“Soykırıma Sahne Yok”: İsrail’e kültürel boykotu büyütelim

Bu sene de İsrail’in kültür alanında varlığını dayatmasına karşı kültürel boykot çağrılarının yükseldiğine şahit olduk. Gazze’de yıkım sürerken Eurovision, Berlinale ve Venedik Bienali gibi etkinliklerin eylemlilikler tarafından gölgelenmesi önem taşıyor. Nitekim “Soykırıma Sahne Yok” sloganında vücut bulan söylemi yükselterek bu korsan devletin eylemlerine sanat diliyle meşruiyet kazandırılmasını ifşa edebiliriz.

Eurovision bu anlamda yarışma tarihinin en büyük kriziyle bir örnek teşkil etti. İspanya, Slovenya, Hollanda, İzlanda ve İrlanda, soykırım uygulayan bir devletle aynı sahneyi paylaşmayı reddederek yarışmadan çekildi. Ukrayna işgali sebebiyle Rusya’yı yarışmadan men eden Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) soykırım sürerken İsrail’i yarışmada tutma konusundaki ısrarı çifte standardını açıkça sergiledi.

Üstelik paylaşılan raporlar, İsrail hükümetinin Eurovision oylamasını etkilemeye yönelik kapsamlı ve yıllara yayılan bir kampanya yürüttüğünü ortaya koymuştu. Netanyahu’nun oy çağrısı, diplomatik lobicilik, devlet başkanı Herzog’un sahne arkasında Avrupalı yayıncıları ikna çabası bu kampanyanın parçasıydı. Son iki senedir İsrail yarışmada ikinciliği alırken örülen bu çalışmanın payı büyük. Bunun yanında yarışma, İsrail’in pembe yıkama stratejisinin bir aracına dönüştüğü konusunda da sık eleştiri aldı.

Kültürel alandaki gerilim Eurovision’la sınırlı kalmadı. Venedik Bienali’nde 200’den fazla katılımcı İsrail’in dışlanmasını talep etti. Jüri, İsrail temsilcilerini değerlendirmeyeceğini açıkladı, ancak İsrail temsilcilerinin hukuki baskısının ardından jüri istifa etti. Bienal yeni bir “ziyaretçi ödülü” ile yeniden İsrail’e kapı araladı. 

Film festivalleri de bu hesaplaşmanın sahnesine dönüştü. Almanya’nın ev sahipliği yaptığı Berlinale örneği en çarpıcısıydı. Javier Bardem ve Tilda Swinton gibi isimlerin imzaladığı açık mektup, festivalin “Filistin karşıtı ırkçılığını” ve Rusya ile İran meselelerinde sergilediği tutarlılıktan İsrail söz konusu olduğunda nasıl vazgeçtiğini yüzüne vurdu. Gazze’deki katliama karşı çıktığı için kara listeye alınan isimler, Hollywood’un sansür mekanizmasını ifşa etti.

Öte yandan “Soykırıma Müzik Yok” kampanyasıyla Björk, Lorde ve Massive Attack dahil binden fazla müzisyen, müziklerini İsrail’de coğrafi olarak engellemeye çağırdı. Sinema cephesinde ise Olivia Colman ve Ken Loach’un da aralarında bulunduğu 1.300’den fazla isim “Suç Ortaklığına Karşı Bir Taahhüt” bildirisini imzalayarak İsrail’in kültürel kurumlarıyla işbirliği yapmayacaklarını duyurdu. 

Soykırım sürerken kültür endüstrisi tarafsızlık kisvesine bürünemez. İsrail’i ayakta tutan her ağ, Siyonizmin kendine alan açtığı her mecra kültürel boykotun hedefi olmaya devam edecek. 

Soykırıma sahne yok, İsrail’e tam ambargo!

Yorumlar kapalıdır.