Doğa talanının “sürdürülebilirliği”

Dört bir yanda ekolojik yağma sürerken çevre mücadeleleri de devam ediyor. Son birkaç ekolojik saldırıyı hatırlamak gerekirse: Ocak 2026’da Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), toplam 54.746 hektarlık 182 “maden sahası”nı ihaleye açmıştı. Maden sahası dedikleri köylerimiz, yaşam alanlarımız, ormanlarımız, zeytinliklerimiz. Bu yıl 44 ilde belirli orman alanları Cumhurbaşkanı Kararı ile orman statüsünden çıkarıldı. Dönem dönem verilen bu ormansızlaştırma kararları daha fazla madene, daha fazla inşaata, daha fazla JES’e, HES’e alan açmak için veriliyor. Tek Adam rejimi ekolojik yağmayı sürdürülebilir kılmak istiyor.

Peki bunca maden, HES, JES niye? Neden bunların adını bile duyar duymaz karşı çıkıyoruz, tüylerimiz diken diken oluyor? Çünkü söz konusu olan doğanın öncelenmesi, kamu yararı ve ihtiyaç değil; daima şirketlerin kârı, sermayenin yararı. Sadece ekolojik yıkım pahasına değil; bazen de madenlerde, inşaatlarda çalışan işçilerin hayatı pahasına. Hızla kâr elde etmek isteyen şirketler hükümetin yaptığı kanun değişiklikleriyle, sağladığı prosedür kolaylıklarıyla bir bölgeye girip oranın altını üstüne getiriyor, tesisler denetimsizce işletilip bulunduğu bölgenin canına okuyor, bütün risk kamuya ve bölge halkına bırakılıyor. Çevre mücadelelerinin sebebi tam da bu.

Son dönemdeki çevre mücadelelerinden biri Muş’un Varto ilçesindeki JES karşıtı nöbet. ABD merkezli IGNIS H2 Energy şirketinin yapmak istediği JES’in sondaj çalışmalarına köylüler karşı çıkıyor çünkü proje 16 köyü ve tarım arazilerini etkileyecek. Çadır nöbeti 3 Mayıs’tan beri devam ediyor. Tokat Erbaa’da Maksan Madencilik’in işlettiği taş ocağına karşı 2023 yılından beri mücadele veriliyordu. Çünkü taş ocağı su kaynaklarını, tarihi yapıları ve tarım arazilerini etkiliyor. Erbaa halkının MAPEG’e açtığı ruhsat iptali davası devam ediyor. Ağrı, Diyadin’de ise Güneş Enerjisi Santraline (GES) karşı bir mücadele sürüyor. GES’in verimli meralara ve tarım alanlarına kurulmak istenmesi, köylülerin temel geçim kaynaklarının yok edilmesi anlamına gelecek. Artvin, Ordu, Bingöl, İzmir, Dersim ve daha pek çok yerde gerek hukuki yollarla gerek ormanda, köyde, sokakta nöbetlerle, eylemlerle irili ufaklı direnişler devam ediyor.

Bu yılın başlarında Limak-IC İçtaş ortaklığındaki YK Enerji’nin maden sahasının genişletilmesi amacıyla Milas’ta Akbelen Ormanı ve çevresini kapsayan 679 parsel tarım arazisi ve zeytinlik için Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı verilmişti. Akbelen mücadelesinde bir kazanım elde edildi ve Danıştay, Akbelen’de acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurmaya karar verdi. Ancak bu kazanımın korunması ve Akbelen gibi tüm çevre mücadelelerinin savunulması gerekiyor. YK Enerji Genel Müdür Yardımcısının MAPEG’i “sürdürülebilir” madenciliğin teminatı olarak görmesi, bu gerekliliğin göstergelerinden bir tanesi. Çünkü asıl teminatı rejim ve kapitalizm, yağmacı maden ve enerji şirketlerinin sürdürülebilir kılınması için veriyor.

Yorumlar kapalıdır.