Ekonomik krizin faturasını kim ödüyor?
Hayat pahalılığı ve vergi soygunu emekçilerin en büyük problemleri arasında olmaya devam ediyor. Her geçen gün aynı parayla marketten aldığımız ürün miktarı düşüyor; maaşımıza ne kadar zam gelecek diye düşünüyor, sağlık harcamalarını karşılayamıyor ve barınmakta daha çok zorlanıyoruz. Tüm bu olgulara da ekonomik kriz diyoruz. Diğer taraftan her geçen gün yeni bir milyarder peyda oluyor, daha çok lüks tüketim malı alınıp satılıyor ve ulusal servetin daha büyük bir kısmı küçük bir azınlığın elinde toplanıyor. İroniktir ki serveti gün geçtikçe katlanan sermaye sınıfı da bir ekonomik kriz olduğunu iddia ediyor. Bir ekonomik kriz olduğu doğru ama faturasını patronlar ödemiyor. Nasıl mı?
Geçtiğimiz günlerde Mecliste yeni vergi kanunu kabul edildi. Bu kanuna göre büyük sermaye gruplarına yeni vergi istisnaları ve ucu açık süreli muafiyetler getirilecek. Mesela İstanbul Finans Merkezi’ne katılan şirketlerin transit ticaret faaliyetlerinden kazandığı gelirlere uygulanacak kurumlar vergisi indirim oranı yüzde 50’den yüzde 100’e çıkarılacak. Ya da yabancı sermayedarlar kazançlarını yurtdışından Türkiye’ye taşırsa 20 yıl boyunca bir kuruş vergi ödemeyecek. Dahası, eğer bu milyarderlerin vârisleri de Türkiye’de yaşarsa vergilendirme sembolik düzeyde devam edecek. Yani milyarderlere nesiller boyu cennet garanti, işçi sınıfının çocuklarına ise MESEM işyerlerinde kırım…
Ücretli çalışan milyonların dolaylı dolaysız ödediği vergilere baktığımızda ise tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız. 2025 vergi dilimi düzeylerine yüzde 20,25’lik bir artış uygulandı. Yani geçen sene ilk vergi dilimi başlangıcı 158 bin TL iken şimdi bu rakam 190 bin TL. Bu artışlar yıllardır yeniden değerleme oranlarının çok altında kalıyor. DİSK-AR’ın 2026 raporunda vurguladığı gibi eğer 2000 yılından beri yeniden değerleme oranları birebir uygulansaydı ilk vergi diliminin 190 bin TL değil 521 bin TL olması gerekirdi. Bunun emekçiler için anlamı şu: yılın daha erken aylarında ikinci vergi dilimine girmek ve üzerindeki vergi yükünün artması.
| Gelir Dilimi | Vergi Oranı |
| 190.000 TL’ye kadar | %15 |
| 400.000 TL’nin 190.000 TL’si için 28.500 TL, fazlası | %20 |
| 1.000.000 TL’nin 400.000 TL’si için 70.500 TL, fazlası | %27 |
| 5.300.000 TL’nin 1.000.000 TL’si için 232.500 TL, fazlası | %35 |
| 5.300.000 TL’den fazlasının 5.300.000 TL’si için 1.737.500 TL, fazlası | %40 |
Bu tablo şunu gösteriyor: Bir ekonomik kriz var ve patronlar istedikleri düzeyde kâr elde edemiyorlar. Bundan çıkış yolu olarak da krizin bütün faturasını emekçilere ödetmeye çalışıyorlar. Vergi muafiyetleri ve teşvikler bunun bir yüzü. Emekçilerin üzerindeki artan vergi yükü ve hayat pahalılığı da madalyonun diğer yüzü. Patronlar, Orta Vadeli Programa (OVP) yaslanarak krizin faturasını emekçilerin omuzlarına yükleyip kâr etmeye devam ediyor. Bunu yaparken de “kaynak yok” yalanının arkasına saklanıyorlar. Kaynak bal gibi var ama ultra zenginlerin kârlılıkları düşmesin diye kullanılıyor. Kaynakların emekçilerin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılması için kurumlar vergisi artan oranlı uygulanmalı, köprü ve otoyollar tazminatsız kamulaştırılmalı, dış borç ödemeleri reddedilmeli. Kaynak var! Önümüzdeki görev ise emekçiler lehine kullanılması için seferber olmak!
Yorumlar kapalıdır.