Pandemi koşullarında eğitim

185

Büyük umutlarla (!) göreve başlayan ancak eğitim camiasında büyük bir hayal kırıklığı yaratarak görevden affını (!) isteyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yerine atanan yeni Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer görevine hızlı başladı. İlk icraatı okulların her ne olursa olsun 6 Eylül’de açılacağını duyurmak olan yeni bakan, birçok tartışmayı da ortaya çıkarmış oldu.

Alınan karara göre eğitim emekçileri ve öğrenciler aşı olmaya teşvik edilecek, aşı olmayı reddedenlerin ise haftada iki kez PCR testi yaptırmaları zorunlu olacak. Her ne kadar yapılacak testlerin ücretsiz olduğu belirtilse de eğitim hizmetinin her aşamasını paralı hale getirmeye çalışan AKP hükümetinin bu test ücretini de talep edeceği düşünülüyor. Zira AKP içinden bile pek çok kişi, aşı olmayı reddeden kişilerin test ücretlerini kendi ceplerinden ödemeleri gerektiğine yönelik eleştiriler dile getiriyor.

Tıpkı bir önceki Milli Eğitim Bakanı gibi yeni bakan Mahmut Özer de okulların tüm hijyen ihtiyaçlarının karşılanacağını, gerekli tüm temizlik çalışmalarının yapılacağını söylüyor. Ancak bizler bir önceki yıl bu sözlerin ne kadar gerçekçi olduğunu gördük. Eğitim öğretim yılının önemli bir bölümünü kapalı olarak geçiren okulların tamamına yakınında gerekli hijyen çalışmalarının yapılamadığını, yapılanların ise öğrenci velilerinden alınan zorunlu bağışlarla ya da öğrencilerin kendi imkânları ile karşılandığını gördük. Sınıfların bölünmesiyle eğitim öğretim hizmetinin gerçekleştirilmeye çalışıldığı geçtiğimiz yıla bakarsak, tam zamanlı ve öğrencilerin bölünmeden eğitim öğretim faaliyetlerine katılmalarının planlandığı bu yıl da hijyen hizmetlerinin lafta kalacağı çok aşikâr.

Ekonominin çarklarını çevirebilmek için, artan sağlık risklerine rağmen, gerekli önlemler alınmadan tüm hizmet alanlarında normalleşme çalışmaları sürüyor. Alındığı söylenen önlemler ise çoğu kez lafta kalıyor. Bu durum da hastalığın yayılmasına neden oluyor. Hele de eğitim alanında gerekli önlemler tam manasıyla ve ciddiyetle alınmadığı takdirde bulaşıcılığın hızla artacağı oldukça aşikâr. Geçtiğimiz yıl okulların açılması ile bulaşın ve hasta sayılarının arttığı defalarca test edilmişti. Zira okul çağındaki çocukların sosyal mesafe kurallarına uymakta zorluk çektikleri bilinmekteydi.

Özetle, gerekli önlemlerin gerçek anlamda ve ciddiyetle alınmaması durumunda okulların açılması hem öğrenciler hem veliler hem de eğitim emekçileri açısından büyük riskler taşımaktadır. Bir önceki Milli Eğitim Bakanı özel okul geçmişi olsa da eğitim hizmeti içinden gelmiş bir kişiydi ve birçok kez inisiyatif almaya çalışmıştı. Şimdiki bakan ise bir mühendis ve çok belli ki tek vazifesi Saray’ın emirlerini yerine getirmek olan bir kişi olacak. Dolayısıyla yakın bir zamanda okulların gerçekten de gerekli önlemler alınarak mı açıldığı yoksa ekonominin çarklarının dönmesi için Saray’ın isteğiyle mi açıldığı belli olacak…

Yorumlar kapalıdır.