Bir sabah uyanıyorsun ve dünyanın en güçlü diye pazarlanan yapay zekâ modeli çalışmıyor. Ne senin bir hatan var ne de ortada bir arıza. Bir cuma akşamı Beyaz Saray emir vermiş, milyonlarca insanın kullandığı bir teknoloji bir gecede kapatılmış. Anthropic’in Fable 5 ve Mythos 5 modelleri işte tam olarak böyle, 13 Haziran’da fişten çekildi ve iki hafta sonra da pazarlıkların ardından yeniden açıldı. Bu açma kapama hikâyesi kulağa teknik bir ayrıntı gibi gelebilir, oysa bize teknolojinin gerçekte kimin elinde, hangi sınıfın çıkarına işlediğini gösteriyor.
Ne oldu?
Anthropic yeni modelini 9 Haziran’da “şimdiye kadar geniş kullanıma sunduğumuz en güçlü model” diye tanıttı. Aradan bir hafta geçmeden, 13 Haziran’da bir ihracat kontrolü direktifiyle erişim tümüyle kapatıldı. Üstelik yalnızca yabancı uyruklulara değil, şirketin çoğu yabancı doğumlu kendi çalışanları bile kendi ürünlerine erişemez oldu. Bu durumun nedeni olarak Çin bağlantılı bir grubun modele sızması veya güvenlik açığı olarak söyleniyor. Anthropic’in kendisi bile somut gerekçenin yalnızca sözlü iletildiğini belirtti. Sonuç olarak erişim kademe kademe geri geldi ama asıl soru ortada duruyor, milyonların kullandığı bir teknolojinin fişi, nasıl oluyor da bir akşam vakti tek bir emirle çekilebiliyor?
Kimin zekâsı, kimin makinesi?
Marx, Grundrisse‘de insanlığın binlerce yıllık ortak bilgi birikimini genel zekâ olarak adlandırır ve makinenin bu birikimin cisimleşmiş hali olduğunu anlatır. Makinenin kendisi düşman değildir, sermayenin mülküne dönüştüğünde düşmanlaşır, çünkü artık tek bir amaca hizmet eder, o da kâr. İşte o zaman “ölü emek” canlı emeği yutmaya başlar. Bugün yapay zekâ diye pazarlanan şey de aslında budur. Hepimizin ürettiği metinler, kodlar, görseller, yani insanlığın ortak yaratımı, izinsiz ve karşılıksız gasp edilip bir avuç tekelin rantına çevriliyor. Başka bir düzende bizi angarya işlerden kurtarabilecek bu teknoloji, sermayenin elinde bize karşı bir silaha dönüşüyor.
Tarafsız teknoloji yalanı
Bu tablo, “teknoloji tarafsızdır” masalını bir kez daha çökertiyor. Bir modelin açık mı kapalı mı olacağına, buna kimin erişeceğine tek bir devlet ve bir avuç şirket karar veriyor. Sadece 2026’da bu dört-beş dev şirketin veri merkezlerine ayırdığı bütçe 650 milyar dolar. Ülkelerin yıllık bütçelerini aşan bu servet, halkın ortak emeğinden süzülüp bir avuç milyarderin kasasında toplanıyor. Ve ortada basit bir hizmet de yok, özelleştirilmiş bir dış politika ve tek elde yoğunlaşan bir sınıf gücü var, yani bu tüm dünya için bu düpedüz bir egemenlik sorunudur.
Ne yapmalı?
Çözüm elbette teknoloji düşmanlığı ya da makine kırıcılığı değil! Sorun modellerde değil, genel zekâmızı gasp eden tekellerin ve tek bir devletin egemenliğinde. İnsanlığın ortak birikimi olan bu teknoloji, yine insanlığın ortak malı olmalıdır. İhtiyacımız olan; kamusal, şeffaf ve demokratik denetime açık bir dijital düzen ile madenciden mühendise, değer zincirinin her halkasını birleştiren enternasyonal bir mücadeledir. Unutmayalım, tarihi yapan makineler değil insanlardır; yani üreten, eğiten ve yaşatan bizleriz ve anahtarın gerçekte kimde olduğunu onlara hatırlatacak olan da örgütlü mücadelemizdir.
