Portekiz’de 8 Şubat 2026’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu Sosyalist Parti adayı António José Seguro kazandı. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in Portekiz seksiyonu Trabalhadores Unidos’un (Birleşen İşçiler) sürece dair değerlendirmesini okurlarımızla paylaşıyoruz.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu, ilk bakışta tartışmasız görünen bir sonuçla sona erdi: António José Seguro oyların yüzde 66,8’ini alarak, yüzde 33,2’de kalan André Ventura karşısında ezici bir zafer kazandı. Ancak bu rakamları ciddiyetle yorumlamak, sadece ortaya çıkan tabloya bakmakla yetinmeyip bu sonuca yol açan oy verme dinamiklerini incelemeyi gerektiriyor.
Her şeyden önce, bu sonucu Ventura1’ya karşı kullanılan oylardan bağımsız düşünmek imkânsız. Seguro2, en cesur hayallerinin bile ötesine geçerek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki tarihsel rekor kırdı: Ramalho Eanes3’i geride bırakarak şimdiye kadarki en yüksek oy oranına ulaştı ve Mário Soares4’i geçerek en yüksek mutlak oy sayısını elde etti. Ancak bu rekorlar, PS5 adayına yönelik coşkulu bir siyasi destekten çok, aşırı sağ adayın toplum tarafından geniş çapta reddedildiğini gösteriyor.
Bu durum, birinci tura giden sürecin önemli bir bölümünde Seguro’nun ikinci tura kalıp kalamayacağının bile tartışma konusu olduğu hatırlandığında daha da anlam kazanıyor. Birinci turda 1 milyon 740 bin olan oy sayısının ikinci turda 3 milyon 483 bine çıkması, Seguro’nun siyasi projesi etrafında ani bir seferberliğin oluşmasının değil, Ventura’nın seçilmesini engellemek amacıyla oluşan savunmacı ve geniş tabanlı bir ittifakın oluşmasının sonucudur.
Aşırı sağ cephesinde de rakamlar bazı anlatıları boşa çıkarıyor. Ventura, 1 milyon 315 bin oydan 1 milyon 729 bine yükseldi; bu gerçek bir artış, ancak kendi yarattığı zafer söyleminin oldukça gerisinde. Baştan itibaren Ventura’nın temel hedefi, cumhurbaşkanlığı kampanyasını yaklaşan genel seçimler öncesinde siyasi gücünü artırmak için kullanmaktı, Belém6’e gerçekten seçilmek değil. Bu çerçevede, ikinci turda son genel seçimlerde Luís Montenegro7’nun aldığı oya eşit ya da daha yüksek bir sonuç elde etmeyi hedef olarak koymuş, kendisini sağın yeni lideri olarak sunmuştu.
Ne var ki, son derece kutuplaşmış ve yalnızca iki adayın yarıştığı bir senaryoda bile Ventura, seçmen tabanını genişletmekte ciddi zorluklar yaşadı. Birinci turda Cotrim de Figueiredo, Gouveia e Melo ve Marques Mendes gibi diğer sağ adaylar toplamda yaklaşık 2,2 milyon oy almıştı. Ventura, ikinci turda bunların sadece yaklaşık 400 binini çekebildi. ICS-ISCTE/GfK8 çıkış anketine göre Ventura, Cotrim seçmeninin yaklaşık yüzde 31’ini, yani 300 bin civarında oyu kazanabildi; geri kalan artış ise Gouveia e Melo ve Marques Mendes’ten gelen daha sınırlı oylarla tamamlandı.
Chega’nın büyümesindeki bu sınır, oyların coğrafî dağılımında da görülüyor. İkinci tur sonuç haritası tamamen pembe renge büründü ve Seguro ülkenin tüm bölgelerinde birinci oldu. Bu durum özellikle, son genel seçimlerde Chega’nın en çok oy alan parti olduğu Algarve’de dikkat çekici. Faro, André Ventura’nın Seguro’ya en çok yaklaştığı il olsa da sonucu tersine çevirmeye yetmedi. Bu tablo, PS adayına duyulan coşkulu bir bağlılıktan çok, Chega’nın güçlü olduğu bölgeler dahil olmak üzere aşırı sağa yönelik geniş ve kesişen bir reddiyenin varlığını doğruluyor.
