Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Ozan Fındık: “Özel sektör öğretmenleri değersizleştirmeyi, güvencesizleşmeyi en yoğun hisseden yerde”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Ozan Fındık ile sektördeki mücadele ve sendikal deneyime dair yaptığımız söyleşiyi paylaşıyoruz. Özel okul öğretmenleri, kayıtlı çalışanların yaklaşık 4’te 1’inin yer aldığı 10 No’lu Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar işkolunda. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ise bu işkolundaki yüksek baraj sebebiyle baraj altında kalmış en kalabalık sendika vasfına sahip.
Söyleşi: Enes Kablan
Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları ile başlayalım. Siz bu saldırıları, bu şiddet ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu durum toplumsal bir çürümenin eseri. Sadece öğretmenler açısından değil, memleketin her alanında insani ilişkilerdeki bozulma, toplumsal olarak bozulma, gençliğin hedeflerini ve amaçlarını kaybetmesi, bunların hepsi birer etken.
Eğitimin herkese eşit sunulan bir hak olmaktan çıkması, kalitesinin düşmesi, öğretmenlik mesleğinin ve eğitimin değersizleştirilmesi en önemli etkenler. Mesleğin geçmişte toplum üstünde bir etkisi vardı. Öğretmen demek Cumhuriyet’in ilk döneminden beri gittiği yere aydınlanmayı götüren, sadece oradaki çocukları değil aileleri geliştiren bir mesleği ifade ediyordu. Ama zamanla bu değişti. Bugün açısından öğretmenlerin değersizleştirilmesi en büyük sorun diyebiliriz.
Sizce bu şiddet ortamına ve saldırılara karşı nasıl bir mücadele örülmeli, neler talep edilmeli?
Sendikaların hep beraber bir ortak tavır alabilmesi çok önemli. Ama ne yazık ki burada bile hâlâ konfederasyonlar arasında ayrımlar, farklı eylem biçimleri, birleşememe, aynı tarihte yapma ama ortaklaşamama gibi sorunlar var. Bu meseleyi konfederasyonların, sendikaların görüşleri açısından değil, gerçekten bir öğretmen meselesi olarak değerlendirip birleşmek için zorunlu bir araç olarak görmek lazım. Tek başına birleştirici bir şey olması gerekiyor ama ne yazık ki bu birleştiricilik henüz yakalanabilmiş değil.
İki sene önce İbrahim öğretmen öldürüldü bir kolejde. Buna benzer şeyleri biz de yaşıyoruz, tehdit ediliyoruz. Patron tehdit ediyor, bazen veli tarafından, bazen idareci tarafından tehdit ediliyoruz. Aslında değersizleşmenin en yoğun ve en güçlü hissedildiği alan ne yazık ki özel sektör öğretmenlerinin yaşadıkları alan. İlk talebimiz mesleğimizi değersizleştiren uygulamaların son bulması.
Değersizleştirme dediğiniz şey aynı zamanda iş güvencesinin de pek olmaması herhalde…
Tabii ki. Özel sektör öğretmenleri çalışma şartları nedeniyle güvenli bir çalışma ortamından her anlamda çok uzakta. Bu nedenle bugün öğretmenler içinde değersizleştirmeyi, güvencesizleşmeyi en yoğun ve en güçlü hisseden yerde ne yazık ki.
Sendikanızın bir dizi mücadelesi var; taban maaş düzenlemesi, süreli sözleşmenin son bulması, fazla mesai, düşük ücretler gibi gündemleriniz var. Hatta sendikanın kuruluş dinamikleri de biraz bunlarla ilgiliydi. Bu mücadele başlıklarına dair nasıl bir eylem programınız var?
Bizim Milli Eğitim’den en temel taleplerimiz şunlar: Birincisi taban maaş kanunu. 2014 yılına kadar var olan bir kanundu bu. Özel sektör öğretmenlerinin maaşı kamudaki meslektaşından aşağı olamazdı. İkincisi, belirli süreli iş sözleşmesinin kaldırılması. Belirli süreli iş sözleşmesi demek patronun iki dudağının arasındasın demek. Bu, sendikal örgütlenmeyi de baltalayan bir şey aynı zamanda. İşe iade hakkın, ihbar tazminatın yok ve her sene öğretmenler için mayıs ve nisan ayları “Acaba atılacak mıyım, yoksa kalacak mıyım? Ne yapacağım, yeni işi nasıl bulacağım?” diye bir korku, bir kabus oluyor. Üçüncüsü ise yasa ihtiyacı. Yasal olarak bugün Özel Öğretim Kurumları Kanunu var ama bu birçok konuda net değil; bizi tamamen bir kuralsızlık ve sömürü çarkının içine bırakıyor. Mevcut kanun yuvarlak şeyler söylemiş; bir yere atıf yapmış ama o atıf başka bir yerde başka bir şekilde olmuş… O yüzden, burada özel sektör öğretmenleri için, gerçekten onları koruyan bir kanun yok.
