Balıkesir Üniversitesi’nde hukuka aykırı uzaklaştırma kararına karşı basın açıklaması

18 Şubat günü Balıkesir Üniversitesi önünde bir araya gelen bir grup avukat, üniversitenin bir öğrencisi hakkında verilen uzaklaştırma kararına karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Yaklaşık dört saat süren protesto yürüyüşünün ardından yapılan açıklamada, bahar yarıyılı itibarıyla bir ay süreyle okuldan uzaklaştırılan öğrenciye destek verildi.

Avukatların açıklamasına göre söz konusu öğrenci, 19 Mart seferberliğinde düzenlenen protesto eylemlerinde taşıdığı bir pankart nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandı. Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet olmamasına rağmen üniversite yönetimi tarafından disiplin soruşturması başlatıldığı ve bir ay süreyle uzaklaştırma kararı verildiği ifade edildi.

Açıklamada, kararın hukuka aykırı olduğu savunularak idare mahkemesinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davası açıldığı ve mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar verdiği belirtildi. Bu doğrultuda, herhangi bir aksilik yaşanmaması halinde öğrencinin eğitim hayatına devam edebileceği kaydedildi.

Basın açıklamasında avukatlar, uzaklaştırma kararının dayanağı olarak gösterilen 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunundaki disiplin hükmünün açık lafzına dikkat çekti. İlgili düzenlemenin yalnızca “yükseköğretim kurumu personeline yönelik, kurum içinde ya da dışında şeref ve haysiyet kırıcı söz ve davranışları” kapsadığını vurgulayan avukatlar, kanunda yer alan “personel” ibaresinin genişletici yorumla farklı kişi ve makamları kapsayacak şekilde uygulanamayacağını ifade etti. Bu çerçevede, eylemin muhatabı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2547 Sayılı Kanun kapsamında bir “yükseköğretim kurumu personeli” olmadığına dikkat çekildi. Avukatlar, kanun metni bu kadar açıkken söz konusu maddeye dayanılarak uzaklaştırma kararı verilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu.

Ayrıca “pişmanlık göstermediği” gerekçesiyle cezanın üst hadden uygulanmasına da tepki gösterildi. Üst sınırdan yaptırım uygulanabilmesi için somut, denetlenebilir ve objektif kriterlerin ortaya konulması gerektiğini belirten avukatlar, bir öğrencinin iç dünyasına ilişkin sübjektif değerlendirmelerle disiplin cezası tesis edilmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını dile getirdi.

Avukatlar, üniversite rektörünün aynı zamanda bir idare hukuku akademisyeni olduğuna işaret ederek dikkat çekici bir soru da yöneltti: “Bu disiplin sürecini ve tesis edilen idari işlemi hukuk fakültesi öğrencilerine bir vize ya da final sınavı sorusu olarak sorsaydınız; kanundaki ‘personel’ kavramını bu denli genişleten ve ‘pişmanlık’ gibi sübjektif bir değerlendirmeyle üst hadden ceza veren bir öğrenciye kaç puan verirdiniz?”

Açıklamanın sonunda avukatlar, soruların kamuoyu önünde yanıtlanmaması ve idari işlemin hukuki denetimden geçmemesi halinde süreci hem yargı mercileri hem de kamuoyu nezdinde takip etmeye devam edeceklerini belirterek, “Adalet yerini bulana dek susmayacağız” mesajı verdi.

Yorumlar kapalıdır.