Bu veri siyasi açıdan belirleyici. Aşırı sağın bugün yaklaşık 1,5 milyon seçmenden oluşan sağlam bir tabanı olduğu görülüyor, ancak alan iki seçenekle sınırlı olsa bile 2 milyona giden yolun açık bir otoyol olmadığı da anlaşılıyor. Chega’nın büyüme alanı var mı? Evet. Ama özellikle merkezi devlet makamlarına erişim ihtimali gündeme geldiğinde, bu genişlemeyi frenleyen derin toplumsal ve siyasi dirençler de var. Bu dirençler, hem otoriter söyleme duyulan tepkiyle hem de Chega’nın güçlenmesinin yaratacağı sonuçlara dair gerçek korkularla açıklanıyor.
Dolayısıyla bu seçimlerin temel çelişkisi açık: Rejim Belém’deki sonuçla rahat bir nefes alıyor, ancak bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinden daha gergin bir şekilde çıkıyor. Bu sonuç, bir bakıma siyasi sahneyi yeniden düzenliyor ve ileride yeni çatışmalara zemin hazırlıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası hükûmet, PS ve Chega
İkinci tur sonuçları, basit bir siyasi istikrar dönemi olarak değerlendirilemez. Rejim, kurallarına ve dengelerine sadık bir cumhurbaşkanının seçilmesiyle rahatlamış olsa da, bu seçimlerin Hükûmet, PS ve Chega üzerindeki etkileri eşitsiz ve çelişkili.
Özünde, bu cumhurbaşkanlığı sonuçları PS ile Chega arasındaki, Hükûmete karşı ana muhalefet gücü olma rekabetini netleştirmiyor. Chega, seçmen tabanını ve siyasi baskı kapasitesini güçlendirirken, PS Cumhurbaşkanlığını tarihsel bir oyla kazanıyor; ancak bu oy, istisnaî bir bağlamın ve önceki başkanlık zaferleriyle kıyaslanamayacak ölçüde savunmacı bir tercihin ürünü.
Bu yolla, iki parti de muhalefet alanında açık bir hegemonyaya ulaşamıyor: Chega, protesto ve istikrarsızlaştırma gücü olarak kendini sağlamlaştırıyor ama belirgin toplumsal sınırlara çarpıyor. PS ise kurumsal açıdan ayrıcalıklı bir konum kazanıyor, fakat bunu henüz toplumsal ya da seçimsel etkisini artırmaya çeviremiyor. Hükûmete karşı muhalefeti kimin etkin bir şekilde sürdüreceği, Belém’de değil, yaklaşan sosyal ve siyasî çatışmaların sahasında belirlenecektir.
PSD: Rejim rahat bir nefes aldı fakat Hükûmet rahat değil
Son yirmi yılda Cumhurbaşkanlığı hep PSD’nin elindeydi; önce Cavaco Silva, ardından Marcelo Rebelo de Sousa. Bu seçimlerde PSD’nin yenilgisi, önemli bir sembolik kopuş anlamına geliyor ve Hükûmeti daha birinci turdan itibaren zayıflatıyor.
AD9’nin resmî adayı Luís Marques Mendes, sadece yüzde 11 oyla aşağılayıcı bir beşincilikte kaldı. Bağımsız olarak sunulsa da PSD ve PS’nin geniş kesimlerinden destek alan Henrique Gouveia e Melo10 ise dördüncü oldu. Bu sonuçlar, Hükûmetin ve PSD’nin Cumhurbaşkanlığı için güçlü bir aday çıkarma konusundaki yetersizliğini ortaya koydu ve birinci turu açık bir siyasî yenilgiye dönüştürdü.
İkinci tur bu bağlamda okunmalı. António José Seguro’nun seçilmesi rejime öngörülebilir ve kurumsal sorumluluk sahibi bir Cumhurbaşkanı kazandırıyor, ancak Hükûmetin kırılganlığını otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Kısa vadede en olası senaryo, yeni bir siyasî kriz değil. Hem Montenegro hem de Seguro, son yıllara damga vuran kesintiye uğramış yasama dönemleri ve ardı ardına gelen fesihlerin sona erdirilmesi gerektiğini özellikle vurguladı.
