Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası lideri Ranko Radovanović ile Sırbistan’daki seferberlik üzerine söyleşi
Sırbistan’da 2012’den beri iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi (SNS) lideri ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Vučić’in baskıcı ve neoliberal rejimi 1 Kasım 2024’ten beri sarsılıyor.
1960’lı yıllardan beri sorunsuzca işleyen demiryolları Vučić iktidarı altında bir “modernizasyon” sürecine girdi. Demiryollarındaki bu neoliberal hızlı trene dönüşümün en ağır sonucu 1 Kasım 2024 gününde Novi Sad tren garında yaşanan kaza oldu. Biri çocuk 14 kişinin yaşamını yitirdiği bu trajik olayın ardından Novi Sad’da başlayan seferberlik ülke geneline yayıldı ve bir yılı aşan bu süreç içerisinde gençliğin başını çektiği seferberlik sönümlenmek bir yana güçlenerek devam ediyor.
Sırbistan’da rejimin neoliberal politikalarının yanı sıra baskıcı uygulamalarına karşı da süregelen seferberlik birkaç açıdan oldukça önemli. Öncelikle bu seferberlik, daha öncesinde Doğu Avrupa’da yaşanan seferberliklerde olduğu gibi Avrupa Birliği’nin demokratik gerici politikaları ile zehirleyebildiği bir örnek olmadı. Avrupa Birliği açık bir Putin destekçisi olan Vučić’in yanında durdu. Avrupalı basın uzun süre bu seferberliklere yeterli ilgiyi göstermedi. Sonuç olarak Brüksel, Vučić’e politik destek sundu. Tüm bunlar, Avrupa Birliği’nin göçmenleri kendi sınırlarının dışında tutma ve Çin yatırımlarını Avrupa’ya sokmama konusundaki politikaları ile paralel gitti. Sırbistan’da halkın seferberliği AB’nin antidemokratik uygulamalara karşı çözüm değil sorunlardan biri olduğunu ifade eder bir niteliğe sahip.
Sırbistan örneği öte yandan ABD-AB güçleri karşısında Çin-Rusya ekseninde bir direniş ekseni olduğu hayallerini de yıkan bir örnek. Bunun son örneği şu: Putin’in en güçlü destekçisi Vučić 1999’da NATO bombardımanı ile hasar alan ve NATO’nun gerçek yüzünü gösteren bir kültürel miras olarak korunan Belgrad’daki Yugoslavya Genel Kurmay Merkezi’nin arazisini otel yapılıp turizme açması için Trump’ın damadına 99 yıllığına kiralamasını sağlayan bir yasa değişikliği gerçekleştirdi. Bu yasa da yine 11 Kasım gününde binlerce kişi tarafından protesto edilmişti.
Seferberliğin gücünün yanı sıra, Vučić yönetimi de ABD, AB ve Rusya’nın desteği ile güç gösterisi yapıp ayakta kalma çabasını göstermeyi sürdürüyor. Parlamento önünde kurulan Vučić destekçisi çadırların yanı sıra 20 Eylül günü Belgrad’da kitlelere gözdağı vermek için yaklaşık 10.000 askeri personel, 2.500 silah ve askeri teçhizat ve hem kara hem hava unsurları ile bir askeri geçit töreni yapıldı.
Tüm bunlar olup biterken Sırbistan’da sınıf mücadelesi de seferberliğin bir parçası olarak meydana çıkabildi. Sindikat Kontrole Letenja’nın (SKL-Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası) lideri Ranko Radovanović ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.
Ranko ile Avrupa Taşımacılık İşçileri Federasyonu’nun mayıs ayındaki yürütme kurulu toplantısında tanıştık. Sırbistan’da başlangıçta gençliğin başını çektiği seferberliğe işçi sınıfı örgütleri ile dahil olmaya başlamıştı ve Ranko’nun sendikası da bu sendikalardan biri olduğu için mayıs ayında dahi hedefteydi. Batılı sendikalara yaranma çabası göstermeksizin, sendikaların hükümetlerden bağımsızlığı ve örgütlenme önündeki hakların kaldırılması gibi konularda net bir sendikacı çizgisi çizen Ranko ve SKL’nin bir diğer yöneticisi geçtiğimiz dönemde işten çıkarıldı.