Biz bunları sadece ekonomik birer talep olarak görmüyoruz. Öğretmenlerin daha özgür şartlarda çalışmasını sağlayacak şeyler bunlar. Öğretmen kendini güvende hissettiği zaman sesini daha çok çıkarabiliyor, konuşabiliyor, tepki gösterebiliyor. Haklarının olduğu bir yerde, daha kolay işten çıkarılamayacağı bir yerde öğretmenin de susmayacağı bir alan açıyoruz aslında.
Biz bunları Bakanlığa her sene sunuyoruz, her sene de bu talepler için alanlarda oluyoruz, birçok kez gözaltına alındık, şiddet gördük. Bakanlık önünde 54 gün süren çok etkili bir nöbet süreci geçirdik. Bakanlıktan sözler de aldık ama bürokrasi duvarını aşamıyoruz; sözler bir ay sonra unutuluyor. Biz profesyonel sendikacılardan oluşmuş bir sendika değiliz. Hepimiz aynı zamanda çalışıyoruz 7/24. Gidip sürekli eylem yapabilecek bir vaktimiz de yok, aynı zamanda işimize gidiyoruz. Hayat mücadelesini hem sendikamızda hem de bu şartlarda ayakta kalmaya çalışarak veriyoruz.
Kendi kendini sönümlendirmek isteyen tek sendika bizizdir herhalde. Biz özel okulların varlığının acil, elzem bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Eğitime yapılacak bütün harcamaların kamusal eğitime yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
Ama mücadeleniz bu sorunların görünür ve taleplerinizin bilinir olmasını sağladı…
Aslında sendikanın yaptığı en önemli şey şu: Öğretmenler hakları konusunda çok bilinçlendi. Evet, henüz istediğimiz yasalar çıkmış değil. Ama öğretmenler bu taleplerin nasıl olacağı konusunda çok ciddi bilinçlendi. Bugün 10.500 üyesi var sendikamızın. Fiili üyeleriyle beraber 12 bine gidiyor. Yani resmi olarak üye olamayanlarla -mesela kurs merkezinde sigortasız çalışan, rehabilitasyon merkezinde çalışan, başka iş kolunda gözükenlerle- beraber bu sayı. Bu öğretmenler belki ilk defa bir yerde örgütlendiler. İlk defa örgütlü bir tepki gösterdiler. İşyerlerinde, çalıştıkları kurs merkezlerinde, rehabilitasyon merkezlerinde ücret tartışmalarına girdiler. Birçok yerde maaş zammını kazandı öğretmenler. Yine özel öğretim kurumlarında tatillerde öğretmen çalıştırılmasının önüne geçtik. Sendikanın varlığıyla ilk kez ek mesai ücreti almaya başladı öğretmenler. Yani sendika öğretmenlerin sesi, soluğu oldu.
Sendikanın ilk kuruluşunda bizim sözümüz vardı, diyorduk ki bu bir haysiyet mücadelesi. Yani bu sadece öğretmen olmanın, maaşın devlettekiyle aynı olmasının mücadelesi değil; gerçekten bir haysiyet mücadelesi veriyoruz. Özel sektör öğretmenlerinin onuru için veriyoruz bu mücadeleyi. Çünkü özel sektör öğretmeni kamudaki öğretmenden farklı değil. En temel amacımız bu farklılığı kaldırmak. Biz aynı zamanda kamucu bir eğitimi savunuyoruz. Yani kendi kendini sönümlendirmek isteyen tek sendika bizizdir herhalde. Biz özel okulların varlığının acil, elzem, hayati bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Biz eğitime yapılacak bütün harcamaların ve hamlelerin kamusal eğitime yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Yani bu anlamda isteğimiz “Özel okullar çoğalsın, biz de haklarımızı alalım, biz devam edelim” değil. Keşke bu sendikaya bu anlamda ihtiyaç olmasaydı diye de düşünüyoruz.