Buna rağmen Hükûmet yıpranmayı sürdürüyor ve özellikle yangınlar ve fırtınaların yönetiminde ortaya çıkan zaaflar gibi, bakanlar kurulundaki kırılganlıklar daha görünür hale geliyor. İçişleri Bakanı’nın istifasına yol açan bu süreçler, yaşam koşullarının kötüleşme eğilimiyle birleştiğinde, Hükûmetin istikrarsızlığını besleyebilir.
PS: Kurumsal bir zafer, elde yeni bir siyasi araç
PS, Belém’deki zaferini haklı olarak sahipleniyor, ancak bunu temkinli bir biçimde yapıyor. Kampanya boyunca, özellikle birinci turda, parti liderlerinin görünürlüğü sınırlıydı. Mevcut genel sekreter José Luís Carneiro, ikinci turun seçim gecesinde bile oldukça geri planda kaldı ve sonucu abartılı bir parti zaferine dönüştürmekten kaçındı.
Bu tutum bilinen bir gerçeği yansıtıyor. Kimse, Seguro’nun seçilmesinin PS ile AD arasındaki seçim dengelerini tek başına kökten değiştireceğine inanmıyor. Tarihi zaferi getiren oy, büyük ölçüde savunmacı bir tercihti; PS’ye hükûmet alternatifi olarak otomatik bir güven aktarımı değildi.
Yine de Cumhurbaşkanlığının kontrolü PS’ye önemli bir siyasi araç sunuyor. Veto yetkisi, kamuoyuna müdahale ve siyasi gündemi etkileme kapasitesi sayesinde Belém, Hükümete karşı bir ayrışma alanı ve olası erken seçim tartışmalarında bir dayanak noktası olabilir. Bu durum, PS’nin geri dönüşünden ziyade, gizli bir istikrarsızlık ortamında elde edilmiş avantajlı bir kurumsal konumu ifade ediyor.
Chega: Muhalefette sağlamlaşma, sağda hegemonya sınırları
Yenilgiye rağmen André Ventura bu seçimlerden siyasi olarak zayıflamış çıkmıyor. Aksine, bugüne kadarki en iyi seçim sonucunu elde ediyor, görünürlüğünü artırıyor ve parlamenter ve medya düzeyinde Hükûmete karşı ana muhalefet odağı olarak konumunu pekiştiriyor.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı, stratejik hedeflerinin çoğunu yerine getirdi. Seçmen tabanını genişletti ve Ventura’yı ulusal siyasetin merkez figürlerinden biri haline getirdi. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığı, başlı başına bir amaç değil, yaklaşan genel seçimlere giden yolda bir ara duraktı.
Ancak bu sağlamlaşmanın sınırları da net. Ventura, AD’nin oyuna ulaşma ya da onu geçme hedefinde başarısız oldu ve sağ seçmenin tamamını etrafında toplayamadı. Toplumsal ağırlığı olan ılımlı bir sağ var ve bu kesim, aşırı sağ bir cumhurbaşkanlığına kapı açmaktansa PS adayına oy vermeyi tercih ediyor. Bu durum, en azından şimdilik Ventura’nın kendisini meşru biçimde sağın lideri olarak sunmasını engelliyor.
Buna rağmen, sonuç ona Hükûmet üzerindeki baskıyı artırması, her toplumsal krizi istismar etmesi ve erken seçim ihtimali dahil siyasî istikrarsızlık senaryolarını zorlaması için ona alan açıyor.
Ufuktaki sorunlar: afetlere müdahale ve iş yasası reformu
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Hükûmeti, yeni Cumhurbaşkanını ve rejimin kendisini sınayacak toplumsal ve siyasî gerilimlerle dolu bir dönemin ön odası işlevi gördü. Sandıktan çıkan güç dengelerinin asıl testi, soyut kurumsal düzlemde değil, halkın hayatını doğrudan etkileyen somut çatışmalarda yaşanacak. António José Seguro da önümüzdeki dönemde bunları merkezi meseleler olarak işaret etti.
Fırtına, iklim acil durumu ve devletin iflası
Yakın zamanda yaşanan fırtınanın yol açtığı hasarın yönetimi, seçim sonrası dönemin ilk büyük siyasî sınavı. Bu sadece istisnaî bir doğa olayı değil; ülkenin afet durumları karşısında yapısal olarak ne kadar savunmasız olduğunu ve on yıllardır süren kesintiler, özelleştirmeler ve kamu hizmetlerinin yetersiz finansmanı nedeniyle zayıflamış bir devletin kırılganlığını ortaya koyuyor.
