Emperyalizme karşı emekçilerin seçeneğini yaratalım
NATO Zirvesi'ne tüm gücümüzle karşı çıkmalı ancak bu güncel görevle yetinmenin ötesine geçerek, antiemperyalist karakteri belirgin bir emek ittifakının inşası için de mücadele etmeliyiz.
1949’da kurulan NATO’yu var eden nesnelliğin merkezinde, bürokratikleşmiş de olsa bir işçi devleti olan Sovyetler Birliği’nin güçlü varlığı ve dünya işçi sınıfının bürokratik frenlerle dizginlense de yok edilemeyen devrimci potansiyeli bulunuyordu.
Son birkaç on yıldır ise emperyalist kurum ve politikaların yeni hallerini şekillendirecek olan koşulların gitgide daha belirgin hale geldiğine şahitlik ettik. Bu yeni nesnellik, emperyalist kapitalizmin içinden çıkamadığı çoklu kriz halidir. 2008’de su yüzüne çıkan ve hâlâ aşılamayan küresel ekonomik kriz, ABD’nin gerilemesi ve Çin’in agresif yükselişiyle belirlenen hegemonya bunalımı, derinleşen iklim krizi ve büyüyen göç krizi bu tablonun temel bileşenleridir. Ekonomik ve siyasi krizlerin keskinleştirdiği rekabet ve yaygınlaştırdığı savaşlar, bu krizleri birbirine bağlayan bir sarmal yaratmakta; bu sarmal da NATO’yu bugün yeniden örgütlenmeye mecbur bırakmaktadır.
Bilindiği üzere ABD, NATO üyelerinin “savunma” harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYH) yüzde 5’ine tekabül edecek şekilde artırmalarını istedi ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu tüm üyeler 2035’e kadar bu hedefe varma taahhüdünde bulundular. 2024 itibarıyla “savunma” için GSYH’den yüzde 2,1 pay ayırmış olan Türkiye’de birkaç yılda böylesine devasa bir bütçe değişikliğinin hayata geçmesinin tek yolu var, o da zaten sefalet koşullarında yaşam savaşı vermekte olan işçi sınıfını şiddetli açlığın kucağına itmek. Peki ne uğruna? Kapitalist tekellerin daha çok semirmesi için girişilen ve en ağır bedeli her ulustan işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ödeyeceği kesin olan emperyalist savaşların yürütülmesine hazırlık uğruna. Filistin’de kelimenin gerçek anlamıyla bir soykırıma imza atan emperyalist-Siyonist haydutluğun işlediği tüm suçların ve emekçi halklara karşı işlenecek benzer yeni suçların da ortağı olmak pahasına…
Tek Adam rejimi, emekçilerin sofrasından çalarak yapacağı bu “bonkörlüğün” karşılığında Avrupa’nın yeni savunma mimarisine eklemlenmeyi ve yerli savaş tekellerinin palazlanması için kendisine pazar sunulmasını istiyor. Avrupa emperyalizmi ise güney kanadını başta göç olmak üzere her türlü sınır ötesi etkiden korumak üzere Türkiye’nin bekçiliğe soyunmasını bekliyor. Masaya konan hayatlar emekçilerin olunca, egemenler arasındaki bu pazarlıkta alan da veren de halinden memnun görünüyor.
Şunu da not etmek gerek, Türkiye’nin emperyalist bağımlılık ilişkileri içerisindeki konumunu perçinlemeye yönelen ve emekçilerin yoksulluğunu daha da derinleştirmesi kaçınılmaz olan bu uzlaşılara ne CHP’nin ne DEM’in esastan itirazı var. Bu apaçık gerçek, “en geniş muhalefet” söyleminin arkasına gizlenip herhangi bir burjuva partisine yedeklenerek yapılan sözde sol siyasetin sınırlarına da işaret ediyor.
Emperyalizmin sadece o veya bu temsilcisine değil tüm emperyalistlere açıkça cephe almadan, NATO başta olmak üzere tüm emperyalist savaş örgütlerinden derhal ayrılmayı ve burada bulunan tüm üsleriyle, teçhizatlarıyla, temsilcileriyle defolup gitmelerini tartışmasız bir hedef olarak sahiplenmeden Tek Adam rejiminden ve kapitalizmden kopuş eksenli bir mücadelenin yürütülemeyeceği açık.
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilmesi hedeflenen NATO Zirvesi’ne tüm gücümüzle karşı çıkmalı ancak bu güncel görevle yetinmenin ötesine geçerek, antiemperyalist karakteri belirgin bir emek ittifakının inşası için de mücadele etmeliyiz.
Yorumlar kapalıdır.