Çözümden konuşmanın vakti!

385

Yalan, inkâr, baskı… Bunların, Tek Adam rejiminin artık olağan yönetim araçları olduğuna uzun süredir değiniyoruz.

Gerçekler ömrünü kısaltmaya başladığında, onu ters yüz etme pahasına bir kurgu yaratma –yani yalan ve inkâr- bu tip iktidarlar için alışıldık bir yöntemdir. Ama sorun şu ki bunun sonuçları çoğunlukla gerçeğin kendisinden bile daha maliyetli hale gelir.

Böyle bir sürecin içinden geçiyoruz. Ekonomi, pandemi, iç ve dış politika üzerine söylenen tüm yalanlar; artan yoksulluk, işsizlik, hak gaspı, can kaybı şeklinde büyük bir toplumsal maliyetle geri dönüyor.

İktidar bu noktada da inkârı deniyor: Önce sorunu, sorunu gizleyemediği yerde de elbette sorumluluğu!

Tüm bunların beceriksizlik ya da olanaksızlıklar yüzünden olduğunu düşünmüyoruz elbette! İktidar, bunu oldukça istikrarlı bir politika olarak uyguluyor. Her şey en temelde o ilk büyük yalana varıyor: Birtakım ayrıcalıklı kesimin bekasını toplumun bekası ve yine birtakım ayrıcalıklı kesimin çıkmazını toplumun çıkmazı olarak sunan kapitalizmin o bilindik yalanına…

Tüm sorun ve çözümlere sermayenin gözünden bakan, sermaye ile birlikte büyüyen, zenginleşen iktidar paydaşlarının; kâr ve ayrıcalıklarından feragat söz konusu olduğunda, tıpkı pandemi sürecinde olduğu gibi en büyük çözümsüzlüğü çözüm olarak sunmaları bunu türlü yalan ve vaatlerle allayıp pullamaları şaşırtıcı değil.

Ancak elbette biz emekçiler açısından kabul edilebilir de değil! Hele bunun sonucu ekonomik krizden toplumsal krize; politik çürümeden toplumsal çürümeye doğru yakıcı bir toplumsal beka sorununa dönüşmüşken! Üstelik bizzat iktidar sözcüleri, bunun henüz “hazırlık” olduğunu ilan etmişken!

Bu açıdan Tek Adam rejiminin 2023 Manifestosu’nu duyurduğu bugünlerde biz işçi ve emekçiler için kendi manifestomuzu, yani işçi ve emekçinin acil eylem programını oluşturmak büyük önem taşıyor.

Mevcut direnişler böyle bir manifestonun temel saiklerini ise zaten işaret ediyor: Herkese iş ve gelir güvencesi; ifade ve örgütlenme özgürlüğü!

Artık çözümlerimizden konuşmanın vaktidir!

İşsizliği neden önlemediklerini, neden yoksullaştığımızı, neden borçlandığımızı biliyoruz! Neden HDP’yi kapatmak istiyorlar, neden İstanbul Sözleşmesi’nden çekiliyorlar biliyoruz! Eşit, özgür, insanca bir yaşam tahayyülünün onların manifestosunda yeri olmadığını biliyoruz!

Bunları söylediğimiz her an, haklarımız ve hayatlarımız için mücadele ettiğimiz her an neden tüm baskı mekanizmalarıyla karşımıza dikildiklerini de biliyoruz! Çünkü gerçek, saklamaya güçlerinin yetmediği tüm sonuçlarıyla birlikte tüm kollardan yayılmaya devam ediyor ve doğrudan kendi varlıklarını tehdit ediyor! Öyle ki, tıpkı Kürşat Ayvatoğlu olayında olduğu gibi bazen bir pipetin iki ucu arasındaki mesafe; 19 yıllık iktidarın sonuçlarının en kısa ifadesi oluyor!

Yorumlar kapalıdır.