Kamucu eğitim demişken, kamuda da örgütlü eğitim sendikaları var. Eğitim-Sen başta olmak üzere bunlarla ortak mücadele pratikleri yaşanıyor. Bu deneyimlere dair görüşleriniz nedir? Sendikalar ve farklı emek örgütleriyle ortak mücadeleler geliştirme konusundaki perspektifiniz nedir?
Biz Eğitim Sen’le de Eğitim-İş’le de çeşitli ortak etkinlikler yaptık. Çünkü eğitime bütçe ayrılmaması, öğretmenin değersizleştirilmesi gibi konular kamu ve özelde ortak sorunlar. Geçen sene çıkan yeni bir yasaya karşı Meclis Parkı’nda başlattığımız nöbete bizden sonra Eğitim Sen, Eğitim-İş ve en son Hürriyetçi Eğitim Sen de katıldı.
Biz aslında burada bir alan açtık. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası bu anlamda birleştirici bir rol de oynuyor; kamunun yaptığı tartışmaları henüz yapmış değiliz. Kamuda belki farklı görüşlere göre ayrılan insanlar, sendikalar var. Biz öğretmen hakları üstünde bütünleşmiş bir kitleyiz.
Biz fiili meşru mücadele tarzını öne çıkarmak durumundayız. Mesela kamu sendikalarının belli rahatlıkları var. Öğretmen okulda propagandasını yapabilir, sendikasını anlatabilir, duvara afişini asar, aidatı otomatik kesilir. Bizim otomatik kesilen bir aidatımız yok, duvara afiş asmak veya sendika panosu açmak için işten atılan arkadaşlarımız oldu. Yani bunun bedelini ödüyoruz. Ben mesela bir kurumda çalışıyordum, toplandık 60 öğretmen örgütlendik. Ücret zammı talep ettik. Sonra işten çıkarıldım. Yaşadığımız bu süreçler bizi meşru fiili mücadele deneyimlerini geliştirmeye, yasal sınırların dışında bir mücadele çizgisi örmeye itti. Kurum teşhirleri, elimizde kamerayla kurum baskınları… Bunların hepsi aslında biraz da çaresizliğin yarattığı bir yöntem. Bürokratik yasal sınırların dışına çıkma zorunluluğu…
Kendimizi işçi sınıfının, emek hareketinin bir parçası olarak görüyoruz.
Diğer mücadeleci işçi sendikalarıyla da yer yer bir araya geliyoruz. En son BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandığı zaman bir araya geldik, tepki gösterdik. Bunlar genelde Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası gibi daha kendi bağımsız çizgisinde ilerlemeye çalışan, daha mücadeleci sendikalardı. Bunlarla ortak işler yapıyoruz. Ama tabii ki farklı işkollarındayız.
Kendimizi işçi sınıfının, emek hareketinin bir parçası olarak görüyoruz. “Öğretmeniz ve diğer sorunlar bizi ilgilendirmiyor” gibi bir tutumumuz yok. Yani emek mücadelesinin bir parçası olarak bu alanda, eğitim alanında mücadele ediyoruz. Önceliğimiz öğretmenlerin sorunları ama aynı zamanda emeğin gündeminde ne varsa ona dair de mümkün olduğunca bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.
Bir de 10 No’lu işkolundaki sendikalar var. Biz bunların bir kısmıyla görüştük, bir kısmıyla bir araya geldik. 10 No’lu işkolu ciddi baraj sıkıntısının olduğu bir işkolu. Biz özel sektör öğretmenlerinin yüzde 4’ünü örgütlediğimiz halde yüzde 1 işkolu barajına takıldığımız için toplu sözleşme yapamaz durumdayız. Bununla ilgili de girişimlerimiz oldu. Geçmişte bakanlıkla görüştük. Gene şu anda mesela 10 No’lu işkoluna karşı diğer sendikalarla ortaklaşıp bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama ne yazık ki işkolumuz çok dezavantajlı. Bu soruna dair yeni bir eğitim işkolu kurulması temel taleplerimizden.
Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri Türkiye açısından aslında çok önemli bir şey yaptılar. Çok uzun zamandır bir özel okulda grev söz konusu değildi, bu bir mihenk taşı.
