SpaceX: uzayın özelleştirilmesi ve teknokapitalizmin yeni evresi

Uzay uzun süre insanlığın ortak kaderi ve ortak vizyonu gibi öğretildi. Bugün ise milyarderlerin yatırım portföyüne, askeri sözleşmelere ve borsaların trilyon dolarlık masalına dönüşmüş durumda. Merkezde ise yine vizyoner(!) Elon Musk var ve Musk, oyuncaklarından SpaceX’i serbest piyasa mucizesi gibi pazarlamaya çalışıyor. Musk’ın şirketleri yıllardır milyarlarca dolarlık kamu desteğiyle büyürken, bugün SpaceX’in halka arzla 75 milyar dolar toplaması ve 2 trilyon dolara yakın değerlemeye ulaşması bekleniyor. Halkın vergileriyle büyüyen şirketin borsada servete dönüşmesi ise bize başarı diye anlatılıyor.

Uzay yarışından uzay talanına

Soğuk Savaş dönemindeki uzay yarışı artık yerini “Yeni Uzay” adı verilen ticari maceraya bıraktı. Evet, SpaceX’in fırlatma maliyetlerini düşürmesi teknik başarıdır; ama mesele teknolojinin kimin çıkarına kullanıldığıdır. Binlerce Starlink uydusu ve on binleri bulan uydu planı, alçak dünya yörüngesini özel şirketlerin işgal sahasına çeviriyor. Astronomi gözlemleri zorlaşıyor, kaza riski ve uzay çöpü sorunu büyüyor. Kapitalizm okyanusları plastiğe boğduğu, madenler için ormanları yok ettiği gibi şimdi de aynı hırs gökyüzüne taşınıyor.

Bu süreç insanlık için ilerleme diye pazarlanırken, finans piyasalarına çalışıyor. Önümüzdeki günlerde SpaceX’in trilyon dolarlık değerlemelerle halka açılması, Musk’ı ilk dolar trilyonerlerinden biri yapabilecek yeni bir servet aktarımı. Bir yanda milyonlarca insan temiz suya erişemezken, diğer yanda uzay yapay zekâ veri merkezleri ve askeri ağlar için sermayenin oyun sahasına çevriliyor.

Egemenliğin işgali

Mesele yalnızca uzayın kirletilmesi değil, yeni bir özel egemenlik biçiminin kurulmasıdır. Eskiden kamusal ya da devlet denetiminde olan haberleşme ve güvenlik altyapıları, artık tek bir oligarkın şirketlerine bağımlı hale geliyor. Starlink’in savaş alanlarındaki rolü bunu gösterdi. Uydu interneti artık sadece bağlantı hizmeti değil; askeri operasyonların, istihbaratın ve siyasi hesapların parçası.

Bu tablo, teknolojinin tarafsız olduğu masalını da çökertiyor. Bir şirket savaş alanındaki iletişim altyapısını kontrol edebiliyorsa, erişimin nerede açılıp kapanacağı şirket politikasıyla belirlenebiliyorsa ortada basit bir hizmet yoktur. Ortada özelleştirilmiş dış politika, savaş altyapısı ve teknokapitalist güç yoğunlaşması vardır.

Ne yapmalı?

Kapitalizm, ekolojik yıkımı ve yoksulluğu çözmek yerine, kârı uzaya taşıyarak yeni sömürü alanları yaratıyor. Ancak çözüm teknoloji düşmanlığı değil! Sorun roketlerde ya da uydularda da değil; bunların bir avuç patronun kârı, serveti ve siyasal gücü için kullanılmasında.

Uzay, şirketlerin tapulu malı değil insanlığın ortak mirasıdır. Uzay taşımacılığından uydu internete, veri altyapısından askeri sistemlere kadar kritik teknolojiler kamulaştırılmalıdır. Dünyayı talan edenlerin gökyüzünü de elimizden almasına izin vermemek; teknolojinin kâr için değil insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda kullanıldığı bir düzen için mücadele etmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.