Enternasyonalimiz İUB-DE ve İDP olarak baskıcı rejimlere ve kapitalizme karşı seferber olan kitlelerin, bağımsız sendika ve yöneticilerinin her zaman yanındayız. Önümüzdeki süreçte Sırbistan’daki seferberliği Gazete Nisan’da daha fazla işlemeyi hedefliyoruz.
Aynı zamanda okurlarımıza Sırbistan’daki sendika düşmanı uygulamalara karşı başlatılan imza kampanyasına destek olmaları çağrısında bulunuyoruz. Destek olmak için: https://www.labourstartcampaigns.net/show_campaign.cgi?c=5744
Söyleşi: Sedat Durel

Merhaba Ranko, öncelikle bu röportajı kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz. Sindikat Kontrole Letenja’nın (Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası) sen dahil iki yöneticisi uydurma gerekçelerle görevden alındı. Buna karşılık ETF (Avrupa Taşımacılık İşçileri Federasyonu) ve ETUC (Avrupa Sendika Konfederasyonu) uluslararası bir kampanya başlattı. Sırbistan’daki bu sendika karşıtı saldırıdan ve kampanyanın ulusal ve uluslararası düzeyde nasıl karşılandığından bahsedebilir misin?
Sırbistan’daki iktidar partisi, ülkedeki bağımsız ve güçlü sendikaları siyasi düşmanları olarak görüyor. Kamu sektöründeki tüm sendikalardan tam siyasi itaat bekliyorlar. Bizim görevden alınmamız da siyasi güç gösterilerinin bir yolu. Bağımsız sendika liderlerini günah keçisi ilan ederek, iktidarın siyasi çıkarlarına uymayanların başına ne geleceğini başkalarına göstermiş oluyorlar.
ETF ve ETUC tarafından başlatılan uluslararası kampanya sendika ve aktivist çevrelerinde çok iyi karşılandı, ancak bunun dışındaki alanlarda görünürlük kazanamadı. Bu durum büyük ölçüde kamuoyunun sendikal ve toplumsal meselelere olan ilgisizliğinden kaynaklanıyor. Sendikacılık hemen her açıdan zorlu bir dönemden geçiyor; bu nedenle bu tür meseleleri bu dönemde öne çıkarmak son derece zor. Büyük medya grupları dahil olmak üzere büyük oyuncuların ve çıkar çevrelerinin çoğu sendikaları riskli ve öngörülemez olarak görüyor.
Sırbistan’ın yakın tarihinde görülen en büyük kitlesel seferberliklerden birine tanık oluyoruz. Her şey 1 Kasım 2024’te Novi Sad’da yaşanan trajik tren kazasından sonra başladı. Bu kaza, Sırbistan’daki kamu kaynaklarının işçiler veya halk için kullanılmadığını gözler önüne geldi. Seferberlik ise bir yıl boyunca farklı sloganlarla devam etti. Derin bir siyasi kriz dönemindeyiz; bu süreçte neler değişti ve neler aynı kaldı?
Sırbistan’da her şey değişti. Öğrenci hareketinin temsil ettiği ve savunduğu şeylerin etkilemediği neredeyse hiçbir toplumsal alan kalmadı. Hem sosyal hem de siyasi bir kriz dönemindeyiz. Sırbistan halkı, kurumsal ve köklü yolsuzluk altında çöken, sıradan halkın ihtiyaçlarını tamamen görmezden gelen ve giderek daha fazla beceriksizlik sergileyen bu otoriterliği istemiyor.
Bu seferberliğin en güçlü bileşeninin gençlik olduğu görülüyor. Fakültelerdeki durumdan ve gençlerin taleplerinden bahsedebilir misin? Ayrıca gençlerden sendikanıza dayanışma veya destek mesajı iletenler oldu mu?