Buradan ülke gündemine oturan Özel İtalyan Lisesi grevine geçelim. Orada da eğitim emekçilerinin çalışma koşullarını, okul içi eşitsizlikleri ve 10 No’lu işkolunun problemlerini gördük. Bu tür mücadeleler işçi sınıfının genel mücadelesiyle nasıl birleşir? Buraya dair değerlendirmeniz nedir?
Özel İtalyan Lisesi’nde Tez-Koop-İş Sendikası örgütlenmişti. İtalyan öğretmenlerle çok ciddi bir maaş farkı, sefalet ücretleri ve sömürü koşulları vardı. Öğretmenler de grev haklarını kullandılar. Öğretmen Sendikası olarak asla rekabetçi bir tutum içinde değiliz. Oraya da ilk günden itibaren gittik, arkadaşlarla iletişim kurduk, eylemlerine destek vereceğimizi ilettik. Bizim sendikamızın 5 yıllık bir mücadele deneyimi var, bu noktada yapabileceğimiz ne varsa sunmaya çalıştık. Arkadaşlar da bu anlamda çok olumlu yaklaştılar, yer yer fikir alışverişi yaptık. Biz meseleleri hangi sendika yaptı diye görmüyoruz, bu mücadeleyi de sendikalar arası bir şey olarak görmüyoruz.
Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri Türkiye açısından aslında çok önemli bir şey yaptılar. Çok uzun zamandır bir özel okulda grev söz konusu değildi, bu bir mihenk taşı. Sektöre dair bir önizleme sundular.
Bu süreç bize şunu gösterdi: Milli Eğitim ve patronlar doğrudan anayasayı çiğneyerek grev kırıcılık yaptı. Oradaki grevci öğretmenlerin yerine başka öğretmenler göndermeye çalıştı, çok az bir kısmı girdi derslere, bir kısmı girmedi. Bunu da “öğrencilerin eğitim hakkı alınıyor” diye açıkladılar. Öğrencilerin eğitim hakkını alan grevdeki işçiler mi yoksa grevdeki öğretmenlerle asla uzlaşmayan, bütün o sömürü şartlarını zorlayan İtalyan Lisesi yönetimi mi? Aslında Milli Eğitim’in gücü İtalyan Lisesi yönetimine değil, grev yapan öğretmene yetiyor. Burada İtalyan Lisesi’ne gelip bir baskı yapılmalıydı. Milli Eğitim’in yapabileceği buydu. Bu grev bize, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası olarak toplu sözleşme hakkı kazanıldığında neyle karşılaşacağımızı da göstermiş oldu. Bu açıdan bir önizleme diyorum. Nasıl grev kırıcı uygulamalar yapılıyor, neler oluyor… Eğitimin bu kadar uzun süre durması, velilerin aslında para vererek gönderdikleri bir yerde hizmet alamadığı noktaya düşmesi ve işverenin son çaresizliği ile devlet büyüklerinden yardım istemesi, devlet büyüklerinin de bu desteği patronlara hiç çekinmeden verebilmesi… Aslında bizim sendikamızın neden bir türlü bu 10 No’lu işkolundan çıkarılmadığını da gösterdi bu süreç. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın toplu sözleşme hakkı olduğunda, bu memlekette her tarafta grevler patlayabilir. Bugün özel sektör öğretmenlerine dayatılan ağır çalışma şartları parçalanabilir. Öğretmen sendikasının bunu yapabilecek birikimi var.
Bütün bu konuştuklarımız ışığında sizce birleşik mücadele nasıl mümkün?
Birleşik mücadele nasıl olur? Dediğim gibi, bizim ilk işimiz öğretmenlerin mücadelesi, öğretmenlerin hakları. Birincisi, özel sektör öğretmenlerinin, kendi kitlemizin sorunlarına odaklanıyoruz, oraya dair çözümler arıyoruz. İkincisi sadece bürokratik bir yerde değil, fiili meşru mücadele hattı üstünden devam ediyoruz. Üçüncüsü de şu; memleketin emek sorunları karşısında biz bunların muhatabı değiliz demiyoruz. Memleketteki bütün emek sorunlarını aslında birbirine bağlı sorunlar olarak görüyoruz. Sendikalar ve kitle örgütlerinde bu bakış açısını geliştirebilirsek birleştirici olacaktır.
Yorumlar kapalıdır.