Yaşamak bu kadar pahalı olmamalı

Yaşamak bu kadar pahalı olmamalı. Nefes almak, hasta olmamak için dua etmek, çocuğunu okula gönderebilmek, bir evin kirasını ödeyebilmek, bir akşam sofrasına bir dilim ekmek koyabilmek bu kadar ağır bir maliyette olmamalı. Hayat, yalnızca parası olanların erişebildiği bir ayrıcalığa dönüşmemeli.

Bugün içinden geçtiğimiz dönem, yalnızca bir “ekonomik kriz” başlığıyla açıklanamayacak kadar derin ve çok katmanlı. Bu bir çoklu krizler çağı: ekonomik kriz, barınma krizi, gıda krizi, sağlık krizi, eğitim krizi…

En temel sosyal haklarımız birer birer elimizden alınıyor. Barınma, sağlık, eğitim, temiz suya erişim ve insanca çalışma koşulları birer lütuf değil; en temel haklarımızdır. Bu hakların sermayeye devredilmesi, “paran kadar yaşa” düzeninin normalleştirilmesi demektir. Bugün gelinen noktada sağlık hizmeti neredeyse bütünüyle paralı hale getirilmiş durumda. Devlet hastanelerinde randevu bulamayan insanlar özel hastanelere yönlendiriliyor; katkı payları, ilaç farkları, ek ücretler derken hastalık artık yalnızca bedeni değil, cebi de yıkıma uğratıyor. Sağlık, kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp ticari bir sektöre dönüştürülüyor.

Benzer bir tablo eğitimde de karşımızda. Kamusal eğitimin niteliği gerilerken özel okulların ve kursların payı artıyor. Aileler çocuklarını eşit koşullarda yetiştirebilmek için borçlanıyor. Eğitim, toplumsal eşitliği sağlayacak bir araç olmaktan çıkıp eşitsizliği yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşüyor.

Barınma hakkı ise neredeyse tamamen patronların insafına bırakılmış durumda. Kira artışları, konut fiyatlarındaki fahiş yükseliş, asgari ücretle çalışan milyonlar için yaşamı sürdürülemez kılıyor. Gençler aile evinden ayrılamıyor, emekliler bir ömür çalıştıkları şehirlerde tutunamıyor.

Yoksulluk ise artık geçici bir durum değil; kalıcılaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan bir gerçeklik. Çalışan yoksulların sayısı artıyor. Tam zamanlı bir iş, insanca yaşamaya yetmiyor. Mutfaktaki yangın, pazardaki fiyatlar, faturalar ve ulaşım giderleri her ay daha da ağırlaşıyor. Resmi enflasyon oranları ne söylerse söylesin, halkın hissettiği enflasyon çok daha yüksek.

Bu yaşananlar tesadüf değil. Kamusal kaynakların sermayeye aktarılması, özelleştirme politikaları, emeğin güvencesizleştirilmesi ve sendikal hakların zayıflatılmasıyla örülen bir ekonomik-siyasal tercihlerin sonucudur. Kamusal hizmetlerin daraltılması, yükün emekçilerin omzuna yıkılması kader değil, bir politikadır.

Yaşamak bu kadar pahalı olmamalı çünkü yaşam hakkı patronlar sınıfının koşullarına göre belirlenemez. İnsan onuru, döviz kuru ile ölçülemez.

Çıkış yolu, biz emekçilerin örgütlüğünden geçiyor. Onlar bir avuç, bizler ise milyonlarız. Bizim dağınıklılığımızdan ve örgütsüzlüğümüzden güç alıyorlar. Sağlığın, eğitimin ve barınmanın nitelikli ve erişilebilir hale getirilmesi; emeğin korunması, asgari ücretin gerçek yaşam maliyetine göre belirlenmesi için mücadele etmekten, bir araya gelmekten başka çıkış yolumuz yok.

Yaşamak, hayatta kalma mücadelesine indirgenmemeli. İnsanlar yalnızca ay sonunu getirmeyi değil, daha iyi bir dünya hayalini düşleyebilmeli. Çocuklar yoksulluğun gölgesinde değil, daha eşit ve daha özgür bir yaşam umuduyla büyütülmeli.

Yaşamak bu kadar pahalı olmamalı. Biz gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir hayat için mücadele ediyoruz.

Diyarbakır’dan bir eğitim emekçisi

Yorumlar kapalıdır.