Yasal çerçeve
Erdoğan AKP’nin grup toplantısında “terörü sonlandıracak bir yasal çerçeve” üzerine çalışıldığını ifade etti. AKP’ye yakın gazetelerde buradaki kastın TSK ve MİT’in silah bırakıldığına dair tespit yapma şartına bağlı bir af olduğu yazıldı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Özgürlük Mitingi’nde yaptığı konuşmada çerçevenin açık, net, cesur ve güvenilir olması gerektiğini vurguladı.
Tüm bunların öncesinde Selahattin Demirtaş ise “Az Kaldı” başlıklı yazısında: “Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa (…) yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir,” demişti.
Kürt halkının tüm demokratik haklarının amasız fakatsız tanınması onların en doğal hakkı olduğu gibi, Türkiye’deki tüm işçi ve emekçilerin de çıkarınadır. Bugün Kürt halkına anadilinde konuşma ve geleceğini belirleme hakkı tanımayan yasalar, işçi sınıfının ekmek mücadelesini de tanıyamaz.
Elbette ki en küçük kazanımı bile sahipleneceğiz. Ancak bunların büyük yıkımlara engel olmadığını bir önceki çözüm sürecine bakarak hep hatırlayacağız. Sonuç olarak bu “çerçeve”de sorunlu olan esas etmenler doğal hakların koşullara bağlanması ve aktörlerin inisiyatifinde olması olunca herkesin aklındaki ortak soru şu olmaya devam ediyor: Bahçeli ve Erdoğan gibi süreci iktidarlarının devamı için isteyen figürlerle güvenilir bir barış inşa edilebilir mi?
Peki ne yapmalı?
Her şeyden önce, temel demokratik haklar adı üzerinde temel haklardır ve konjonktüre, iç siyaset dengesine ve muhatabına göre değişmezler. Nasıl ki CHP’li belediyelere kayyum atanan bir atmosferde işçi sınıfının örgütlenme hakkı önündeki engellere karşı çıkıyor, sınırsız örgütlenme hakkını istiyorsak aynı şekilde Kürt halkının tüm demokratik haklarının anayasal garanti altına alınmasından yanayız ve bunu söylemekten geri durmuyoruz.
Barışın her şeyden önce geldiğini, her talepten üstün olduğunu söylüyor bazı Kürt kardeşlerimiz. Elbette ki haklılar. Ancak tarih bize -yenilgileri saymazsak- yavaş yavaş ulaşılan bir barış hiç göstermedi. Katalonya’dan İrlanda’ya, Bask halkına… bakarsak temel demokratik hakların anayasal güvenceye alınmadığı takdirde, tankların şehirlerde dolaşabildiğini görürüz.
Elbette ki kimsenin Kürt halkına “öyle değil, böyle mücadele et”, “onu değil, esas bu hakkı iste” diye buyurma hakkı yok. Ancak Türkiye’de işçi sınıfının ekmek ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin ayrı ele alınamayacak kardeşler olduğunu söylemek herkesin harcı.
Tam da bu noktada “Tamam da nerede bu bahsettiğin emekçiler?” diyor hevallerimiz. Doğru, işçi sınıfı içerisinde Kürt halkına yönelik ayrımcı, dışlayıcı bir yanlış bilincin varlığı inkâr edilemez. Ama siyasetin, hele hele devrimci siyasetin olanı kabullenerek değil, nasıl değiştirilebileceğini düşünerek, kendi programını bunun üzerine inşa ederek yapıldığı inancındayız.
Baskıcı rejimin hiçbir türü Kürt halkının özgür olması halinde yaşayamaz ancak, Kürt halkının özgürleşmesi bilinci ne olursa olsun tüm emekçilerin çıkarına olur.
Demokratik hakları ve ekmeği için arayışta olan kitleleri, asla bu haklardan yana olamayacak düzen partilerinden bağımsızlaştırarak, Kürt halkının temel demokratik haklarını, işçi sınıfının sınırsız örgütlenme hakkını ve az kazanandan az, çok kazanandan çok verginin alındığı bir düzeni garanti eden bir anayasanın hazırlanması için kurucu meclis çağrısında bulunup bunun mücadelesine soyunmak, kalıcı ve güvenilir bir barış ve temel demokratik haklar için emin bir adım olacaktır.
Yorumlar kapalıdır.