Sivil savunmadaki aksaklıklar, afetten etkilenenlere yönelik desteklerin gecikmesi ve sorumluluğu piyasaya (sigorta, bireysel çözümler, hayır kurumları) yükleme eğilimi, kriz anlarında en savunmasız kesimleri terk eden bir modelin sınırlarını ortaya koymaktadır. Bu tablo iki zıt tepkiye zemin hazırlıyor. Bir yanda terk edilmişlik duygusunu kullanan aşırı sağın güvenlikçi ve otoriter söylemi, diğer yanda ise sorunun yapısal nedenleriyle yüzleşmekten kaçınan merkezci “normalleşme” ve teknik yönetim vaadi.
Bu bağlamda aşırı sağ, devletin her hatasını fırsata çevirmeye ve kendisini “unutulanların” sesi olarak sunmaya çalışıyor. Rejim partileri ise çatışmayı kontrol altına almaya ve krizi idari bir verimlilik meselesine indirgemeye çalışıyor. Oysa mesele siyasî bir tercih: Sosyal devleti ve kamu hizmetlerini mi güçlendireceğiz, yoksa krizi çalışan halkın sırtına yükleyerek mi yönetmeye devam edeceğiz?
İş yasası reformu: asıl mücadele alanı
Seguro’nun öncelikli olarak belirlediği dosyalardan biri de Hükûmetin açıkladığı iş yasası reformu. Bu paket, işçi haklarına doğrudan bir saldırı niteliği taşıyor; güvencesizliği derinleştiriyor, toplu pazarlığı zayıflatıyor ve işverenlerin gücünü artırıyor. Reform paketi, o kadar tepki çekti ki, sendikal konfederasyonları on yılı aşkın süredir ilk genel greve sürükledi.
Kampanya sırasında Seguro, kriterini açıkça ortaya koydu: Sosyal uzlaşma çerçevesinde bir anlaşma sağlanırsa, yani Hükûmet UGT11’nin onayını alırsa reformu onaylayacak. Bu tutum siyasî açıdan öğretici. PS ve PSD ile tarihsel bağları olan kadrolar tarafından yönetilen UGT, son on yılda tam da bu rolü üstlendi. Uzlaşma mekanizması üzerinden işçilere zarar veren politikaları meşrulaştırmak ve Hükûmet ile işveren örgütlerinin tercihlerine toplumsal ve kurumsal bir kılıf sağlamak.
Seguro’nun daha sonra, UGT ile anlaşma olsa bile nihaî metni değerlendirmek zorunda kalacağını söylemesi daha temkinli bir yaklaşıma işaret ediyor, ancak temel gerçeği değiştirmiyor. Burada işçi haklarını savunan bir taahhüt değil, çatışmayı kurumsal kanallar içinde yöneten bir anlayış var ve başlangıç noktası, rejime en entegre sendikal merkezle yapılan bir anlaşma.
Bu nedenle Belém’in iş yasasına yönelik saldırıyı durduracağına güvenmek mümkün değildir. Olası bir veto ya da kamuoyu önünde çekinceler, her zaman güç dengeleri ve uzlaşma mantığıyla sınırlı olacak. Bu çatışmanın sonucu, kapalı kapılar ardında değil; işçilerin seferberlik kapasitesinde, sendikal yanıtın gücünde ve “ehvenişer” mantığını reddeden bir siyasi alternatifin inşasında belirlenecek.
Bu alanda da aşırı sağ, gerçekte işçi haklarına ve emek örgütlerine derinden düşman bir projenin temsilcisiyken, kendisini sahte bir “sistem karşıtı” muhalefet olarak sunmaya çalışacaktır.
Belirleyici mücadele
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Portekiz’deki siyasî durumun temel çelişkilerini çözmedi. André Ventura’nın Belém’deki yenilgisi aşırı sağın yenilgisi anlamına gelmediği gibi, António José Seguro’nun tarihî zaferi de PS’nin sağlam bir biçimde yeniden toparlanması demek olmadı.
