özellikle danışıklı dövüş taktiklerine başvuran Türk-İş’in ve diğer bazı sendikaların bürokratizmini de aşarak eylemlerin ortaklaştırılması en önemli görevlerimizden biri. Sürmekte olan mücadelelerin işten çıkarmaların gerçekten yasaklanması, çalışma saatlerinin kısaltılarak var olan işlerin tüm çalışanlar arasında paylaştırılması, ücretlerde artış ve iş güvenliğinde denetimin sağlanması gibi taleplerle bir araya gelmesi de onu daha güçlü kılacaktır.

İşçilere değil patronlara yardım

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2020-21 çalışma yılını değerlendirdiği Küresel Ücret Raporu’na göre, Covid-19 salgınıyla birlikte işçilerin ücretlerinde orantısız bir azalma yaşanmış durumda. Bunun sebebi tüm dünyada patronların düşen kârlılık oranlarını artırmak için ilk başvurdukları yöntem olan işçiler ve emekçilerin reel gelirlerinin düşürülmesi. Türkiye’de de aynı taktiği izleyen patronlar, hükümetin getirdiği kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin gibi yöntemleri de kullanarak emekçileri daha derin bir sefaletin kollarına atıyorlar. Hükümet yalnızca bununla da kalmıyor ve emeklilik primleri, İşsizlik Fonu gibi işçilerin sahip olduğu paraları patronların hizmetine sunarak işçileri geleceksizlikle baş başa bırakıyorlar.

Birçok işyerinde işçiler ve emekçilerin bu durumun yarattığı koşullara karşı birbirinden yalıtık olmakla birlikte insan onuruna yaraşır bir ücret ve çalışma şartı talebiyle harekete geçiyorlar. Bunun sağlanması için krizin faturasının patronlara kesilmesi, sermayeye akan paraların işçiler için harcanması gerekmekte. Ülkenin en zenginlerinden koronavirüs vergisi alınarak bir fon oluşturulması ve var olan fonların patronlara değil işçiler ve emekçilere kullanılmasıyla, toplumun geneline yayılan yoksulluğun hafifletilebilmesi mümkündür.

Yorumlar kapalıdır.