Evet, yeni nesil -ya da popüler adıyla Z kuşağı- Sırbistan’daki dengeleri değiştirdi. Bu neslin en belirgin özelliği, çevresindeki her şeyi sorgulaması. “Her şey” derken gerçekten her şeyi kastediyorum. Novi Sad’daki trajedi, bu neslin, toplumsal yolsuzluğun düzeyini ve bunun hepimizi nasıl tehdit ettiğini sorgulamasına yol açtı. Bu durum protestoları tetikledi; protestolar ise iktidar partisinin saldırı timlerinin fiziksel müdahaleleriyle karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine öğrenciler üniversiteleri kitlesel biçimde bloke etti.
Z kuşağı aynı zamanda sendikamızın da bir parçası ve bu yaz gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ve grevin arkasındaki itici güç konumunda.
Türkiye’de de oldukça uzun süredir benzer bir süreçten geçiyoruz. 2018’de Çorlu’da buna benzer trajik bir tren kazası yaşandı. İşçilerin örgütlenme hakkına yönelik baskının ötesinde, belediyelere kadar uzanan geniş çaplı bir baskı ve seferberlik süreci görüyoruz. Ancak Sırbistan’ın aksine Türkiye’de sendikalar bu seferberliklerin bir parçası değil, hatta birçoğu bunlardan kaçınıyor. Sence toplu sözleşme ve adil ücret gibi en temel hakları için mücadele eden işçilerin bugün verdiği mücadele ile bir yıldır süren kitlesel seferberlikler arasında bir bağlantı var mı?
Bence toplum olarak Türkiye ve Sırbistan’ı birbirine bağlayan şey, otoriterlik ve kurumlarımıza ve toplumun dokusuna derinden işlemiş olan yolsuzluk. Bu durum, sağcı seferberlik ve politikalara elverişli bir zemin yaratıyor; bu da her zaman bağımsız sendikaların ve aktivistlerin baskı altına alınmasıyla sonuçlanıyor. Bizim karşı karşıya olduğumuz şey de bu ve gerçekten bir değişimin savunucusu olmak istiyorsak dayanmak zorundayız.
Öte yandan, böyle dönemlerde sendikaların belirli bir esneklik göstermesi gerekir, ancak bu asla temel özgürlükler söz konusu olduğunda olmamalıdır. Temel özgürlüklerden asla taviz verilmemeli.
Sırbistan’daki sendikaların genel durumundan ve kendi sendikanızdan da bahsedebilir misin? Sırbistan’daki sendikalar ne kadar örgütlü? Hükümetten ve patronlardan bağımsızlıklarını nasıl değerlendiriyorsun?
Sırbistan’daki sendikalar ciddi bir baskı altında ve kolayca yönlendirilebiliyorlar. Bağımsızlığını uzun süre koruyabilen sendika sayısı çok az. İktidar partisi; sendikaların sınırlı kaynaklara sahip olduğunu, baskı ve siyasi oyunlar yoluyla onları her zaman alt edebileceğini biliyor. Bizim durumumuzda da bunu yapmaya çalışacaklar.
Son olarak, kampanyanızın ulusal ve uluslararası ölçekte duyulması için biz de çaba gösteriyoruz. Bunun dışında, okurlarımızdan veya kampanyanızdan haberdar olan kişilerden bir isteğiniz var mı?
Okurlarınızdan sendikacılığın yalnızca işçi hakları için değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğü ile ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından da önemini yaymalarını rica ediyorum; özellikle de sendikacılığı geçmişte kalmış bir şey olarak gören ve konuya ilgisiz olanlara. Sendikalar olmasaydı bugün sahip olduğumuz pek çok hakkımız da olmazdı; örneğin 40 saatlik çalışma haftası. Bugün çoğu insan bunun farkında değil, sistem sendikaların önemini ustaca gizliyor. Bunu yaymak bize düşüyor.
Ayrıca, sendika liderleri temsil ettikleri kişilerin haklarını korudukları için siyasi olarak cezalandırılamaz. Sendika liderlerinin statüsü, bir toplumdaki özgürlük ve demokrasi düzeyinin temel göstergelerinden biri olarak ele alınmalıdır.
Yorumlar kapalıdır.