Minab’dan Gazze’ye, tarafsız teknoloji masalının sonu

Kapitalizmin ve egemen medyanın yıllardır pazarladığı tarafsız ve hatasız teknolojik ilerleme masalının savaş sahalarında bir kez daha çöktüğünü izlemekteyiz. Teknoloji geçmişte de günümüzde de sınıflar üstü ya da toplumsal ilişkilerden bağımsız olmadı; tersine, çoğunlukla üretim araçlarını elinde tutan sermayenin çıkarlarına ve sömürüsüne hizmet eden bir araç aslında. Bugün “yapay zekâ devrimi” diye sunulan şey de sermayenin krizlerini aşmak için başvurduğu yaratıcı yıkım döngüsünün dijital ve daha yıkıcı bir biçimidir. Bunu nasıl yaptıklarına gelin bakalım.

Bu yıkımın en taze örneklerinden biri, ABD-İsrail ittifakının İran’a yönelik saldırılarında Minab’da yaşandı. Dünyanın en hassas güdümlü silahlarından biri diye sunulan bir Tomahawk seyir füzesi, iddia edildiği gibi askeri bir tesisi değil, Minab’daki bir kız ilkokulunu vurdu ve 175 çocuk katledildi. Trump iktidarı bu saldırıyı askeri gereklilik kılıfına sokmaya çalışsa da, sivil bir okulun vurulması açık bir savaş suçudur. Minab’daki katliam bir sapma değil, insan hayatını istatistiksel veriye indirgeyen emperyalist savaş makinesinin sonucudur. Hesap sorulabilirlik söylemi ise katillerin sorumluluğunu perdeleyen bir tiyatrodur.

Benzer bir ölüm otomasyonu Gazze’de de işlemekte. İsrail ordusunun kullandığı “Lavender” ve “The Gospel” gibi yapay zekâ sistemleri, milyonlarca Filistinliyi kitlesel gözetimden geçirerek onlara hedef puanları veriyor. İnsanları makineleşmiş bir ölüm sürecinin parçasına dönüştüren bu sistemler, sözde hassas vuruşlar yerine düşük maliyetli bombalarla sivil binaları içindekilerle birlikte yok ediyor. Böylece hedefleme kararlarının ahlaki yükü algoritmalara yıkılırken katliam sıradanlaştırılıyor. Pentagon’un Palantir’in Maven sistemini resmi program haline getirmesi ve Anthropic’in Claude modelinin bu askeri yapıya entegre edilmesi, Silikon Vadisi ile militarizm arasındaki ittifakı açıkça göstermekte.

Sermaye bu savaşları yalnızca coğrafyaları yok etmek için değil, kendi krizlerini ertelemek ve yeni sömürü alanları açmak için de kullanıyor. Sürekli büyümek zorunda olan yapay zekâ sistemleri devasa miktarda elektrik ve su tüketirken, doğa talanını da hızlandırıyor. Çipler, nadir toprak elementleri ve veri merkezlerinin soğutulması için gerekli kaynaklar uğruna çıkar savaşları sertleşirken enerji hatları, maden bölgeleri, lojistik ağlar ve dijital altyapı gibi alanları kendine bağlayıp, sömürücü ülke ve tekellere daha bağımlı hale getiriyor.

Ne yapmalı?

Teknoloji bugün emperyalist devletlerin ve teknoloji tekellerinin elinde işçi sınıfına, ezilen halklara ve doğaya çevrilmiş bir silahtır. Ancak çözüm teknoloji düşmanlığı ya da makine kırıcılığı değil. Çözüm, bu sistemleri üretenlerden o çiplere hayat veren maden emekçilerine kadar tüm proleterlerin teknoloji ve üretim araçları üzerinde söz sahibi olmasından geçer. Minab’da katledilen çocukların hesabı “algoritmik hata” denilerek kapatılamaz. Barış ve özgürlük, teknolojinin kâr için değil toplumsal ihtiyaçlar için kullanıldığı uluslararası bir sınıf mücadelesiyle mümkündür.

Yorumlar kapalıdır.