Son dönemde, vakıf üniversitelerinde sözleşme süresinin dolması, bölüm kapatma ve norm kadro gibi bahanelerle birçok öğretim elemanının hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmasına şahit olduk. İstanbul Aydın Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve Arel Üniversitesi başta olmak üzere, sadece İstanbul’da yaz aylarına girerken 150’den fazla akademisyenin işine son verildi. Son 2-3 yılda 500’e yakın işten çıkarılan öğretim elemanı olduğunu hesaba kattığımızda, üniversite emekçilerine yönelik sistematik saldırının boyutlarını görebiliriz.
Üniversite emekçilerine yönelen işten çıkarma saldırılarının, ekonomik krizin bütün faturasını emekçilere kesen Mehmet Şimşek yönetimindeki Orta Vadeli Program’dan bağımsız düşünülemeyeceğini de hatırlayalım. Ekonomi yönetimi nasıl kemer sıkma politikalarını, kaynakları emekçiler yararına harcamak yerine sermayeye teşvik ve vergi afları için araçsallaştırıyorsa, üniversite yönetimleri de bütçe kısma politikalarını bahane edip, tüm faturayı üniversite emekçilerinin üstüne yıkmaya çalışıyor. Ayrıca son dönemdeki işten çıkarmaların nedenleri arasında açıkça söylenmese de sendikal faaliyetler yer alıyor. Bu da, sendikal örgütlenme özgürlüğü karşısındaki saldırıların üniversitelerdeki açık bir örneğidir.
Geçtiğimiz günlerde akademisyenlere saldırının yeni bir boyutu gündem oldu. 2 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’na sunulan “Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, 14 Temmuz 2026 tarihinde ilgili komisyonda görüşülerek kabul edildi. Öğrenci affı düzenlemesinden üniversite-sermaye işbirliği ile ilgili düzenlemelere kadar kanunda birçok madde var. Ancak her torba kanunda olduğu gibi araya sıkıştırılan, diğer “şirin” ve “zararsız” kanun maddelerinin yanında tartışılmayacağı umulan bir kanun maddesi de var. Bu maddeye göre yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun öngördüğü güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar listesine ekleniyor.
Tek adam rejimi bu kanun maddesiyle açıkça politik olarak fişlediği öğretim elemanlarını üniversitelerden uzaklaştırmaya çalışıyor. Hatırlarsak, güvenlik soruşturması uygulamaları 2016’da OHAL rejimi altında Kanun Hükmünde Kararnameler ile hız kazanmıştı. Tek adam rejiminin antidemokratik uygulamalarının yoğunlaştığı bu dönemde, güvenlik soruşturmalarıyla üniversitelerde keyfi ve hukuksuz işten çıkarmalar ve hak ihlalleri yaşanmıştı. 2019’da Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen, 2021’de güvenlik soruşturması uygulamaları, öğretmenleri de kapsayacak şekilde 7315 sayılı kanunla yeniden yasalaştırılmıştı. Bu anlamda, son kanun maddesi rejimin antidemokratik saldırılarının bir devamı niteliğinde.
Diğer yandan, bu kanun maddesi yukarıda değindiğimiz üzere, tek adam rejiminin emekçilere yönelen ekonomik saldırılarının üniversitelerdeki yansımasıdır. İşten çıkarma saldırılarını da düşünürsek, üniversitelerde güvencesizliğin arttığı böyle bir dönemde, güvenlik soruşturmalarıyla binlerce öğretim elemanının çalışma hakkı ihlal edilmek ve ülkedeki diğer tüm emekçiler gibi sefalete mahkûm edilmek isteniyor. Oysa aynı kanun teklifinde üniversite-sermaye işbirliklerini teşvik eden ve bu işbirliklerine ayrılacak kaynakları düzenleyen maddeler de yer alıyor. Yani bu kanun maddesi antidemokratik saldırıların bir devamı olduğu kadar, rejimin ekonomik krizin faturasını emekçilere ödetmeye çalışan politikasının da bir devamı ve üniversitelerdeki yansımasıdır. Sermayeye bütçe ve teşvik var ama emekçiye ara zam bile yok!
Hal böyle olunca üniversitelere yönelik saldırıları münferit değil, sermayenin emekçilere yönelik politik programının ve onun uygulayıcılarının saldırılarının bir parçası olarak görmek gerekir. Tek adam rejiminin emekçilere yönelik ekonomik ve demokratik saldırılarının topyekûn ve programlı karakteri karşısında, bizlerin de birleşik bir mücadele hattı örmesi gerektiği ortada. Eğitim-Sen, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Vakıf Üniversiteleri Birimi, Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Meclisi gibi sendikalar ve meslek örgütleri işten çıkarmalara ve güvenlik soruşturması maddesine tepkilerini ortaya koydu, işten çıkarılan hocaların işlerine iadesini ve güvenlik soruşturması olan 26. maddenin derhal geri çekilmesi talebini öne sürdü. Ayrıca, Eğitim-Sen güvenlik soruşturmalarının çalışma hakkını ihlal edeceğini söyledi. Bizim yapmamız gereken ise bu yasa teklifine karşı mücadeleyi ulusal düzeyde işten çıkarmaların yasaklanması, çalışma hakkının garanti altına alınması ve sendikal örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması talebiyle emekçilerin acil eylem programının bir parçası haline getirmek. Ancak bu sayede güvenlik soruşturması kanunlarını geri çektirebilir ve hem ülke genelinde hem de üniversitelerde işten çıkarmaların önüne geçebiliriz.
