Ayrımcılık böler, mücadele birleştirir!

189

Tek Adam rejiminin yol açtığı yıkım ve sefaletin faturası her geçen gün biraz daha kabarıyor. Başından itibaren patronların kâr hırsına kurban edilen pandemi yönetimi sonucunda, resmi rakamlara göre bugüne dek 50 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Son dönemde ise, turizm gelirleri için hayata geçirilen kontrolsüz açılma ile vaka sayıları yeniden büyük bir tırmanışa geçti ve eğitim kurumlarının açılması yeniden tehlikeye girmiş durumda.

Koronavirüs pandemisine eşlik eden “sosyal pandemi” ise emekçi halkı kasıp kavurmaya devam ediyor. Hayat pahalılığı karşısında ücretleri eriyen çalışanlar, işini kaybedenler veya aylardır iş yapamayan esnaf, yüksek faizli bireysel kredilerle hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Bireysel kredi ve kredi kartı borçları son bir yılda yüzde 37 artarak 700 milyar TL’yi aşmış durumda. Hükümetin bu durumdaki çözümü ise bireysel borçlanma miktarlarını artırmaktan öteye gitmiyor. Saray rejimi kamuda yüz binlerce işçiyi ve milyonlarca memuru ve emekliyi ilgilendiren toplu sözleşmelerde, gerçek enflasyonla hiçbir ilişkisi kalmamış resmi enflasyon oranında zam önerirken, “beşli çete”ye hazineden on milyarlarca dolar aktarmaya devam ediyor.

Toplumsal desteğini yitirmekte olduğunun farkında olan Cumhur İttifakı kutuplaştırma ve baskı politikalarına hız veriyor. HDP’ye dönük sistematik saldırıların yanı sıra, son günlerde pek çok ilde Kürtlere dönük linç haberlerinin yayılıyor olması, her türlü yöntem kullanılarak ırkçılığın yaygınlaştırılmaya çalışıldığını ortaya koyuyor. LGBTİ+’lara dönük şeytanlaştırma politikalarıyla hem farklı cinsel yönelimler baskı altına alınmaya hem de tüm muhalefet kesimleri susturulmaya çalışılıyor.

Bu çerçevede, son dönemde öne çıkan başlık ise Afgan mülteciler üzerinden gelişti. Afganistan’daki iç savaş ve Taliban’ın ilerleyişi nedeniyle yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalan mültecilerin Türkiye sınırına giriş yapmasıyla özellikle sosyal medya üzerinden yabancı düşmanı, ırkçı bir kampanya örgütlenmeye başladı. Bu kampanyaya, geçmişte de ırkçı söylemleriyle gündeme gelen CHP’li Bolu Belediye Başkanının açıklamaları eşlik etti. CHP içinden bu kişiyi kınayan açıklamalar gelse de başka bir kesim de bu açıklamaların yanında yer aldı. Bizzat Kılıçdaroğlu, nasıl olacağını belirtmeden “Suriyelileri huzur içinde evlerine göndereceklerini” açıkladı.

Anlaşılan o ki, Millet İttifakı partileri yabancı düşmanlığına oynayarak oylarını artırmanın peşine düştü. Biz emekçiler ve ezilenlerin sorunlarının kaynağı ülkelerindeki savaşlardan, diktatörlük rejimlerinden kaçmak zorunda kalan mülteciler değil, kapitalizm ve onun sürdürücüsü hükümetlerdir. Emperyalist işgallere, diktatörlük rejimlerine, göçmenleri ucuz emek kaynağı olarak gören patronlara, Türkiye’yi sınır bekçisi haline getiren AB’ye, AKP’nin ikiyüzlü ve pragmatik göçmen politikasına seslerini çıkarmayanlar, mültecileri hedef göstererek yabancı düşmanlığını körüklemeyi tercih ediyorlar. Sınıf örgütleri yabancı düşmanlığı karşısında sesini yükseltmeli, sendikalar işçi sınıfının bir parçası olan göçmenleri kapsayacak politikalar geliştirmeli, sosyalist hareket ırkçılığa karşı durmanın yanında AB’nin ve AKP’nin ikiyüzlü mülteci politikalarını teşhir etmelidir.

Tek Adam rejimi zayıfladıkça, gerek Cumhur İttifakı’nın gerekse de diğer düzen partilerinin biz emekçileri ve ezilenleri kimlikler üzerinden bölme ve ayrıştırma çabası da hızlanıyor. Bu politikaları boşa çıkartarak, ortak hayalimiz olan insan onuruna yaraşır yaşam koşulları için, baskının ve sömürünün olmadığı bir düzen için mücadelelerimizi birleştirmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.