Tekil ama ısrarlı: işçiler mücadeleyi sürdürüyor

2026 yılı ülkemizde ve dünyada emek mücadelesi açısından oldukça yoğun başladı. Yılın ilk 5 ayını geride bırakırken pek çok greve ve direnişe tanıklık ettik. Kimi grevler zaferle sonuçlanırken kimileri hız kesmeden devam ediyor. Bu direnişlere kısaca göz atacağız.

İlk durağımız Belçika sermayeli Bekaert şirketi. 2022 yılında da şirkete ait 2 fabrikada yaşanan grevlerden tanıdığımız Bekaert işçileri; TİS, ücret zammı ve geriye yönelik haklarının verilmesi için Özçelik-İş sendikası ile greve gittiler ve patronları masaya oturtmayı başardılar. Ancak grevin 29. gününde, saatlik 430 TL ücretle talebin oldukça altında bir anlaşmanın yapılması işçiler arasında itirazların ve tepkilerin yükselmesine sebep oldu.

Bir diğer grev ise Lastik-İş sendikasının örgütlü oluğu Procter & Gamble firmasının Gebze OSB’deki fabrikasında yaşandı. 5,5 ay süren toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç çıkmaması üzerine, 85 işçi 12 Mayıs’ta iş bıraktı. Henüz herhangi bir anlaşma sağlanamaması sebebiyle işçiler Kurban Bayramı’na aileleriyle birlikte grev çadırında girdiklerini ve kararlılıklarının sürdüğünü belirttiler.

Özel İtalyan Lisesi’nin Türk öğretmenleri, okul yönetiminin uygulamakta ısrar ettiği düşük ücret politikasına ve ayrımcı tavırlara karşı Tez-Koop-İş sendikasında örgütlenerek greve gitme kararı almıştı. Okul yönetiminin TİS imzalamaya ayak diremesi sebebiyle öğretmenler grevlerini 2 Şubat’tan beri sürdürüyor.

Yıldızlar SSS Holding’e ait Doruk Madencilik’te aylarca ücretleri ödenmeyen işçilerin başlatmış olduğu grev çeşitli eylemler ve açlık grevi ile sürdü. Bu eylemler sonucunda işçilerin ücretleri ödendi ancak diğer alacakların söz verilmesine rağmen ödenmemesi üzerine işçilerin sendikası Bağımsız Maden-İş yeniden eylemlere başlayacaklarını duyurdu.

Tüm bu örnekler ve daha başkaları üzerinden emekçilerin hayat pahalılığı ve hak gasplarıyla köşeye sıkıştırıldıklarında şu veya bu sendika ile birlikte harekete geçebildiğini ve uzun soluklu mücadelelere atılabildiklerini görüyoruz. Bu mücadeleler bazen kazanımlarla bazense yenilgiyle sonuçlanabiliyor. Ancak emek sömürüsünün bu kadar yoğunlaştığı bir iklimde bu durumun yeterli olduğundan bahsedemeyiz. En nihayetinde tüm bu mücadeleler tekil alanlarda, kısıtlı imkanlarla sürdürülüyor. Çalışanlar için söz konusu olan genellikle yeni kazanımlardan ziyade eski hakların korunması oluyor. Herhangi bir alanda patronlara karşı savunma hattını aşabilecek birleştirici bir mücadeleden söz etmek mümkün değil. Tüm çalışanları ilgilendiren asgari ücret görüşmelerinden ya da emekli maaşlarına yönelik zamlardan beklenilen asla alınamasa da bunu değiştirmeye yönelik etkili bir irade ortaya konulamıyor. Elbette bunu söylemek var olan direnişlerin altında yatan çaba ve emeği küçümsemek olarak algılanmamalı. Aksine tüm bu çabaları daha anlamlı hale getirmek için bu eleştirinin yapılması şart.

Yorumlar kapalıdır.