Hükûmet zaman kazandı ama kırılganlığını koruyor. PS, toplumsal tabanı yenilenmiş olmasa da yeni bir siyasi araca sahip. Chega ise sağda hegemonya kurma kapasitesi sınırlı olsa da istikrarsızlaştırıcı bir güç olarak pekişiyor. Hükûmete karşı muhalefetin liderliğinin kimde olacağı sorusu açık kalmaya devam ediyor.
Çalışanlar açısından ise yaşam koşullarının kötüleşmesiyle ilgili belirleyici olan, kurumsal düzlemden çok somut mücadele alanları olacak. Önümüzdeki dönemin esas savaşları burada verilecek. Afetlere müdahale, kamu hizmetlerinin savunulması, işçi haklarına ve çoğunluğun yaşam koşullarına yönelik saldırılara direnç bu mücadelenin merkezinde olacak.
Rejim dengelerinden bağımsız, köklü, mücadeleci bir sol yanıt ortaya konmadıkça toplumsal hoşnutsuzluk ya otoriter çözümlere ya da sahte alternatiflere yönelmeye devam edecek. Bizim inşa etmeye çalıştığımız alternatif tam da budur.
- André Claro Amaral Ventura, 1983 doğumlu, aşırı sağ Chega (Yeter) partisinin kurucusu Portekizli siyasetçi. ↩︎
- António José Martins Seguro, 1962 doğumlu, Sosyalist Parti (PS) üyesi ve 2026 seçimleri sonrası ülkenin Cumhurbaşkanı. ↩︎
- Portekizli devlet adamı. 1935 yılında doğdu, orduda yükseldi. 25 Nisan 1974 Darbesinde etkin olarak yer aldı. 1975’te askerî darbeye karşı direnişi örgütledi. 1976 anayasasının ilanından sonra cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu ve Haziran 1976’da oyların yüzde 61,5’ini alarak seçildi. ↩︎
- Portekizli siyasetçi. 1924 yılında doğdu, Lizbon Üniversitesi’nde tarih, felsefe, ve hukuk eğitimi aldı. 1957 yılında başladığı üniversite eğitim görevlisi işini, diktatör Antonio de Oliveira Salazar’a karşı eylemleri sebebiyle tutuklanarak kaybetti. 1974-75 yılları arasında Dışişleri Bakanı, Nisan 1976 seçimleri ardından da Portekiz Başbakanı oldu. 1983 yılında tekrar başbakanlığa seçildi, 1986-1996 yılları arasında iki dönem Portekiz Cumhurbaşkanlığı yaptı. ↩︎
- Sosyalist Parti: Portekiz’deki sosyal demokrat parti. CHP gibi Sosyalist Enternasyonal üyesidir. ↩︎
- Başkent Lizbon’da bulunan bölgelerden biri. Portekiz Cumhurbaşkanı’nın ikametgâhı olan Belém Sarayı burada yer almaktadır. ↩︎
- Luís Filipe Montenegro Cardoso de Morais Esteves, 1973 doğumlu Portekizli siyasetçi ve avukat. Üçüncü Portekiz Cumhuriyeti’nin 14. Başbakanı olarak görev yapmaktadır.Aynı zamanda Sosyal Demokrat Parti(PSD)’nin başkanıdır. ↩︎
- ICS-ISCTE/GfK: Portekiz’de seçimler sırasında sandık çıkış anketleri ve kamuoyu araştırmaları yapan akademik ve profesyonel araştırma ortaklığı. ↩︎
- AD (Aliança Democrática): Portekiz’de PSD ve müttefik sağ partilerden oluşan Demokratik İttifak. Ana omurgasını PSD (Sosyal Demokrat Parti) oluşturur. Buna genellikle CDS-PP (Hristiyan Demokratlar) ve bazı dönemlerde küçük sağ partiler eşlik eder. ↩︎
- Portekiz Deniz Kuvvetleri kökenli emekli amiral ve bağımsız cumhurbaşkanlığı adayı. ↩︎
- UGT (União Geral de Trabalhadores): Portekiz’in en büyük sendikal konfederasyonlarından biri. Tarihsel olarak PS ve PSD’ye yakın bir çizgide konumlanır ve “sosyal uzlaşma” mekanizmaları içinde hükümetlerle iş birliği yapmasıyla bilinir. Bu nedenle iş yasaları ve çalışma reformları konusunda daha ılımlı ve düzen içi bir rol üstlenir. ↩︎
Yorumlar kapalıdır.