Emekçiler borç sarmalında

Date:

Share post:

Türkiye’deki yüksek enflasyon ve ekonomik kriz koşulları altında milyonlarca işçi ve emekçi kredi kartı borcu olmadan yaşayamaz hale geldi. Reel ücretlerin baskılandığı, emekçilerin sefalete mahkûm edildiği bir ekonomi politikası altında market alışverişi bile borçlanarak yapılıyor. Yani milyonlarca emekçi borçlanmadan ertesi gün işe bile gidemez halde.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yayımladığı haftalık bankacılık sektörü verileri raporunda tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcunun toplam 6,85 trilyon TL’ye ulaştığını görüyoruz. Bunun 3,4 trilyonu bireysel kredi kartı borcu. Ülkede her iki kişiden biri borçlu. Son aylarda ise 1 milyon 116 bin kişi borcunu ödeyemediği için takibe alındı.

Finansal istikrar raporlarında hanehalkı borçluluğunun milli gelire oranla düşük seyrettiği söylense de bu bir şey ifade etmiyor; bireysel kredi kartı borçlarının hanehalkı borçluluğundaki payı sürekli artıyor. Bu da gösteriyor ki emekçiler, ev/araba almak için kredi çekmeyi geçtik, ertesi güne uyanmak için gereken temel tüketim kalemleri için bile daha çok borçlanıyor. Buna karşılık, yine BDDK’nın yayımladığı çeyreklik raporlar gösteriyor ki bankalar kâr açıklamaya devam ediyor.

Bu durum, kötü bir ekonomi yönetiminin ya da iş bilmez bir ekonomi politikasının sonucu değil; bizzat borçluluğun finans kapital içindeki işlevini gösteriyor: emekçilerin sermayenin sömürü çarkına daha fazla çekilmesi.

Borçlandırma; krizin faturasının emekçilere kesilmesinin farklı bir boyutu, sermayenin düşen kârlılıklarını artırmak için başvurduğu bir sermaye transfer aracıdır. Emekçilerin ödediği faizler bankaların hanesine kâr olarak yazılıyor. Hanehalkı borçluluğu artarken, bankaların yüksek kâr oranları açıklamasının nedenlerinden biri bu. Borç aynı zamanda işçilerin gelecekte satacakları emek gücünün ve ürettikleri artı değerin ipotek altına alınmasıdır. Yani tek tek patronlarla yapılan ücret sözleşmelerinin ötesinde, kapitalist sömürü çarkından çıkamasın diye emekçiler sermayenin boyunduruğuna mahkûm ediliyor. Sürekli bir borç sarmalında olan emekçiler yıllar sonrasının emek gücünü daha şimdiden satmış oluyorlar.

Sosyal kesintiler, artan vergi yükleri ve yüksek enflasyon pratikte işçi sınıfından alınan ve hem ulusal hem de uluslararası sermayeye akan kâr demek. Sefalet koşullarının dayatılmasının ve borç cenderesine sıkışmamızın sebebi bu: emekçiler tarafından yaratılan zenginliğin bir avuç sermayedara aktarılması.

Bu yüzden, bizlerin ödediği faizlerle kârlarına kâr katan bankaların işçi denetiminde kamulaştırılmasını ve buradan yaratılan kaynakların emekçilerin ihtiyaçları doğrultusunda harcanmasını talep etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda finans kapital eliyle ve bankalar aracılığıyla emekçilerin daha fazla sömürülmesine sebep olan dış borçların da iptal edilmesini talep etmeliyiz. Böylece emekçiler lehine kullanılacak kaynakları yaratabiliriz.

Son Yazılarımız