İran’a saldırı: Tek Adam rejimi için risk mi fırsat mı?

Şubat sonunda İran’a başlatılan emperyalist-Siyonist saldırı, beklenenden farklı bir direnişle karşılaştı. Hamaney dahil önemli yöneticilerin öldürülmesine rağmen İran rejiminin yıkılacağına dair bir emare henüz yok. İran bu saldırganlığa bölgedeki ABD üslerine saldırarak, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ve İsrail’i vurarak yanıt verdi. Trump’ın birkaç hafta süreceğini öngördüğü operasyon, emperyalizm lehine bir zafer sunmaktan uzak görünüyor. Şu aşamada iki haftalık bir ateşkes ilan edildi. Ateşkes oldukça çelişkili ve kırılgan bir yapıya sahip ve süreç yeni gelişmelere açık.

Bu operasyon kuşkusuz Siyonizmin kriziyle yakından ilgili. ABD’nin amacı, Ortadoğu’daki kontrolünü pekiştirmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamaktı. Trump esas hedefin İran’ın nükleer kapasitesi olduğunu söylese de saldırılar, enerji ve üretim altyapısından sivil yerleşimlere kadar geniş bir alana yayıldı.

ABD emperyalizminin ve Siyonizmin saldırgan politikaları bölge halkları için yıkımdan başka bir şey sunmuyor. Fakat Tek Adam rejimi ve bölgedeki diğer gerici rejimler için durum farklı; halklar adına yıkım olan bu tablo, rejimler için fırsata dönüşebilir.

Türkiye’nin savaştaki rolü

NATO’nun en büyük ikinci ordusu ve Ortadoğu’daki kritik üyesi Türkiye’nin bu savaştaki pozisyonu bellidir. Kürecik ve İncirlik kapatılmadığı, Türkiye NATO’dan çıkmadığı sürece Siyonizmin askeri hedefleri ile Türkiye arasında uzlaşmaz bir çelişki yaşanması pek olası değil. Bugün de tablo bu yöndedir.

Erdoğan “Adımızın Ali, Ömer olmasının ne farkı var?” diyerek İsrail’in bir mezhep savaşı kışkırttığını, kendisinin İran halkı ile dost olduğunu ima ediyor. Öte yandan, Türkiye’deki askeri üsler İsrail’in güvenliği için çalışmaya devam ediyor ve İsrail’e giden petrole Türkiye aracılık ediyor. Tek Adam rejimi, ABD’yi ve Siyonizmi istihbarat ve lojistik bağlamında destekliyor. Rejim, kurtla yiyip çobanla yas tutmaya devam ederek kendine alan açmaya, içeride ve dışarıda fırsatlar yaratmaya çalışıyor.

Rejim için fırsatlar ve riskler

Erdoğan rejimi için emperyalizm adına İran’ı dengelemek önemli bir fırsat. İran’ı sınırlamak, üsler ve askeri kapasite vesilesiyle zaten yapılıyor ve bu durum Türkiye’nin bölgedeki önemli güçlerden biri olarak kalmasını garanti altına alıyor. Öte yandan rejim, bu çatışmada arabulucu rolünü yine oynamak istiyor. İslam dünyasının hamisi rolüne bürünen Erdoğan’ın Türkiye’yi bu savaşa girmekten kurtardığına dair bir söylem inşa ediliyor. Bu argüman, “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” iddiasından da besleniyor.

Müneccim değiliz ancak iki temel sebeple sıradakinin Türkiye olmadığını biliyoruz: İlki, Türkiye’nin İsrail ile ticaret yapan, -iki sene öncesine kadar- normalleşen ve çeşitli ortaklıklar kuran bir ülke olmasıdır. Yani Türkiye’deki rejim, söylemlerinin aksine İsrail karşıtı değildir. İkincisi ise Türkiye’nin bir NATO ülkesi olmasıdır. Rejim, aslında parçası olduğu bir yapıyı, içeride bir beka sorununa çevirerek kendi suç ortaklığını örtbas ediyor. Bu tabloda fırsatlar, rejimi konsolide etmek için içeride kullanılacak politik bir malzemeye dönüşüyor.

Savaşın barındırdığı riskler ise, sunduğu fırsatlardan fazla. Dışa bağımlı Türkiye savaştan ve petrol bazlı dalgalanmalardan ekonomik olarak ciddi şekilde etkileniyor. Türkiye’nin NATO üslerine ev sahipliği yapması, içeride kurulan meşruiyet açısından risk barındırıyor. Henüz büyük bir savaş karşıtı seferberlik yok ve kamuoyunda bu savaşa mesafeli durma eğilimi göze çarpıyor. Ancak bu sene Türkiye NATO zirvesine ev sahipliği yapacak ve önümüzdeki günlerde Küresel Sumud Filosu tekrar yola çıkıyor. Filistin, bütün çelişkilerle birlikte rejimin hassas noktalarından biri. Bütün bunlar hesaba katıldığında, ABD/Siyonizm karşıtı olası bir kitle seferberliği hükümetin bu arabulucu pozisyonunu zora düşürebilir.

Tek Adam rejimi, bu diplomatik ve askeri sahada kendi meşruiyetini ve hareket alanını genişletmek için elinden geleni yapacaktır. Muhalefeti bastırmak için Türkiye’nin bölgesel gücünü pekiştirme imkânlarını işaret edecek, savaşın risklerini kendisi için fırsata çevirmeye çalışacak. Bu süreçte ne kadar başarılı olacağını ise sadece diplomatik manevralar değil, Türkiye’deki emekçi kitlelerin tavrı belirleyecek.

Yorumlar kapalıdır.